Başçavuşun Yemini Felaketteki Büyük Pişmanlık Gözyaşları Durmayacak!
.
.
.
Başçavuşun Yemini
Felaketin Ortasında Doğan Bir Vicdan Hikâyesi
Sabahın ilk ışıkları henüz doğmamıştı. Gökyüzü gri bir kül rengindeydi. Toz ve duman havayı ağırlaştırıyor, nefes almayı zorlaştırıyordu.
“Duyuyor musunuz? Üçüncü manga, cevap verin!”
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Merkezi Hızlı Müdahale Alayı’ndan Başçavuş Taner Kaya’nın sesi enkaz yığınlarının arasında yankılandı.
Bulunduğu yer artık bir bina değildi. Birkaç dakika önce modern bir belediye binası olan yapı, şimdi beton ve demirden oluşan korkunç bir mezarlığa dönüşmüştü.
Marmara Denizi’nin derinliklerinde meydana gelen dev deprem, kıyı şehirlerini kumdan yapılmış kaleler gibi yıkmıştı.
Taner toz bulutunun içinde dizlerinin üzerine çöktü ve telsizine tekrar bağırdı.
“Alfa bir, burası üçüncü manga. Duyuyorsanız cevap verin!”
Cevap yoktu.
Telsizden sadece cızırtılı bir statik ses geliyordu. Uzaklardan insanların çığlıkları duyuluyordu.
Taner’in zihninde dün birlikte şakalaştığı genç askerlerin yüzleri belirdi.
Tam o anda yer tekrar sarsıldı.
Şiddetli bir artçı deprem.
Yukarıdan dev beton bloklar yuvarlanmaya başladı.
“Yere yat!”

Taner yanında duran genç itfaiyeci Erdem Can’ı sertçe itti.
Bir sonraki anda dev bir beton kütle tam bulundukları yere düştü.
Toz görüş alanını tamamen kapladı.
Erdem Can şiddetle öksürüyordu.
“İyi misin?” diye sordu Taner.
“Evet başçavuşum… sayenizde.”
“Konuşmayı bırak. Hayatta kalmaya odaklan.”
Taner’in sesi sakin görünüyordu ama içi öfke ve çaresizlikle doluydu.
O, Kara Kuvvetleri’nin en zorlu eğitimlerinden geçmiş bir başçavuştu.
Her türlü kriz için hazırlanmıştı.
Ama şimdi karşısındaki şey bir düşman değildi.
Bu, doğanın kendisiydi.
Ve doğa merhamet göstermiyordu.
Tam o sırada enkazın altından cılız bir ses duyuldu.
“Yardım edin…”
Bir çocuk sesiydi.
Taner ve Erdem Can birbirlerine baktı.
İkisi de aynı anda enkazı kazmaya başladı.
Tırnakları kırıldı.
Parmaklarından kan akıyordu.
Ama acıyı hissetmiyorlardı.
Bir süre sonra kırık bir masanın altında büzülmüş küçük bir kız gördüler.
Ayağı büyük bir beton parçasının altında sıkışmıştı.
“Küçük hanım, korkma,” dedi Taner.
“Şimdi seni kurtaracağız.”
Kızın gözlerinde bir anlık umut parladı.
Ama tam o sırada şehirdeki hoparlörlerden korkunç bir siren sesi yükseldi.
Tsunami uyarısı.
Telsiz aniden tekrar çalıştı.
Karargahtan gelen ses panikle bağırıyordu.
“Bütün birliklere duyuru! Büyük tsunami geliyor! Tahmini varış süresi sekiz dakika!”
Taner’in kalbi duracak gibi oldu.
“Kurtarma faaliyetlerini durdurun. Hemen yüksek bölgelere tahliye olun!”
Sekiz dakika.
Taner küçük kızın gözlerine baktı.
O umut dolu bakış yavaş yavaş korkuya dönüşüyordu.
Ve o an Taner’in zihninde eski bir anı canlandı.
On yıl önceki bir heyelan.
Enkaz altında kalan bir anne ve bebeği.
“Size söz veriyorum, sizi kurtaracağım,” demişti.
Ama ikinci bir felaket olmuştu.
Üstleri onu zorla tahliye etmişti.
Anne ve bebeğin sesleri arkasında yankılanarak kaybolmuştu.
Şimdi aynı bakışlar karşısındaydı.
“Başçavuşum… gitmemiz lazım,” dedi Erdem.
Taner hiçbir şey söylemedi.
Sadece küçük kızın gözlerine baktı.
Sekiz dakika içinde dev bir su duvarı burayı yutacaktı.
Bir asker olarak doğru karar belliydi.
Ama bir insan olarak…
Bu karar kalbini parçaladı.
Sonunda Taner dişlerini sıktı.
Erdem’in kolunu tuttu.
“Gidiyoruz.”
Küçük kızın gözlerini son kez gördü.
Sonra koşmaya başladı.
Arkasından gelen tsunami kükremesi şehri yuttu.
Saatler sonra Taner bir tepenin üzerinde duruyordu.
Altındaki şehir artık yoktu.
Yerinde çamur, enkaz ve deniz suyu vardı.
Erdem yanına geldi.
“Şimdi ne yapacağız başçavuşum?”
Taner cevap vermedi.
Cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
On yıl önce kurtaramadığı anne ve bebeğin fotoğrafıydı.
O fotoğraf onun yeminiydi.
Bir daha kimseyi terk etmeyecekti.
Ama bugün yine aynı şeyi yapmıştı.
Tam o sırada telsizden bir ses geldi.
“Hava Kuvvetleri Arama Kurtarma uçağı konuşuyor. İzole edilmiş bir hastane tespit edildi. Çok sayıda sivil mahsur durumda.”
Taner başını kaldırdı.
Gözlerindeki karanlık bir anda kayboldu.
“Duydunuz mu?” dedi askerlerine.
“Hedef: o hastane.”
Bir asker tereddüt etti.
“Ama başçavuşum… yollar yok.”
Taner sertçe cevap verdi.
“Yol yoksa biz yaparız.”
Saatler süren zorlu yolculuktan sonra hastaneye ulaştılar.
Helikopter gökyüzünde bekliyordu.
Yoğun bakımda sekiz ağır hasta vardı.
Bir de yeni doğmuş bir bebek.
Helikopter onları vinçle yukarı çekecekti.
Tam kuvöz havaya kalkarken güçlü bir artçı sarsıntı oldu.
Çatıdaki büyük anten devrilmeye başladı.
Doğrudan bebeğin bağlı olduğu tele doğru.
“Dikkat!”
Taner düşünmeden atladı.
Kendini anten ile tel arasına attı.
Demir kütle sırtına çarptı.
Kemikleri kırılır gibi oldu.
Ama tel kopmadı.
Kuvöz güvenli şekilde helikoptere ulaştı.
Bebek kurtulmuştu.
Taner yere yığıldı.
Kan kusuyordu.
Bilinci karanlığa gömüldü.
Taner gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı.
Erdem başında oturuyordu.
“Başçavuşum… omurganız zarar gördü.”
Taner sessiz kaldı.
“Doktorlar… bir daha yürüyemeyeceğinizi söylüyor.”
Taner tavana baktı.
Sadece tek bir soru sordu.
“Bebek?”
“Kurtuldu.”
Taner gözlerini kapattı.
Bir süre sonra odaya bir kadın girdi.
Sahil Güvenlik Yüzbaşısı Elif Demir.
Taner’e selam verdi.
“Elif Demir. Sizi görmek istedim.”
Taner sessizce baktı.
Elif cebinden bir fotoğraf çıkardı.
Taner’in yastığının yanına koydu.
Taner fotoğrafa baktı.
Şok oldu.
Enkazın altında bıraktığı küçük kızdı.
Uyuyordu.
“Nasıl?” diye fısıldadı.
Elif gülümsedi.
“Helikopter ekibi onu kurtarmış.”
Taner’in gözlerinden yaşlar aktı.
Ama bu kez pişmanlık gözyaşları değildi.
Bu gözyaşları…
Affedilmenin gözyaşlarıydı.
Belki de ilk kez kendi kendini affedebiliyordu.
Taner fısıldadı.
“Teşekkür ederim.”
Ama bu teşekkür sadece Elif’e değildi.
O gün birlikte savaşan herkese…
İnsanlık için mücadele eden herkese.
Felaket çok şey almıştı.
Ama bir şeyi yok edememişti.
İnsanların birbirini kurtarma iradesini.
News
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi . Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Sessizliği Nisan 1938’de, Bavyera’nın küçük ve…
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu . . . 1978’DE KAYBOLAN HEMŞİRE: 30 YIL SONRA…
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek . Konya’da Kaybolan Bir Hayat:…
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı . . . 2009’da Kaybolan…
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı . . . Safranbolu’da Bir…
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti . . . 1993,…
End of content
No more pages to load






