“Kızımın Yanında Olur musunuz” — Bir Annenin Ricası Mafya Patronunun Hayatını Değiştirdi

.

Kızımın Yanında Olur musunuz?

Bölüm 1 – Bir Annenin Diz Çöküşü

Maggie Hartwell derin bir nefes aldı.

Temizlik arabasını yavaşça duvarın kenarına bıraktı. Ellerini önlüğünün üzerinde silerken kalbinin nasıl çarptığını hissedebiliyordu.

“Şimdi ya da asla,” diye fısıldadı kendi kendine.

Bar neredeyse boştu. Loş ışıkların altında yalnızca birkaç çalışan kalmıştı. Frank Morrison barın arka tarafında muhasebe defterlerini kontrol ediyordu.

VIP bölümünde ise her zamanki gibi Thorn Valencia oturuyordu.

Adamın önündeki viski bardağı altın renkli bir parıltıyla ışığı yansıtıyordu. Thorn başını hafifçe eğmiş, düşüncelerine gömülmüş görünüyordu.

Maggie birkaç saniye onu izledi.

“Bu adam sana yardım etmek zorunda değil,” dedi içindeki bir ses.

“Ama başka kim var?”

Ayakları istemsizce harekete geçti.

Yavaş adımlarla VIP bölümüne doğru yürüdü.

Her adımda kalbi biraz daha hızlandı.

Thorn yaklaşan ayak seslerini duydu. Başını kaldırmadan önce içgüdüsel olarak çevresini kontrol etti.

Sonra gözlerini kaldırdı.

Karşısında barın yaşlı temizlikçisi duruyordu.

Kadının yüzü solgundu. Gözleri kırmızıydı. Sanki uzun süre ağlamış gibiydi.

Thorn kaşlarını hafifçe çattı.

Bu kadın genelde sessizce işini yapar, kimseyi rahatsız etmezdi.

Ama şimdi oradaydı.

Tam karşısında.

Maggie birkaç saniye konuşamadı.

Boğazı kurumuştu.

Sonunda titreyen bir sesle konuştu.

“Efendim… sizinle bir dakika konuşabilir miyim?”

Thorn sessizce kadına baktı.

Gri gözleri her zamanki gibi soğuktu.

Ama içinde merak da vardı.

Başını hafifçe salladı.

“Konuş.”

Maggie bir adım daha yaklaştı.

Ve sonra beklenmedik bir şey yaptı.

Dizlerinin üzerine çöktü.

Barın sessizliği bir anda ağırlaştı.

Thorn’un gözleri bir an için büyüdü.

Hayatında birçok insanın önünde diz çöktüğünü görmüştü.

Borçlular.

Düşmanlar.

Merhamet dilenen adamlar.

Ama bu…

Bu farklıydı.

Çünkü karşısındaki kişi bir suçlu değildi.

Bir anneydi.

Maggie’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Lütfen efendim…” dedi titreyerek.

“Size yalvarıyorum.”

Thorn birkaç saniye sessiz kaldı.

“Ne istiyorsun?”

Maggie derin bir nefes aldı.

Sanki söyleyeceği sözleri içinde topluyordu.

Sonra başını kaldırdı.

“Yalnızca bir geceliğine…” dedi.

“Benim kızımın erkek arkadaşı gibi davranır mısınız?”

Barın içinde sessizlik daha da ağırlaştı.

Thorn birkaç saniye kadına baktı.

Sanki yanlış duymuş gibiydi.

“Ne?”

Maggie hızla konuşmaya başladı.

“Bir adam var… kızımı rahatsız ediyor. Çok güçlü biri. Onu reddederse işten attıracak.”

Gözyaşları durmadan akıyordu.

“Benim kızım iyi bir kızdır efendim. Ama kardeşinin ameliyatı için çalışmak zorunda…”

Thorn hiçbir şey söylemedi.

Sadece dinliyordu.

Maggie devam etti.

“Bu hafta sonu bir gala var. O adam kızımı yanında götürmek istiyor.”

Sesi kırıldı.

“Eğer kızımın zaten bir erkek arkadaşı olduğunu görürse… belki vazgeçer.”

Thorn viski bardağını masaya bıraktı.

Gözleri daraldı.

“Ve bu yüzden benden rol yapmamı istiyorsun.”

Maggie başını eğdi.

“Evet.”

Sonra hızla ekledi.

“Size ödeme yapamam. Ama size minnettar olurum. Ömrüm boyunca.”

Thorn sandalyesinde geriye yaslandı.

Bir süre kadına baktı.

Sonra sordu:

“Benim neden yardım edeceğimi düşünüyorsun?”

Maggie gözlerini sildi.

“Çünkü…”

Bir an durdu.

“…sizin kötü biri olmadığınızı düşünüyorum.”

Thorn hafifçe güldü.

Ama bu sıcak bir kahkaha değildi.

Daha çok alaycı bir nefesti.

“Yanlış adama geldin kadın.”

Maggie başını salladı.

“Hayır.”

Gözleri Thorn’un gözlerine kilitlendi.

“Bir insanın gözlerinden çok şey anlaşılır.”

Barın loş ışıkları gri gözlerde yansıyordu.

Maggie yavaşça konuştu.

“Sizin gözleriniz… kötü insanların gözleri gibi değil.”

Bu söz Thorn’u beklenmedik şekilde susturdu.

Yıllardır kimse ona böyle bir şey söylememişti.

Herkes ondan korkardı.

Herkes ondan nefret ederdi.

Ama kimse…

İyi olabileceğini düşünmezdi.

Thorn bir süre sessiz kaldı.

Sonra yavaşça sordu.

“Kızının adı ne?”

Maggie’nin yüzünde küçük bir umut ışığı belirdi.

“Phoebe.”

“Ve o adam?”

“Preston Whitmore.”

Thorn’un kaşları hafifçe kalktı.

Bu isim tanıdıktı.

Chicago’nun güçlü hukuk çevrelerinde sıkça duyulan bir isimdi.

Ama Thorn’un dünyasında…

Böyle adamlar genelde yalnızca faydalı piyonlar olurdu.

Thorn masadaki viskiden bir yudum aldı.

Sonra Maggie’ye baktı.

“Gala ne zaman?”

“Cumartesi.”

Thorn birkaç saniye düşündü.

Sonra ayağa kalktı.

Maggie nefesini tuttu.

Adamın vereceği cevap hayatlarını değiştirebilirdi.

Thorn ceketini düzeltti.

Sonra sakince konuştu.

“Adresini ver.”

Maggie şaşkınlıkla başını kaldırdı.

“Ne?”

“Galayı.”

Kadının gözleri doldu.

“Yani… yardım edeceksiniz?”

.
.

Thorn omuz silkti.

“Bir geceliğine.”

Sonra ekledi.

“Ama bir şartım var.”

Maggie hızla başını salladı.

“Ne isterseniz.”

Thorn’un gri gözleri karardı.

“Bana kızın hakkında her şeyi anlatacaksın.”

Maggie derin bir nefes aldı.

Sonra konuşmaya başladı.

Ve Thorn Valencia…

Hayatında ilk kez bir yabancının hikâyesini gerçekten dinledi.

O gece Maggie Hartwell üç şey anlattı:

Bir kızın kardeşi için hayatını nasıl feda ettiğini.

Bir annenin çaresizliğini.

Ve bir ailenin yavaş yavaş kırılışını.

Thorn sessizce dinledi.

Hiç sözünü kesmeden.

Ve Maggie konuşmasını bitirdiğinde…

Thorn’un elindeki viski bardağı çoktan boşalmıştı.

Adam yavaşça ayağa kalktı.

“Cumartesi,” dedi.

“Orada olacağım.”

Maggie ağlayarak teşekkür etti.

Ama Thorn çoktan yürümeye başlamıştı.

Barın kapısına doğru.

Çünkü bilmediği bir şey vardı.

Bu küçük iyilik…

Onun hayatını tamamen değiştirecekti.