“Beş Mercedes Kamyon Alacağım” Dedi Yırtık Pırtık Adam. Herkes Güldü. Büyük Bir Hata Yaptılar!

.
.
“Beş Mercedes Kamyon Alacağım” Dedi Yırtık Pırtık Adam. Herkes Güldü. Büyük  Bir Hata Yaptılar! - YouTube
.

Paçavralar İçindeki Adam: Bir Kamyon Dolusu Ders

1. Bölüm: Maslak’ta Sıcak Bir Gün

Ağustos’un kavurucu bir öğleden sonrasıydı. İstanbul’un Maslak bölgesinde, Büyükdere Caddesi’nde sıcaklık 32 dereceyi bulmuştu. Asfalt lüks arabaların tekerlekleri altında yumuşuyordu. İnsanlar klimalı kafelere, iş merkezlerine sığınıyor, cam kuleler güneşte parlıyordu.

O caddenin köşesinde devasa bir Mercedes-Benz galerisi yükseliyordu. Modern mimarinin bir sanat eseri gibi; üç kat saf cam, dev gümüş Mercedes logosu çatıda yavaşça dönüyor, güneş ışığını her yöne yansıtıyordu. Park yerinde milyonlarca lira değerinde arabalar diziliydi. İçeride yeni deri, egzotik ahşap, İtalyan cila ve zenginliğin yakalanmaz kokusu vardı. Espresso makinesinden gelen kahve kokusu, mükemmel sıcaklığa ayarlanmış klima ve parfümler havada asılıydı.

Beyaz ve temiz halojen lambalar altında araba sıraları parlıyordu. Zarif S serisi sedanlardan agresif kırmızı AMG’lere, galerinin arkasında devasa Actros kamyonlarına kadar her şey prestij, güç ve lüksü haykırıyordu.

2. Bölüm: Galerinin Krallığı

Resepsiyon masasında Aylin Yılmaz oturuyordu. 28 yaşında, Boğaziçi Üniversitesi işletme mezunu, akıcı İngilizce ve Almanca konuşan, kusursuz makyajı ve bordo manikürlü tırnaklarıyla, bileğinde pahalı bir saat parlıyordu. Burada üç yıldır çalışıyordu ve kimin parası var, kimin sadece zamanını harcadığını üç saniyede anlayacak kadar tecrübeli olmuştu.

Galeride dört satıcı dolaşıyordu: Kemal Demir, Murat Kaya, Cem Özkan ve Burak Arslan. Her biri takım elbisesi, pahalı saati ve parfümüyle müşteri avındaydı. Onlar için bir insanın değeri ayakkabısından, saatinden ve konuşma tarzından anlaşılırdı. Her biri kendini sıradan Türklerden üstün görüyordu.

Galeri müdürü Kerem Özdemir ise camlı ofisinde, panoramik pencereden trafiği izliyordu. Üzerinde Hugo Boss gömlek, bileğinde 120 bin liralık Rolex, elinde pahalı bir espresso fincanı. Geçen yıl ekibiyle 35 milyon lira değerinde satış yapmış, Almanya’dan tebrik mektubu almıştı. Bu onun krallığıydı.

3. Bölüm: Yırtık Pırtık Adamın Gelişi

Saat 14:23’te galerinin otomatik kapıları sessizce açıldı ve içeri yaşlı bir adam girdi. Belki yetmiş yaşında, belki daha fazla. Üzerinde kirli yeşil renkte yıpranmış, yırtık bir ceket, dirseklerinde elle dikilmiş yamalar, solmuş ekose gömlek, fazla büyük ve lekeli pantolon, çatlamış eski deri kemer, ayakkabıları ise en çarpıcı olanıydı: Eskimiş, tabanı açılmış, soluk bağcıklarla, yıllarca çamurda ve betonda yürümüş bir adamın ayakkabıları.

Başında kirli bir bez şapka, elinde köşeleri yıpranmış karton bir dosya. Yüzü yıllarca güneşte çalışmaktan kavrulmuş, çatlamış deriyle, soluk mavi gözlerle, beyaz dağınık bir sakalla. Elleri güçlü, karaciğer lekeleriyle kaplı, pürüzlü parmaklarla.

Yavaşça galeriye bakındı. Gözleri genişti, sanki böyle bir yerde hiç olmamıştı. Galeriye farklı bir koku geldi: Ter, toprak, eski tütün. Resepsiyondaki Aylin onu görünce gülümsemesi kayboldu, gözleri kısıldı, dudakları dar bir çizgiye dönüştü. Satıcılara alarm sinyali gönderdi. Murat ve Cem yaşlı adamı fark etti, gülüştüler.

Yaşlı adam mermer zeminde ağır adımlarla yürüdü, en yakın kamyona yaklaştı. Devasa siyah bir Actros’un önünde durdu, yukarı baktı. Elini uzatıp kapota nazikçe dokundu, parmakları Mercedes logosunda gezindi.

4. Bölüm: Küçümseme ve Alay

En yaşlı satıcı Kemal Demir ona yaklaştı. Zoraki bir nezaketle, gözlerine ulaşmayan bir gülümsemeyle:
“Günaydın, yardımcı olabilir miyim?”

Yaşlı adam yavaşça döndü, sakince baktı:
“Günaydın. Kamyon almak istiyorum.”
Kemal kaşını hafifçe kaldırdı:
“Kamyon mu?”
“Evet. Beş kamyon. Bunun gibi.”

Bir an için dokunulabilecek kadar yoğun bir sessizlik oldu. Kemal kelimeleri işliyordu. Beş kamyon? Paçavralardaki bu adam beş Mercedes Actros almak istiyordu. Murat Kaya arka tarafta güldü, Cem başını çevirip gülümsedi. Kemal gülümsemeyle savaşıyordu.

“Beş kamyon… Anlıyorum. Peki ön bütçeniz var mı?”
“Param var.”
Kemal kollarını göğsünde kavuşturdu, dinliyorum ama inanmıyorum diyen bir duruş aldı.
“Tek bir kamyonun yarım milyon liradan fazla olduğunu anlıyor musunuz? Beş tanesi 2,5 milyon liradan fazla olur.”
“Biliyorum.”
“Ve sizde o kadar para var mı?”

Yaşlı adam ona uzun, sessiz hüznüyle dolu gözlerle baktı:
“Var.”

Murat ve Cem artık eğlencelerini gizlemiyorlardı bile. Aralarında alçak sesle gülüşüyor, yaşlı adama işaret ediyorlardı. Burak Arslan yaklaşarak:
“Beyefendi, burası bakkal değil, Mercedes-Benz Premium Bayi. Yanlış adrese mi geldiniz? Belki hurda alım satım yeri mi arıyordunuz?”
Galeride biri kahkahayla güldü. Aylin de.

Yaşlı adam Burak’a öfke olmadan, gücenme olmadan sadece aynı hüzünlü bir sakinlikle baktı:
“Yanlış gelmedim.”

Tam o anda camlı duvarlardan tüm sahneyi izleyen Kerem Özdemir, yaşlı adamı ve gülen satıcıları gördü. Salona çıktı, sert bir şekilde sordu:
“Burada ne oluyor?”
Kemal ona döndü, yaşlı adama işaret etti:
“Beş Actros kamyonu almak istediğini iddia ediyor.”

Kerem yaşlı adama baktı, onu tepeden tırnağa ölçtü. Üç saniyede karar verdi:
“Beyefendi, burası ciddi müşteriler için bir galerdir. Girişimciler, firmalar, somut iş planları ve finansal kaynakları olan insanlar için. Sosyal yardım destek merkezi arıyorsanız başka yere gitmelisiniz.”

Yaşlı adam görünüşüne uymayan bir onurla:
“Yardım aramıyorum. Beş kamyon almak istiyorum.”

Kerem derin bir iç çekti, açıkça bariz bir şeyi açıklıyormuş gibi:
“Zaman kaybetmeyelim. Lütfen galeriyi terk edin.”

Yaşlı adam bir an hareketsiz durdu. Gözlerinde öfke yoktu, utanma yoktu. Sadece hayal kırıklığı vardı. Yavaşça başını salladı, kapıya doğru yürüdü. Murat ve Cem’in yanından geçerken Murat yüksek sesle:
“Dilencilerin artık merkeze gelmediğini söylemişlerdi. Belki kapıya dilencilere giriş yasaktır tabelası koymalıyız.”

Herkes kahkahayla güldü. Yaşlı adam bir an durdu, dönmedi. Hiçbir şey söylemedi. Sırtı onlara dönük, dosyasını koltuk altında tutarak dışarı çıktı. Otomatik kapılar sessizce kapandı.

Kerem memnuniyetle başını sallayarak ofisine döndü. Bir sorun daha çözüldü. Satıcılar konuşmalarına döndüler, durumun saçmalığına güldüler. Hiçbiri o adamın adının Ahmet Yılmaz olduğunu, dosyada banka belgelerinin olduğunu ve 23.400.000 TL’si olduğunu bilmiyordu.

5. Bölüm: Gerçek Zenginlik

Ahmet Yılmaz Büyükdere Caddesi’nde yavaşça yürüyordu. Elleri ceplerinde, karton dosyası koltuk altında. İnsanlar ondan geniş bir yay çizerek geçiyordu. Maçka Parkı’nda eski bir kestane ağacının altında bir banka oturdu, dosyayı açtı. İçinde banka dökümü, transfer onayları, noter belgeleri vardı. 23.400.000 TL. Bu, 50 yıllık çalışmanın birikimleriydi.

Ahmet, Kayseri yakınındaki küçük bir köyde doğmuştu. Babası öldüğünde 8 yaşındaydı, annesi başkalarının çamaşırını yıkayarak geçindi. 12 yaşında çalışmaya başladı. Önce hasatta, sonra fabrikada, tamirci, kamyon şoförü… Parasını aptalca şeylere harcamadı, sigara içmedi, kumar oynamadı. 40 yıl aynı küçük dairede yaşadı, mütevazı yedi, ikinci el giyindi. Tasarruf ettiği her lirayı bir kenara koydu, yatırım yaptı. Küçük arsalar aldı, sattı. Apartmanlar tamir etti, sattı. Karısı 10 yıl önce kanserden öldü. Çocukları yoktu. Kalan tek şey buydu: İş.

Birkaç hafta önce doktor ona akciğer kanseri olduğunu söyledi. Dördüncü evre. Belki bir yıl, belki daha az. Ahmet ağlamadı. Bunu sakince kabul etti. Ama bir karar verdi: Ölecekse iyi bir şey yapmak istiyordu. Onun gibi çok çalışan ama şansı olmayan insanlara yardım etmek istiyordu. Sermayesi olmayan gençler için küçük bir nakliye şirketi kurmaya karar verdi. Onlara kamyon verecek, iş yapmayı öğretecek, şans verecekti.

Bu yüzden Mercedes galerisine geldi. Beş kamyon almak istedi. Ama kimse ona inanmadı. Dosyayı kapattı, pes etmedi. İstanbul’da daha fazla galeri vardı.

6. Bölüm: Saygının Bedeli

Bir sonraki galeri Ataşehir’deydi. Ahmet içeri girdi, aynı bakışları hissetti. Bir satıcıya yaklaştı:
“Kamyon almak istiyorum.”
Genç satıcı ona baktı:
“Tabii, belki de tamamlayıcı bir yat?”
Ahmet döndü, çıktı.

Üçüncü galeri Kadıköy. Satıcıya bile ulaşmasına izin vermediler, güvenlik onu girişte durdurdu:
“Burası VIP’ler için.”
Ahmet başını salladı, uzaklaştı.

Dördüncü, beşinci… Her yerde aynı. Gülüş, alay, kovma.

Akşam Ahmet Üsküdar’daki küçük dairesine döndü. Yorgundu, ruhen yorgundu. Belki de parayı bir vakfa vermeli miydi? Ama pes etmedi. Bir galeri daha.