Teröristler Onu Çoban Sandı — Aslında Bordo Bereli Timbaşıydı!

.

Çoban Kılığındaki Kahraman: Timbaşı Mehmet’in Gizli Operasyonu

Kasım ayının soğuk rüzgarları Suriye sınırındaki çorak tepelerde sert esiyordu. Gaziantep’in kuzeyindeki küçük köyler, aylarca süren huzursuzluk ve göçle neredeyse boşalmıştı. Geriye sadece birkaç yaşlı çiftçi ve yeni, yabancı yüzler kalmıştı. Bu yeni yüzlerden biri Mehmet Yılmaz’dı. Köylüler onu sıradan bir çoban sanıyordu: sabah koyunlarını otlatmaya çıkaran, akşam karanlık çökene kadar dağlarda dolaşan, sessiz, kendi halinde bir adam. Kalın bıyıkları, güneşten yanmış teni, yıpranmış çizmeleriyle tam bir köylüydü.

Ama Mehmet’in hikayesi çok daha derindi. O, Jandarma Özel Harekat Komutanlığı’nın (JÖH) en deneyimli bordo bereli timbaşlarından biriydi. 11 yıldır özel kuvvetlerde görev yapıyor, Foça’dan Irak’a, Suriye’den Anadolu’nun en zorlu bölgelerine kadar sayısız operasyona katılmıştı. Son 6 aydır bu köyde gizli görevdeydi. PKK’nın sınır ötesi geçişlerini organize eden köy imamı Bekir Hoca’nın terör ağını çözmekle görevlendirilmişti.

Mehmet’in çocukluğu Tokat’ın Erbaa ilçesinde, babası Hasan Ağ’ın yanında geçmişti. 300 koyunluk sürüyle dağlarda büyümüş, koyun gütmeyi, hava tahmini yapmayı, hastalıklı hayvanları tedavi etmeyi öğrenmişti. Bu deneyim, şimdi onun en büyük kamuflajıydı. Köyün pazarında peynir, yoğurt satıyor, diğer çobanlarla sohbet ediyor, kimse Mehmet’in gerçek kimliğinden şüphelenmiyordu. Çünkü o, çobanlığı gerçekten biliyordu.

Köydeki imam Bekir, hem camide namaz kıldırıyor hem de terörist geçişlerini organize ediyordu. Cuma hutbelerinde Türk devletini eleştiriyor, ezilmiş halkların mücadelesinden bahsediyor, köylüleri kendi safına çekmeye çalışıyordu. Köyün yapısı bu işler için çok uygundu: Suriye sınırına beş kilometre, dağlık ve gizli. 30 haneden sadece 12’si kullanılıyordu, diğerleri teröristler için saklanma noktasıydı.

Mehmet 6 ay boyunca sabırla rolünü oynadı. Her pazartesi ve perşembe köy pazarına iner, köy dedikodularını dinler, hangi gecelerde köyde yabancı sesler duyulduğunu, hangi evlerde ışık yandığını, kimlerin geceleri evden çıktığını öğrenirdi. En yakın dostu yaşlı çoban Osman Ağaydı. Osman, koyunlarını ve tarlasını düşünür, politikadan uzak dururdu. Mehmet, Osman’dan çobanlık püf noktalarını öğrenmiş gibi yaparken aslında köyün nabzını tutuyordu. Muhtar İbrahim ise imamın baskısı altında korkuyla susuyordu.

Bir gün imam Bekir, Mehmet’le sohbet etmeye başladı. “Mehmet kardeş, namaza gelmiyorsun,” dedi. Mehmet, “Hocam, dağda koyunların başında namaz kılıyorum. Allah her yerde,” diye cevap verdi. Bu cevap imamı memnun etti, Mehmet’e güvenmeye başladı. Kasım’ın ilk haftasında imam ona özel bir teklif sundu: Dağ geçidinde Irak’tan gelecek misafirlerin karşılanması gerekiyordu. Mehmet, bunun PKK militanları olduğunu hemen anladı. “Ne gerekiyorsa yaparım hocam,” dedi.

O gece Mehmet, JÖH karargahına şifreli mesajla operasyonun detaylarını iletti. Koordinatlar, kişi sayısı, rotalar… Gece yarısı dağ geçidinde beklerken, gelen grubu uzaktan gördü. Hepsi silahlıydı, aralarında kadın teröristler de vardı. Grubun lideri, sert bakışlı bir adam, Mehmet’i süzdü. “Sen kimsin?” dedi. Mehmet, “Ben Mehmet, çobanım. İmam Bekir size yardım etmemi söyledi,” dedi. Lider, Mehmet’in kıyafetlerine ve duruşuna baktı. Hiçbir şüphe belirtisi yoktu. Mehmet, onları köyün kuzeyindeki eski ambar binasına götürdü. Teröristler burada iki gün kaldı.

Mehmet, bu süre boyunca onların konuşmalarını dikkatle dinledi. Ankara’daki saldırı planları, İstanbul’daki hücreler, Avrupa’dan gelen mali destek… Her şeyi hafızasına kaydetti. Teröristler köyden ayrılırken Mehmet, gizli iletişim cihazıyla anlık olarak koordinatlarını JÖH ekiplerine bildirdi. 20 terörist, köyden 20 km uzaklaştıktan sonra JÖH timi operasyonu başlattı. Hepsi silahlarıyla birlikte yakalandı.

Ama Mehmet’in görevi bitmemişti. İmam Bekir ve köydeki destekçilerin de yakalanması gerekiyordu. Kasım’ın üçüncü haftasında imam, Mehmet’i yeniden çağırdı. Bu sefer 50 kişilik, üst düzey komutanların da olduğu bir grup gelecekti. Mehmet, ağın tam kalbine girmişti. Her üyenin kimliğini, görevini ve ilişkilerini öğrenmişti.

Kasım’ın son haftasında 50 kişilik terörist grubu köye geldi. PKK’nın Suriye sorumlusu Şahin kod adlı terörist de aralarındaydı. Teröristler, köyde üç farklı eve yerleştirildi. Mehmet, onların güvenliğinden sorumluydu. Koyunlarını güderken aslında teröristlerin etrafında devriye geziyordu. Bu süreçte Ankara’daki bombalı saldırı planları, Avrupa’daki mali ağ, Türkiye’nin kurumlarına sızanlar hakkında kritik bilgiler topladı.

Aralık ayının ilk günü Mehmet, tüm bilgileri JÖH komutanlığına iletti. Operasyon planı hazırlandı; PKK’nın Türkiye’deki en büyük hücresi çökertilecekti. Şafak vakti JÖH timleri köyü üç yönden kuşattı. Mehmet, teröristlerin tam konumlarını bildiriyordu. Birinci tim doğu girişini, ikinci tim batı girişini, üçüncü tim güney yamacını kontrol altına aldı. Köyün kuzeyi uçurumdu, kaçış mümkün değildi.

Saat 6’da operasyon başladı. Teröristler uykudaydı. JÖH timleri sessizce pozisyon aldı. İlk çatışma imam Bekir’in evinde oldu. Şahin kod adlı terörist ve üç arkadaşı kısa sürede teslim oldu. İkinci evde sekiz terörist vardı, çatışmaya girdiler ama özel ses bombalarıyla etkisiz hale getirildiler. En zor operasyon üçüncü evdeydi; burada PKK’nın önemli komutanları ve belgeleri vardı. Onlar belgeleri yok etmeye çalıştı ama JÖH timleri fırsat vermedi. Operasyon toplam 45 dakika sürdü. 50 teröristin 47’si canlı yakalandı, üçü çatışmada öldü. Köydeki tüm destekçiler gözaltına alındı.

En büyük şoku imam Bekir yaşadı. Mehmet yanına gelip gerçek kimliğini açıkladı: “Ben Bordo Bereli Timbaşı Mehmet Yılmaz. 6 aydır sizi izliyordum.” İmam Bekir’in yüzünde şok, öfke ve hayret vardı. “Sen gerçekten çoban değil miydin?” diye sordu. Mehmet, “Ben hem çobandım hem de askerim. Çocukluğumda babamın yanında çobanlık yaptım. Şimdi de ülkem için askerlik yapıyorum. İkisini de aynı ustalıkla yapabiliyorum,” dedi.

Operasyonun ardından elde edilen belgelerle PKK’nın Türkiye ağı tamamen çöktü. Ankara, İstanbul, İzmir’deki hücreler tespit edildi, yeni operasyonlar başlatıldı. Mehmet’in 6 aylık gizli görevi sadece 50 teröristin yakalanmasıyla sınırlı kalmadı; mali ağ, lojistik destek, gelecek planları da ifşa edildi.

Mehmet JÖH karargahına döndüğünde, komutanı onu tebrik etti. “Timbaşı, bu operasyon Türkiye’nin güvenliği için çok kritikti. 6 aylık sabırın meyvelerini topladık.” Mehmet alçak gönüllülükle, “Komutanım, görevimi yaptım. Vatan için gerekeni yaptık,” dedi.

Bu operasyonun ardından PKK’nın Türkiye’deki faaliyetleri büyük darbe aldı. Sınır ötesi geçişler durdu, mali destek kesildi, planlanan saldırılar engellendi. Mehmet’in hikayesi JÖH’te efsane oldu. Yeni askerler bu hikayeyi dinleyerek sabır, disiplin ve profesyonelliğin önemini öğrendi.

En önemlisi, bu operasyon gösterdi ki Türk özel kuvvetleri her duruma adapte olabilir. Mehmet sadece asker değil, aynı zamanda mükemmel bir aktördü: çoban, köylü, istihbarat uzmanı. Bugün Mehmet hala görevde, kimliği gizli. Çünkü Türkiye’nin güvenliği için böyle kahramanlar her zaman gerekli.

Gerçek güç, düşmanın hiç beklemediği yerden gelir. Mehmet 6 ay boyunca sıradan bir çoban rolünü oynadı ama aslında Türkiye’nin en değerli varlıklarından biriydi. İmam Bekir ve arkadaşları Mehmet’i saf sandı, ama o en zeki, en sabırlı ve en profesyonel olanıydı. Bu fark operasyonun başarısının anahtarıydı.