DUL KADIN ORMANIN ORTASINDA GIZLI BIR YERALTI EVI KEŞFEDER… VE ORADA BULDUĞU HER ŞEYI DEĞIŞTIRIR

.
.

.

Dul Kadın Ormanın Ortasında Gizli Bir Yeraltı Evi Keşfeder… Ve Orada Bulduğu Her Şeyi Değiştirir

Ayşe Yılmaz, Bolu’nun ormanlarına bakan eski evinin mutfağında otururken, elinde bir mektup tutuyordu. Mektubu açalı saatler olmuştu ama hala okuduğu kelimelere inanamıyordu. Eşi Mehmet’i üç ay önce bir inşaat kazasında kaybetmişti. Hayatındaki sessizlik, acı ve özlem her gün biraz daha derinleşmişti. Şimdi ise karşısında, kimden geldiği belli olmayan bir mektup vardı. Kısa bir not ve kaba bir harita. “O gerçeği bilmeni istedi,” diyordu mektup. Ayşe’nin elleri titriyordu. Mehmet sır saklayan biri değildi; en azından Ayşe yirmi iki yıllık evliliklerinde hep böyle inanmıştı. Ama mektubun gösterdiği yer, evin arkasındaki ormanda, çocukluğundan beri bildiği ağaçların arasında bir noktayı işaret ediyordu.

Ayşe, haritayı defalarca inceledi. Mektubun göndereni yoktu, kağıt sıradandı, el yazısı ise yazısını gizlemeye çalışan birine aitti. Kim, neden böyle bir şey yapardı? Mehmet’in ona hiç bahsetmediği bir sırrı mı vardı? Salonda saatlerce bir o yana bir bu yana yürüdü. Sonunda, merakı korkusunu yendi. Yürüyüş botlarını giydi, küçük bir kürek aldı ve ormana doğru yürüdü. Sonbaharın kuru yaprakları ayaklarının altında çıtırdıyordu. Ağaçların arasından süzülen ışık, yolu mistik bir atmosfere bürüyordu. Haritadaki işaretleri takip ederek, mülkün sınırını belirleyen dikenli telin yanından geçti. Daha önce hiç gitmediği bir bölüme adım attı. Arazi yavaşça yükseliyordu, Ayşe birkaç kez durup nefeslenmek zorunda kaldı. 63 yaşında, Mehmet’in kaybından sonra daha da zayıflamıştı.

Harita, büyük bir kaya gösteriyordu. Ayşe onu buldu ve kuzeydoğuya doğru elli metre daha ilerledi. Adımlarını saydı, etrafına baktı. Başta hiçbir şey göremedi. Sonra, yaprakların arasında yarı çürümüş tahta levhalar fark etti. Bitki örtüsüne gizlenmiş bir kapak. Diz çöküp yaprakları temizledi, tahta kapağı ortaya çıkardı. Paslı menteşeleri olan dikdörtgen bir kapaktı bu. Ayşe kalbinin hızlandığını hissetti. Mehmet gerçekten burada, ondan bile gizli bir şey mi inşa etmişti? Büyük bir çabayla kapağı kaldırdı. Nemli toprak ve eski ahşap kokusu yükseldi. Telefonunun fenerini açtı, aşağıya baktı. Küçük, rustik bir merdiven aşağıya iniyordu. Her basamağı dikkatlice test ederek indi. Sonunda, şaşırtıcı derecede iyi korunmuş bir yeraltı odasına ulaştı.

Oda küçüktü, ikiye üç metre kadar. Duvarlar işlenmiş ahşapla kaplanmıştı, zemin sağlam tahtalarla döşenmişti. Duvarda küçük bir raf vardı. Üzerinde Ayşe’nin nefesini kesen bir şey: kendisinin ve Mehmet’in, bazılarının varlığından bile haberdar olmadığı fotoğrafları. Ayrıca dikkatlice düzenlenmiş bir ayakkabı kutusu ve bir evrak klasörü vardı. Elleri titreyerek ilk fotoğrafı aldı. Salondaki kanepede uyurken çekilmişti. Arkasında Mehmet’in el yazısıyla bir not: “Zor bir iş gününden sonra dinlenen Ayşe huzur içindeyken ne kadar güzel olduğunu bilmiyor.” Ayşe gözleri dolu dolu diğer fotoğraflara baktı. Bahçede gülleri dikerken, yemek yaparken, kitap okurken, komşularla sohbet ederken… Hepsinin arkasında Mehmet’in şefkatli notları vardı. Hayatlarının en sevdiği anlarını gizlice belgeliyormuş gibi.

Evrak klasörünü açınca kafa karışıklığı tam bir şaşkınlığa dönüştü. Belgeler, tanımadığı bir hesaba her ayın on beşinde düzenli olarak yapılan banka havalelerini gösteriyordu. Tutarlar küçümsenecek gibi değildi: son beş yıldır aylık üç bin lira. Mehmet bu havalelerden hiç bahsetmemişti. Ayşe, ailenin mali durumunu bildiğini sanıyordu. Emekli bir öğretmen ve belediye kütüphanesinde çalışan biri olarak plansız harcamalar için fazladan kaynakları yoktu. Mehmet bu parayı nasıl ayırıyordu? Belgeleri incelemeye devam etti. Bir dizi inşaat malzemesi fişi buldu. Kereste, çivi, vernik… Tarihler, Mehmet’in arkadaş Ahmet’in evindeki tadilatlara yardım ettiğini söylediği hafta sonlarıyla örtüşüyordu. Artık şüphe uyandırmadan bu saklanma yerini nasıl inşa ettiğini anlıyordu.

Ayakkabı kutusunun dibinde Ayşe’yi tamamen sersemleten bir fotoğraf buldu. Mehmet, genç bir kadın ve bir çocukla sarılmıştı. Kadın otuzlu yaşlarında, kahverengi saçlı, ışıl ışıl gülümsüyordu. Kız çocuğu sekiz yaşlarında ve yüz hatları Mehmet’i belli belirsiz andırıyordu. Fotoğrafın arkasında bir not: “Sevgili Mehmet’e tüm sevgi ve minnetimizle, bizim için yaptıkların için teşekkürler. Elif ve Zeynep.” Ayşe’nin ayaklarının altındaki zemin yok olmuş gibi hissetti. Elif ve Zeynep kimdi? Mehmet neden onlarla bu kadar şefkatle sarılmıştı? Aylık havaleler onlar için miydi? Yıllarca çocuk sahibi olmayı denemiş, başaramamışlardı. Mehmet böyle bir şeyi onun arkasından yapar mıydı? Sonsuz sadakat yemini eden adam mı?

Fotoğrafları defalarca inceledi. Yer, arka planda oyun parkları olan bir parktı. Mehmet geçen Noel’de hediye ettiği mavi gömleği giymişti. Fotoğraf kesinlikle yakın tarihliydi. Onun hala hayatta olduğu ve görünüşe göre bu insanlarla düzenli iletişimde bulunduğu bir zamanda çekilmişti. Küçük bir defterde Mehmet’in el yazısıyla notlar vardı: “Elif, Zeynep’in okulda iyi gittiğini söyledi… Okul malzemeleri için ekstra para göndermeyi hatırlamam gerek… Zeynep’in doğum günü, hediye al…” Ayşe küçük ahşap tabureye oturdu. 22 yıldan fazla birlikte yaşadığı adam, onun hakkındaki algısını tamamen değiştiren sırlar saklıyordu.

Mektuplar buldu. Hepsi Mehmet’e adreslenmiş, Elif tarafından gönderilmişti. İlk mektup beş yıl öncesine ait bir teşekkür mektubuydu. “Mehmet, bu zor zamanda yardımların için minnettarlığımı nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Çıkış yolu kalmadığını düşündüğümde bir melek gibi çıkageldin…” Diğer mektuplar maddi zorluklardan, tek başına bir kız çocuk büyütmenin zorluklarından, Mehmet’in yardımları için duyulan minnettarlıktan bahsediyordu. Ancak hiçbirinde romantik bir ilişkiye ya da Mehmet’in çocuğun babası olduğuna dair bir işaret yoktu. Elif hep saygı ve resmiyetle yazıyordu. Sanki Mehmet bir sevgili değil, cömert bir hayırseverdi. Sık sık Ayşe’den bahsediyor, bir gün bu kadar iyi ve cömert bir adamla evli olma şansına sahip kadını tanımayı umduğunu söylüyordu.

Ayşe, Elif’in kimliği hakkında daha fazla ipucu aradı. Klasörün dibinde Zeynep’in doğum belgesini buldu. Babanın adı boştu, annenin adı Elif Kaya’ydı. Kaya, Ayşe’nin evlenmeden önceki soyadıydı. Elif’in yüz hatlarını, gözlerini, burnunu dikkatlice inceledi. Yavaş yavaş yılların ardından Ayşe tanıdık özellikleri fark etti. Elif, Ayşe’nin küçük kız kardeşiydi. On beş yaş küçük Elena. On yıl önce şiddetle kavga etmişler, o zamandan beri hiç görüşmemişlerdi. Elena, evli bir adamla ilişkiye girmiş, hamile kalmış, kürtaj olmayı reddetmişti. Ayşe ona ultimatom vermişti: ya o durumdan kurtulacaktı ya da ailede hoş karşılanmayacaktı. Elena hamileliği sürdürmeyi seçti, Ayşe de tehdidini yerine getirdi. On yıl boyunca Ayşe kararından dönmedi. Yeğeniyle tanışmayı reddetti, her türlü barışma olasılığına kapandı.

Mehmet defalarca Ayşe’yi Elena’yı affetmeye ikna etmeye çalışmıştı. Ama Ayşe hep huzurunu bozmak istemediğini söylemişti. Şimdi Mehmet’in aileyi bir araya getirme fikrinden asla vazgeçmediğini öğreniyordu. Gizlice Elena ile iletişimde kalmış, ona maddi yardım etmiş, Zeynep’in büyümesini takip etmişti. Ayşe’nin kopardığı aile bağlarını korumuş, gelecekteki bir barışma umudunu canlı tutmuştu. Ayşe, Elena’nın mektuplarını yeni bir bakış açısıyla tekrar okudu. Karısına yapılan göndermeler farklı bir anlam kazandı. Elena, Ayşe’nin tam olarak kim olduğunu biliyordu. Sadece Mehmet’in karısı değil, onu reddeden kız kardeşiydi. Affetme ve barışma umuduna dair sözler, özellikle Ayşe’ye yönelikti.

En yeni mektup, Mehmet’in kazasından bir ay önce yazılmıştı. “Mehmet, bunu Ayşe’nin bir gün beni affedeceğine inandığın için yaptığını biliyorum. Ama ona yalan söylediğini bilerek artık yardımını kabul edemem. Zeynep büyüyor ve aile hakkında sorular soruyor. Onun hiç teyzesi yokmuş gibi büyümesi adil değil…” Elena, Mehmet’e bir süre koymuştu. Gerçeği Ayşe’ye anlatmazsa yardımı kabul etmeyecekti. Ayşe, Mehmet’in hayatının son aylarında korkunç bir ikilem yaşadığını fark etti. Bir yanda eşine olan sadakati, diğer yanda yardıma muhtaç görümcesi ve yeğenine duyduğu şefkat. Mehmet’in desteği olmadan Elena’nın durumu çok daha zorlaşacaktı.

Ayşe, Elena’nın adresini buldu. Şehrin sadece yirmi dakika araba mesafesinde, sade bir mahallede yaşıyorlardı. On yıl boyunca coğrafi olarak bu kadar yakın, duygusal olarak ise bu kadar uzak yaşamışlardı. Zeynep’in okulu, etkinlikleri, kişisel zevkleri hakkında notlar vardı. Mehmet, yeğenini bir büyükannenin torununu tanıdığından daha iyi tanıyordu. Kızın hayatındaki her önemli aşamayı belgelemişti. İlkokul günü, süt dişlerini kaybetmesi, okul gösterileri, başarıları… Zeynep’in yıllar içinde Mehmet için yaptığı resimler vardı. Ayşe teyze olarak tanımlanan bir kadın figürü vardı çoğunda. Elena, kızının hafızasında hiç tanışmadığı teyzesinin varlığını canlı tutmuştu.

Ayşe, yeraltı evinde ağlamaya başladı. Zeynep, tanımadığı bir teyzesinin reddini taşıyarak büyümüş, yine de sevgi ve umut beslemişti. Elena kızını onları reddeden aileyi sevmek üzere yetiştirmişti. Ayşe, Elif hakkında kurduğu her şeyi sorgulamaya başladı. Onu sorumsuz, olgunlaşmamış, kötü kararlar veren biri olarak görmüştü. Ama mektuplar, kızını tek başına büyütmeye çalışan, onurunu koruyan bir kadını gösteriyordu. Mehmet’in sakladığı Zeynep’in okul raporu, örnek bir çocuğu gösteriyordu. Elif, zorluklara rağmen harika bir kız yetiştirmişti. Ayşe, Elif’i sadece kriz anına dayanarak yargıladığını fark etti. Onu 20 yaşındaki şaşkın genç kız olarak kalmaya mahkum etmişti.

Yeraltı evinde son olarak Mehmet’in Ayşe’ye yazdığı bir mektup buldu. “Sevgili Ayşem, bana bir şey olursa açılmak üzere…” Mektup bir sevgi beyanı ve sırlar sakladığı için özür dilemeyle başlıyordu. Her şeyin üzerinde evliliği korumak için yaptığını açıklıyordu. Elena’ya yardım etmeye tesadüfen başladığını, onu bir doktor randevusunda ağlarken bulduğunu anlatıyordu. Ayşe’nin onunla ilişkisini kesmiş olmasına rağmen kız kardeşinin acısını görmezden gelememişti. Elena’ya gizlice yardım etmeye başlamıştı. Yıllar geçtikçe Zeynep’e bağlanmıştı. Mehmet’in yıllardır yaşadığı ikilem ortadaydı. Sevdiği ama bir arada yaşamayı reddeden iki insanı nasıl bir araya getirebilirdi? Bir gün Ayşe’nin affetme yolunu bulacağı umuduyla aile bağlarını canlı tutmuştu.

Ayşe, mektubu gözyaşlarıyla okudu. Mehmet, yükü yıllarca taşımış, herkesi korumaya çalışmış, Ayşe’nin çoktan gömdüğü bir umudu canlı tutmuştu. O, Ayşe’nin bir gün Elena’yı affedip affetmeyeceğini bilmeden, ailenin yeniden bir araya geldiğini görmeden ölmüştü. Akşam üzeri sona ererken Ayşe yeraltındaki evden çıktı. Tüm belgeleri ve fotoğrafları sakladı. Keşfettiklerini sindirmek için zamana ihtiyacı vardı. Bütün gece uyanık kaldı. Fotoğraflara baktı, mektupları okudu. Zeynep, zorluklara rağmen güzel ve mutlu bir kıza dönüşmüştü. Elena, hala o anlamlı göz ifadesini koruyordu.

Ertesi gün Ayşe bir karar verdi. Mehmet’in bıraktığı adresi alıp Elena’nın yaşadığı mahalleye gitti. Ev sade ama bakımlıydı. Küçük bir bahçede Zeynep oynuyordu. Ayşe uzaktan bile fotoğraflardan tanıdı. Kız küçük saksılara tohum ekiyordu. Ayşe yavaşça yaklaştı, çitin arkasından seslendi. Zeynep yüzünü kaldırdı, merakla baktı. “Merhaba, birini mi arıyorsunuz?” dedi. “Elif’i arıyorum,” dedi Ayşe. Elif arka kapıda göründü. Ayşe’yi görünce yüzü şaşkınlık, umut ve korku arasında gidip geldi. “Ayşe…” diye fısıldadı. “Merhaba Elif,” dedi Ayşe. Elif yavaşça yaklaştı. “Sen… neden?” “Bir mektup aldım,” dedi Ayşe. “Mehmet hakkında bazı şeyleri öğrenmemi sağladı.”

Elif’in yüzü acı ve anlayışla buruştu. “O mu anlattı?” “Tam olarak değil. Bazı şeyleri saklamış…” Zeynep oyunu bırakmış, konuşmayı dikkatle izliyordu. “Bu Zeynep,” dedi Elif, “Senin Ayşe teyzen.” Zeynep’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Gerçek Ayşe teyze?” Ayşe, kızın sevinciyle kalbinin parçalandığını hissetti. “Evet, ben senin Ayşe teyzenim.” Zeynep saksıları bıraktı, çite koştu. “Ayşe teyze, hep tanımak istedim seni. Annem senin çok güzel olduğunu söylerdi.” Kızın doğallığı Ayşe’nin tüm engellerini yıktı. Elini çitin arasından uzattı, Zeynep sıkıca tuttu. “Öğle yemeğine kalacak mısın? Annem dünyanın en güzel makarnasını yapar.”

Elif gözlerinde yaşlarla yaklaştı. “Ayşe, seni görünce inanamadım. Bunca yıldan sonra girebilir miyim?” “Konuşacak çok şeyimiz var,” dedi Ayşe. Elif bahçe kapısını açtı. Ayşe küçük, bakımlı bahçeye girdi. Zeynep elini bırakmıyor, durmadan konuşuyordu. “Teyze, sana mektup yazdığımı biliyor muydun? Mehmet amca bir gün hepsini okuyacağını söylemişti.” Ayşe gözyaşları arasında gülümsedi. Elif, “O ara sıra ziyarete gelirdi. Zeynep ona çok bağlandı. Bana hediye getirirdi,” dedi. Zeynep, “Seninle tanışınca benden hoşlanacağını hep söylerdi. Anneme benzediğini, sadece biraz daha sert olduğunu…” Ayşe gülmek zorunda kaldı. Bu, Mehmet’in zor bir durumu hafifletmek için söyleyebileceği bir şeydi.

Elif Ayşe’yi evin içine götürdü. Ortalık basit ama sıcaktı. Zeynep’in okul çalışmaları ve aile fotoğraflarıyla dekore edilmişti. Ayşe fotoğraflarda Elif ve Zeynep’i gördü. Mehmet’in de aile dostu pozisyonunda olduğu birkaç fotoğraf vardı. “Lütfen oturun,” dedi Elif. “Kahve ister misin?” “Kahve iyi olur.” Elif mutfakta kahve hazırlarken Zeynep Ayşe’nin yanına oturdu, hala elini tutuyordu. “Teyze, neden önce hiç bizi ziyarete gelmedin?” Kızın masum sorusu Ayşe’nin kalbine bıçak gibi saplandı. “Bu karmaşıktı Zeynep. Bazen yetişkinler aptalca şeyler yüzünden kavga eder ve barışmak çok uzun sürer. Ama artık hep geleceksin değil mi?”

Elif mutfaktan kahveyle döndü. Zeynep, “Ayşe, teyzeni biraz rahat bırak,” dedi. “Hayır, sorun değil,” dedi Ayşe. “O harika Elif. O benim hayatım.” Elif kahveyi servis ederken, “Son yıllarda yapabildiğim tüm iyi şeyler onun sayesinde oldu,” dedi. İki kız kardeş birbirlerini izledi. Elif’in anlamlı gözleri, yüzünde yeni bir olgunluk vardı. “Seni hiç özlemediğim bir gün geçmedi,” dedi Elif. “Yanlış şeyler yaptığımı biliyorum. Ama Zeynep’i doğurmayı seçtiğim için asla pişman olmadım. O başıma gelen en iyi şey.” Ayşe, “Doğru yapmışsın. O çok güzel bir çocuk,” dedi.

“Bu yıllarda çok büyüdüm Ayşe. Sorumlu olmayı, mücadele etmeyi, istediğimi elde etmek için çalışmayı öğrendim. Mehmet hep bana bir şans versen benden gurur duyacağını söylerdi.” Mehmet’ten bahsetmek iki kız kardeşi de duygulandırdı. “O bizden asla vazgeçmedi, değil mi?” dedi Ayşe. “Asla. Bir gün ailenin yeniden bir araya geleceğine inanıyordu.” Ayşe, “Parayı biliyorum Elif. Tüm belgeleri buldum.” Elif başını öne eğdi. “Kabul etmemeye çalıştım Ayşe. Yemin ederim çalıştım. Ama Zeynep’i tek başıma geçindiremediğim zamanlar oluyordu. Mehmet hep bunun aile parası olduğunu, koşulları bilseydin onaylayacağını söylerdi ve haklıydı.”

“Eğer sıkıntı çektiğinizi bilseydim ben de yardım ederdim,” dedi Ayşe. Elif şaşırdı. “Ben seninle kavga ettim. Zeynep’le değil. Ona daha geniş bir aile sahibi olma fırsatını vermeyerek bencilce davrandım.” Zeynep çizimlerle dolu bir dosyayla döndü. “Ayşe teyze bak, senin için ne kadar çok resmim var!” Ayşe dosyayı açtı, onlarca farklı şekilde tasvir edilmişti. Prenses, öğretmen, peri… Hep mutlu aile bağlamlarında. Birçok çizimde Zeynep aileyi bir araya getirmişti. Kendisi, Elif, Ayşe ve Mehmet hep birlikte doğum günü partilerinde. “Bu geçen Noel’den,” dedi Zeynep, “Sen bizimle olsaydın nasıl olurdu diye hayal ettim.”

Ayşe, “Noel’i severim,” dedi. “O zaman gelecek sefere sen de gel.” Zeynep’in masumiyeti Ayşe’nin yıllar içinde inşa ettiği tüm savunmaları yıkıyordu. O çocuğu geniş bir aileye sahip olmanın neşesinden nasıl mahrum bırakabilmişti? Elif, “Senden özür dilemem gerekiyor,” dedi Ayşe. “Anlayışsız, gururlu, zalimce davrandım. Sen gençtin, korkmuştun. Desteğe ihtiyacın vardı. Ve ben tam aileye en çok ihtiyacın olduğu anda sana sırtımı döndüm.” Elif, “Gerek yok,” dedi. “Var. Gerçekten var. Durumunu anlamaya çalışmadan yargıladım seni. Kendi gururum yüzünden hep sevdiğim küçük kız kardeşimi düşmana dönüştürdüm. Ve bu yüzden ikinizin de hayatından on yıl kaybettim.”

Elif artık açıkça ağlıyordu. “Benim de suçum var. Daha fazla ısrar etmeliydim. Yakınlaşmanın başka yollarını aramalıydım.” “Hayır Elif. Aşılmaz bir duvar ören bendim. Mehmet beni defalarca ikna etmeye çalıştı. Ben ise senin adını bile duymayı reddettim hep.” Zeynep çizimleri karıştırmayı bıraktı, ağlayan iki kadına endişeyle baktı. “Neden üzgünsünüz? Ben yanlış bir şey mi yaptım?” “Hayır canım,” dedi Ayşe, kızı kendine çekip sarıldı. “Üzgünüz çünkü uzun zamandır görüşemedik. Ama şimdi tekrar birlikteyiz ve hep birlikte olacak mıyız?” Ayşe gözlerinde umutla Elif’e baktı. “Evet olacağız. Annen izin verirse sizin hayatınızın bir parçası olmayı çok isterim.”

Günün geri kalanı çabucak geçti. Zeynep oyuncaklarını, kitaplarını, hayallerini anlattı. Ayşe zeki, şefkatli ve hayat dolu bir yeğeni olduğunu keşfetti. Elif, tek başına çocuk büyütmenin zorluklarını, yaptığı işleri, güçlü olmayı öğrendiğini anlattı. Zeynep’i okuldan alabilecek saatlere öncelik vererek fırınlarda, mağazalarda çalışmıştı. Kendisini kızına adamıştı. Mehmet, “Güçlü olmamız gerektiğinde hayal ettiğimizden çok daha fazlasını yapabileceğimizi keşfederiz,” derdi.

Ayşe gitme vakti geldiğinde Zeynep bacağına yapıştı. “Yarın gelecek misin teyze?” “Gelecek cumartesi gelsem nasıl olur? Bütün günü birlikte geçirebiliriz ve burada kalabilirsin.” Ayşe uygun olup olmayacağını sorgularcasına Elif’e baktı. “İstersen tabii ki kalabilirsin. Burası hep senin de evin oldu,” dedi Elif.

İzleyen haftalarda Ayşe, Elif ve Zeynep’i düşünmekten alamadı kendini. Mehmet’in yeraltı evini tekrar ziyaret etti. Artık anlıyordu ki orası ihanetlerin saklanma yeri değil, sevgi ve umudun sığınağıydı. Tüm belgeleri ve fotoğrafları yeniden düzenledi. Yeraltı evi, aile hafızasını barışma anına kadar korumuştu. Artık yeni bir şeye dönüştürülebilirdi.

Ertesi cumartesi Ayşe hediyelerle dolu olarak Elif’in evine vardı. Zeynep için kıyafetler, kitaplar almıştı. Elif için ise aile fotoğrafları albümünü getirmişti. Zeynep hediyeleri sevinçle açtı. En çok duygulandıran şey ise Ayşe’nin “Bana tıpkı annenin çocukken seslendiği gibi Ayşe teyze demeni istiyorum,” demesiydi. “Ayşe teyze!” diye bağırdı Zeynep, “Sen dünyanın en iyi teyzesisin.”

Hafta sonları üçü yeni bir aile dinamiği oluşturdular. Ayşe, Zeynep’e Mehmet’in sevdiği çikolatalı keki yapmayı öğretti. Elif, kızının odasını nasıl dekore ettiğini gösterdi. Zeynep, Ayşe’yi tüm komşulara tanıtmakta ısrarcı oldu. Pazar akşamı Elif, Ayşe’yi özel bir konuşma için kenara çekti. “Kendini hiçbir şeye mecbur hissetmeni istemiyorum. Bir seferde telafi edilecek çok yıl olduğunu biliyorum.” “Elif, yıllar sonra ilk kez tam hissediyorum kendimi. İkiniz, Mehmet’in her zaman ihtiyacım olduğunu bildiği ailesiniz.”

Sonraki aylar üç kadının hayatında kademeli bir dönüşüm getirdi. Ayşe, Elif ve Zeynep’i düzenli olarak ziyaret etmeye başladı. Yeğeninin hayatındaki önemli kararlara katıldı. Elif, nihayet sorumlulukları ve sevinçleri paylaşabileceği bir aile üyesine sahip oldu. Ayşe teyze olmayı sevdiğini ve Zeynep’e verecek çok sevgisi olduğunu keşfetti. Zeynep, teyzesinin varlığıyla çiçek açtı. Her zaman hayalini kurduğu geniş aileye kavuştu.

Yeraltı evini birlikte temizleyip yeniden düzenlediler. Zeynep, sohbet edebilecekleri, yağmurlu günlerde piknik yapabilecekleri bir aile sığınağına sahip olma fikrini çok sevdi. Ayşe küçük mobilyalar getirdi. Elif bitkilerle ortamı sıcaklaştırdı. Zeynep duvarları en yeni çizimleriyle süsledi. Artık gerçekten bir araya gelmiş bir aileyi gösteriyordu. Yeraltı evi, yeniden kazanılmış ailenin duygusal kalbine dönüştü.

Bir gün gizli bir bölme buldular. İçinde Mehmet’in bıraktığı bir sürpriz vardı: Zeynep için sonraki beş yıla ait doğum günü ve Noel hediyeleri. Her hediye paketlenmiş, uygun yaşla etiketlenmişti. Hediyelerin arasında üç kadına birlikte hitap eden bir mektup vardı. “Bu okuyorsanız en büyük hayalim gerçekleşmiş demektir. Artık fiziken yanınızda olmasam da Zeynep’in doğum günlerine katılmaya devam etme şeklimdir…”

Zaman geçtikçe Ayşe ve Elif kavgadan önce sahip olduklarından bile daha derin bir ilişki geliştirdiler. Ayşe, Elif’e maddi olarak yardım etmeye başladı. Zeynep, iki anne figürünün varlığından büyük ölçüde faydalandı. Elif ana kararları alan anne, Ayşe ise danışman teyze oldu. Birlikte Zeynep’in yeteneklerini ve ilgi alanlarını tam aile desteğiyle keşfettiler.

Barışmadan bir yıl sonra Ayşe, Mehmet’le yaşadığı büyük evi sattı ve daha küçük, aynı arazide bir mülk aldı. Elif ve Zeynep, bağımsızlıklarını koruyarak ama her zaman birlikte olacak kadar yakın yaşadılar. Bahçeye Mehmet’in anısına bir ağaç diktiler. Orada sohbet ettiler, Zeynep’in okuduğu bir bank yerleştirdiler. Aile toplantıları, önemli kutlamalar orada yapıldı.

Mehmet’in doğum gününde üç kadın, yeraltı evinde özel bir tören düzenledi. Tüm mektupları okudular, sabrı ve sevgisi için teşekkür ettiler. Aileyi bir arada tutma sözü verdiler. Zeynep, “Sevdiğim insanlara onların ne kadar önemli olduğunu her zaman söyleyeceğim,” dedi. Tören bir geçişi işaret etti. Artık cevaplar veya açıklamalar aramak için yeraltı evini ziyaret etmeleri gerekmiyordu. Mehmet, aileyi bir araya getirme görevini tamamlamıştı.

Yıllar geçti. Ayşe kütüphaneden emekli oldu, daha fazla zamanını aileye ve gönüllü işlere adadı. Elif işinde terfi etti, yeniden okumayı düşünmeye başladı. Zeynep okulda başarı gösterdi, veteriner olma hayalini sürdürdü. Yeraltı evi bir aile müzesine dönüştü. Orada ailenin önemli eşyalarını, fotoğrafları, Zeynep’in okul çalışmalarını, Mehmet’ten hatıraları sakladılar.

Mehmet’in ölümünden yirmi yıl, asıl kavganın üzerinden yirmi üç yıl sonra Ayşe bahçede çiçekleri sularken Zeynep arabayla bir sürpriz yaptı. Yanında, büyükannesine saygı duruşu olarak Elif adını verdiği bir bebek vardı. Dört kuşak kadın, o öğleden sonra Mehmet’in ağacının altında bir araya geldi. Ayşe, torununun kızını kucağına aldı. Elif ninniler söyledi. Zeynep bu anı fotoğrafladı. Bebek Mehmet’i şahsen tanımayacaktı; ama ailesini o kadar çok seven, uzlaşma zamanı gelene kadar bağlarını korumak için gizli bir sığınak inşa eden büyük amcası hakkında hikayeler dinleyerek büyüyecekti.

Affetmenin, sabrın ve koşulsuz sevginin değerini öğrenmiş bir ailenin parçası olduğunu bilerek büyüyecekti. O özel öğleden sonra dört kuşağın bir araya geldiği anda Ayşe etrafına baktı ve Mehmet’in gurur duyacağını biliyordu. O, geride yalnız ve buruk bir kadın, uzaklaşmış bir kız kardeş ve geniş aileden mahrum bir çocuk bırakarak gitmişti. Sabrı ve planlaması, birleşik, güçlü ve sevgi dolu bir aile ile sonuçlanmıştı. Yeraltı evi hala oradaydı, ama amacı çoktan yerine gelmişti. Gizlice sakladığı şey artık gün ışığında yaşıyordu.

Gerçek sevginin gururdan daha güçlü olduğunu, yıllar süren ayrılıktan sonra bile affetmenin mümkün olduğunu ve bizi gerçekten seven insanların biz kendimiz vazgeçsek bile asla bizden vazgeçmeyeceğini öğrenmiş bir aile… Ormanda bir arayışla başlayan hikaye, sevginin, kaybın, uzlaşmanın ve yeniden doğuşun bir aile destanına dönüştü. En güzeli ise hikayenin devam edecek olmasıydı. Nesilden nesile aktarılacak, koşulsuz sevginin ve asla vazgeçmeyen umudun dönüştürücü gücünü öğretecek.