4 Yaşındaki Çocuk, Ayın Karanlık Tarafındaki Kapıdan Bahsetti!

.
.
.

Ayın Karanlık Tarafındaki Kapı

Dört yaşındaki bir çocuğun dünyası genellikle basittir. Dokunabildiği oyuncaklar, annesinin sesi, evin kokusu… Her şey tanıdık, güvenli ve anlaşılırdır. Ama bazen, o küçük dünyaların içinde açıklaması zor çatlaklar oluşur.

Aras için o gün, sıradan bir gün gibi başlamıştı.

İzmir’de hava kapalıydı. Gökyüzü griydi, sanki şehirle birlikte nefes alıp veren ağır bir battaniye gibi her şeyi örtüyordu. Evin içinde ise günlük hayatın sıradan ritmi devam ediyordu. Annesi Sema mutfakta yemek hazırlıyor, babası Murat işten dönmeyi bekliyordu.

Her şey normaldi.

Ta ki Aras camın önüne geçene kadar.

Sema, oğlunun uzun süre sessiz kaldığını fark ettiğinde mutfaktan salona geçti. Aras pencerenin önündeki koltuğa tırmanmış, alnını cama dayamıştı. Hiç hareket etmiyordu. Bu, onun için alışılmadık bir durumdu. Normalde kıpır kıpır olan bir çocuktu.

“Aras?” diye seslendi annesi.

Cevap gelmedi.

Çocuk sadece parmağını kaldırdı ve gökyüzünü işaret etti.

Ay henüz tam görünür değildi. Silik, soluk bir leke gibi bulutların arasından seçiliyordu.

Sema yanına yaklaştı.

“Oğlum, neye bakıyorsun?”

Aras fısıldadı:

“Görmüyorlar anne…”

Sema önce gülümsedi. Bunun bir oyun olduğunu düşündü.

“Neyi görmüyorlar?”

Aras gözlerini aydan ayırmadan konuştu:

“Ayın saklı tarafı var… ve orada bir kapı var.”

Sema’nın içinden soğuk bir ürperti geçti.

“Nasıl bir kapı?”

Aras yavaşça cevap verdi:

“Kapı yürüyor anne… kapı yürüdükçe arkadakiler susuyor.”


Çizim

O akşam Murat eve geldiğinde Sema olanları anlatmakta tereddüt etti. Ama Aras’ın davranışları devam edince konu açıldı.

Yemek sırasında Aras birden babasına döndü:

“Senin haritalarında orası boş mu baba?”

Murat kaşlarını kaldırdı.

“Hangi haritalar?”

“Yukarıdaki haritalar… ışığın bittiği yer.”

Aras koşarak odasına gitti ve resim defterini getirdi.

Sayfayı açtı.

Ortada kusursuz bir daire vardı.

Ama garip olan şuydu: dairenin içi boştu. Ve tam sınırında küçük bir nokta vardı. Ne içerde ne dışarda… tam çizginin üzerinde.

Oradan dışarı doğru bir ok çizilmişti.

“Burada bakmıyorlar,” dedi Aras.

Murat gülümsedi.

“Bu sadece bir çizim oğlum.”

Ama Sema gülmüyordu.

Çünkü Aras’ın parmakları titriyordu.


Bilimin Açıklaması

Murat mühendis bir adamdı. Mantık onun için her şeydi.

Telefonunu çıkarıp Ay’ın yüzeyini göstermeye başladı.

“Bak,” dedi, “Ay’da aydınlık ve karanlığı ayıran bir çizgi var. Buna terminatör çizgisi denir. Gölgeyle ışığın sınırı.”

Sema dikkatle dinliyordu.

Murat devam etti:

“Bu çizgi hareket eder. Ay döndükçe yer değiştirir.”

Sema’nın gözleri büyüdü.

“Yani… yürür mü?”

Murat duraksadı.

“Evet… teknik olarak yürür.”

O an odada sessizlik oluştu.

Dört yaşındaki bir çocuk… bunu nasıl tarif etmişti?


Sinyal

Ertesi gün Aras tekrar çizim yaptı.

Bu kez nokta biraz yer değiştirmişti.

Sema yavaşça sordu:

“Orada ne var oğlum?”

Aras kalbini işaret etti.

“Gözümle görmüyorum… buramla hissediyorum.”

“Ne hissediyorsun?”

“Işık yok… ama sinyal var.”

Bu kelime, Sema’yı derinden sarstı.

Sinyal.

Bir çocuğun kullanmayacağı kadar teknik bir kelime.


Deney

Murat bu durumu test etmeye karar verdi.

Evdeki tüm elektronik cihazları kapattı. Telefonlar, televizyon, modem…

Sonra eski bir radyo getirdi.

Boş bir frekansa ayarladı.

O tanıdık beyaz gürültü odayı doldurdu.

“Dinle bakalım,” dedi.

Aras gözlerini kapattı.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra…

Parmaklarıyla masaya ritim vurmaya başladı.

1… 2… 1… 2… 3…

Düzenliydi.

Tesadüf değildi.

Sema’nın nefesi kesildi.

Çocuk, radyodaki kaosun içinde bir düzen duyuyordu.


Gölge Çizgisi

Bir akşamüstü, güneş batarken, duvarda uzun bir gölge oluştu.

Aras gidip o çizgiye dokundu.

“İşte böyle yürüyor,” dedi.

“Kapı düz değil… eğri.”

Sema defteri getirdi.

“Bana sadece kapıyı çiz.”

Aras bir dikdörtgen çizmedi.

Bir hilal çizdi.

Kalın bir çizgi.

“Burası nefes alıyor,” dedi.


Gözlem Gecesi

Bir gece balkon kapısını açtılar.

Gökyüzü açıktı.

Ay yarım haldeydi.

Tam sınır çizgisi belirgindi.

Murat Aras’ı kucağına aldı.

“Göster bakalım.”

Aras parmağını kaldırdı.

“Orada.”

Tam terminatör çizgisi.

“Şu an duyuyor musun?” diye sordu Murat.

Aras gözlerini kıstı.

“Çok ses var… şehir bozuyor.”

Sonra parmağını kaydırdı.

Tam sınırda durdu.

“Burada… biri nefes alıyor, biri değil.”

Parmaklarıyla ritim tuttu.

Ama bu kez daha yavaştı.

“Neden yavaşladı?” diye sordu Sema.

“Kapı kapanıyor,” dedi Aras.

“Işık çoğalıyor.”


Unutanlar

“Kim geçemiyor?” diye sordu Murat.

Aras ona baktı.

Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

“Unutanlar…”

“Hatırlamayanlar…”

“Onlar orada bekler.”

Bu sözler, geceyi daha soğuk hale getirdi.


Yıllar Sonra

Zaman geçti.

Aras büyüdü.

Her şey unutulmuş gibiydi.

Ta ki 12 yaşına kadar.

Bir ay tutulması gecesi…

Tam karanlık çöktüğünde Aras fısıldadı:

“Kapı yok… duvarlar yıkıldı… hepsi geçiyor…”

Sonra kendine geldi.

Hiçbir şey hatırlamıyordu.


Son

Aras artık 14 yaşındaydı.

Bir gün sınıfta tahtaya Ay çizdi.

Ve istemsizce o kalın çizgiyi ekledi.

Öğretmeni sordu:

“Bu ne?”

Aras durdu.

Bir an düşündü.

Sonra yavaşça dedi:

“Orası… nefes alıyor.”


Işık ne kadar güçlü olursa olsun…

Gölge her zaman bir yerde kalır.

Ve bazen…

En büyük sırlar,

ışığın bittiği yerde başlar.