Ağır yaralı mafya patronu için artık umut kalmamıştı… ki bir garson gelip herkesi şaşırtana kadar

.
.
.

Gölgenin Kalbi

New York’ta yağmur bazen şehri temizlemez. Bazen sadece kirin üstüne yeni bir katman ekler.

O gece de öyleydi.

Yağmur, Brooklyn’in dar sokaklarına ince bir sis gibi düşüyordu. Sokak lambalarının sarı ışıkları asfaltın üstünde titriyordu. Küçük bir restoranın camında yağmur damlaları yarışıyordu.

Restoranın içinde sıradan bir akşam yaşanıyordu.

Ta ki kapı açılana kadar.

Kapı ağır bir şekilde açıldı ve içeri uzun boylu, siyah paltolu bir adam girdi. Restorandaki herkes onu hemen tanımadı ama bazıları nefesini tuttu.

Adrian Moretti.

Şehrin yeraltı dünyasında bu isim bir efsaneydi.

Mafya lideri. Stratejist. Soğukkanlı bir savaşçı.

Ama o gece yüzü solgundu.

Adrian birkaç adım attı. Sonra dizleri titredi.

Bir elini masaya koydu.

Ve yere yığıldı.


Kan ve Sessizlik

Restoran bir anda panik içinde kaldı.

Bir kadın çığlık attı.

Bir garson arka kapıya koştu.

Ama genç bir kadın donup kalmadı.

Emily.

Uzun kahverengi saçları omzuna düşüyordu. Üzerinde sade bir garson üniforması vardı. Ama gözlerinde farklı bir şey vardı.

Soğukkanlılık.

Emily hemen Adrian’ın yanına diz çöktü.

Elini adamın boynuna koydu.

Nabız zayıftı.

Sonra eli göğsüne dokundu.

Sıcaklık.

Kan.

Adrian vurulmuştu.

Emily hızlıca konuştu.

“Ambulansı arayın!”

Ama sonra başını salladı.

“Hayır… çok geç olur.”

Emily mutfağa koştu.

Bir bıçak aldı.

Temiz bezler aldı.

Ve geri döndü.

Bir garson şaşkınlıkla bağırdı.

“Sen ne yapıyorsun?!”

Emily sertçe baktı.

“Eğer şimdi müdahale etmezsem ölecek.”

O anda kimse itiraz edemedi.

Emily gömleği kesti.

Kurşun göğsünün üst tarafına saplanmıştı.

Derin nefes aldı.

Sonra bıçağı ateşte sterilize etti.

Adrian’ın gözleri yarı açıktı.

Fısıldadı.

“…kim…sin…”

Emily sakin bir sesle cevap verdi.

“Hayatta kalmak istiyorsan konuşma.”


Sır

Yarım saat sonra ambulans geldi.

Adrian hâlâ hayattaydı.

Doktorlar şaşkındı.

“Kim müdahale etti?” diye sordular.

Herkes Emily’yi gösterdi.

Doktor kadına baktı.

“Sen… tıp eğitimi mi aldın?”

Emily sadece omuz silkti.

“Biraz.”

Ama bu bir yalandı.

Çünkü Emily sadece biraz bilmiyordu.

O bir cerrahtı.

Hem de olağanüstü bir cerrah.


Adrian’ın Dünyası

İki gün sonra Adrian gözlerini açtı.

O artık kendi dünyasındaydı.

Özel bir hastane odası.

Kapıda silahlı adamlar.

Yanında sağ kolu Marco duruyordu.

Marco derin bir nefes aldı.

“Patron… sizi kurtaran kız bulundu.”

Adrian yavaşça başını çevirdi.

“Getir.”

Bir saat sonra Emily odaya girdi.

Adrian onu dikkatle inceledi.

“Garson değilsin.”

Emily gülümsedi.

“Artık değilim.”

“Adın ne?”

Emily bir an düşündü.

Sonra cevap verdi.

“Emily.”

Adrian başını hafifçe eğdi.

“Yalan.”

Odanın içi sessizleşti.

Emily Adrian’ın gözlerine baktı.

Ve sonunda söyledi.

“Serafina Valente.”

Marco’nun yüzü değişti.

Çünkü bu isim bazı gizli dosyalarda vardı.


Geçmiş

Serafina Valente bir zamanlar Amerika’nın en genç cerrahlarından biriydi.

Ama sıradan bir hastanede çalışmıyordu.

Gizli bir programda çalışıyordu.

Kod adı:

Project Lazarus

Programın amacı korkunçtu.

Ölümü geciktirmek.

Süper askerler yaratmak.

İnsan vücudunu sınırlarının ötesine taşımak.

Ama Serafina gerçeği öğrendiğinde kaçtı.

Ve kayboldu.

Ta ki o geceye kadar.


İhanet

Adrian yavaşça doğruldu.

“Beni kim vurdu biliyor musun?”

Serafina başını salladı.

“Hayır.”

Adrian’ın sesi soğuktu.

“Kardeşim.”

Silas Moretti.

Adrian’ın küçük kardeşi.

Açgözlü. Sabırsız. Tehlikeli.

Silas Adrian’ı öldürmek istiyordu.

Çünkü imparatorluğu istiyordu.


Ortaklık

Bir hafta sonra Adrian yürüyebiliyordu.

Serafina gitmek istedi.

Ama Adrian izin vermedi.

“Hayatımı kurtardın.”

Serafina cevap verdi.

“Borç istemiyorum.”

Adrian hafifçe gülümsedi.

“Ben borç ödetmem.”

“Ne istiyorsun?”

Adrian pencereden şehre baktı.

“Bir ortak.”

Serafina kaşlarını kaldırdı.

“Ben mafya değilim.”

Adrian cevap verdi.

“Hayır.”

Sonra ekledi:

“Ama hayatta kalmayı biliyorsun.”


Yaklaşan Fırtına

Silas boş durmuyordu.

Yeni ittifaklar kurmuştu.

Ve yalnız değildi.

Yanında güçlü bir adam vardı.

Senatör Daniel Sterling.

Sterling, Project Lazarus’un gerçek sahibiydi.

Ve Serafina’yı geri istiyordu.


Düğün

Adrian bir plan yaptı.

Tüm yeraltı dünyasını şok eden bir plan.

Bir düğün.

Adrian Moretti evleniyordu.

Gelin?

Serafina Valente.

Bu evlilik aşk için değildi.

Bu bir ittifaktı.

Bir güç gösterisiydi.

Ama düğün gecesi her şey değişti.

Kapılar açıldı.

Silas içeri girdi.

Arkasında Sterling vardı.

Silas gülümsedi.

“Abi…”

Adrian sakin kaldı.

“Geç kaldın.”

Silas tabancasını kaldırdı.

Ama o anda Serafina hareket etti.

Bir iğne fırlattı.

Sterling yere düştü.

Marco adamlarıyla ateş açtı.

Salon savaş alanına döndü.


Son

Dakikalar sonra her şey bitti.

Silas dizlerinin üstündeydi.

Adrian önünde duruyordu.

“Beni öldürmek istedin.”

Silas güldü.

“Sen zaten ölü bir adamsın.”

Adrian başını salladı.

“Hayır.”

Ve tetiği çekti.

Silas yere düştü.


Yeni Başlangıç

Aylar sonra.

Şehir sakin görünüyordu.

Adrian hâlâ imparatorluğun başındaydı.

Ama yanında biri vardı.

Serafina.

Bir gece Adrian sordu.

“Biz ne olduk?”

Serafina gülümsedi.

“Hayatta kalanlar.”

Adrian başını salladı.

“Hayır.”

Bir an durdu.

“Krallar.”

Ve New York’un karanlık sokaklarında yeni bir çağ başladı.