1997’de Trabzon dağlarında kaybolan kadın polisin üniforması 22 yıl sonra bulundu, gerçek şok etti!

.
.
.

Sessizliğin Çığlığı: Nermin Demir’in Hikayesi

1. Hastane Bahçesinde Sessiz Gözyaşları

İstanbul Üsküdar Devlet Hastanesi’nin bahçesi yağmurlu bir günde hüzünle doluydu. Bahçede çalışan, 45 yaşlarında, çizgili yüzü ve nasırlı elleriyle bir adam, elinde mavi bir mendil tutuyordu. Adı Emrah’tı. Doğduğundan beri konuşamayan, duyamayan bir adam. Ama gözlerinden dökülen yaşlar, kelimelerden daha yüksek sesle konuşuyordu.

Emrah için mavi mendil dünyadaki en değerli hazinesiydi. Onu ara sıra burnuna götürüp derin derin içine çekiyor, eski bir parfüm kokusunu arıyordu. Mendil yıpranmış, kenarları solmuştu. Ama Emrah’ın kalbinde bir anne sıcaklığı taşıyordu.

Bir gün hastane ekranında bir haber döndü:
“Trabzon dağlarında terk edilmiş bir sarnıçta 22 yıl önce kaybolan polis memuru Nermin Demir’e ait olduğu düşünülen bir üniforma bulundu.”

Emrah’ın elleri titremeye başladı. Bir anda hastanenin arka koridoruna koştu, bahçenin en uzak köşesindeki servi ağacının yanında gömdüğü küçük kutuyu çıkardı. Kutunun içinden sararmış bir fotoğraf çıktı: Üniformalı genç bir kadın. Altında bir isim: Nermin Demir, 1996.

Emrah fotoğrafı göğsüne bastırdı. 22 yıl önce gördüklerinin ağırlığı bir dağ gibi çökmüştü omuzlarına. Küçük bir not defteri çıkardı, titrek harflerle yazdı:
“Her şeyi gördüm ama kimse beni dinlemek istemedi.”

1997'de Trabzon dağlarında kaybolan kadın polisin üniforması 22 yıl sonra  bulundu, gerçek şok etti! - YouTube

2. Trabzon’da Bir Kayıp

1997 yazında Trabzon’un dağlarında geceler serin ve gizemli olurdu. O gece, 28 yaşındaki polis memuru Nermin Demir, devriye görevindeydi. Yetimhanede büyümüş, zorluklarla polis olmuş, adalete ve dürüstlüğe inanan bir kadındı. Kadın olduğu için hep daha fazla çalışmak, daha fazla kanıtlamak zorundaydı.

Nermin, Samsun’daki bir yetimhanede büyümüştü. Anne babasını küçük yaşta kaybetmiş, hayatta kalan tek akrabası da ona bakamayınca devlete teslim edilmişti. Lise son sınıfta bir polis memurunun okula gelmesiyle içinde bir ateş yanmıştı. Polis akademisini birincilikle bitirmiş, Trabzon’a atanmıştı. Rüşveti reddediyor, usulsüzlükleri görmezden gelmiyor, üstlerine kafa tutuyordu. Bu yüzden ceza görevine gönderilmişti.

Devriye sırasında, yolun kenarında farları sönük bir minibüs gördü. Yaklaştı, telsizle merkeze haber vermeye çalıştı ama cevap alamadı. Şüpheli araca yaklaştığında karşısına üç adam çıktı. Onlardan biri, bölge jandarma komutanı Süleyman Karaca’ydı. Yanındakiler de üst düzey görevlilerdi. Çuvallardan dökülen parlak metal nesneler ve kırmızımsı bir sıvı vardı.

Nermin, prosedürü biliyordu: Destek gelmeden müdahale etmemek. Ama içindeki adalet duygusu ağır bastı. “Yasa dışı bir şey yapıyorsanız rapor etmek zorundayım,” dedi. Süleyman, “Bazen büyük resmi göremiyorsun,” diyerek onu tehdit etti. Diğer adamlar silah çekti. Nermin kaçmaya çalıştı ama yakalandı. Çığlıkları gecenin karanlığında boğuldu.

O gece, çalılıklar arasında bir çocuk vardı. Dilsiz Emrah. Bir hafta önce Nermin’in yemek verdiği, mavi mendiliyle yüzünü sildiği çocuk. Nermin’in son bakışında Emrah’a sessizce “Kaç, anlat” dedi. Ama Emrah konuşamıyordu. Minibüs uzaklaşırken Nermin’in çığlığı gecede yankılandı. Onu duyan tek kişi konuşamayan bir çocuktu.

3. Dilsiz Çocuğun Sessizliği

Emrah köyde doğuştan dilsizdi. Anne babası yoktu, sokakta yaşıyordu. Köylüler ona “uğursuz” derlerdi. Pazar yerinde yere düşen sebzeleri toplar, açlığını gidermeye çalışırdı. Bir gün bir elma çaldığı için köylüler onu sopalarla kovaladı. Nermin devriye arabasıyla gelip kalabalığı dağıttı, Emrah’a yemek verdi, yüzünü mavi mendille sildi.

O günden sonra Emrah, Nermin’in devriye attığı yolu gözlemeye başladı. Bir hafta boyunca her gün onu izledi. O korkunç gece, yine çalıların arasındaydı. Nermin’in çığlıklarını duydu, adamların onu sürükleyişini gördü. Ay ışığında yerde bir rozet buldu, yanında mavi mendil vardı. Bunları aldı, göğsüne bastırdı.

Sonraki günlerde köye döndü, gördüklerini anlatmaya çalıştı. Ellerini kullanarak, çizimler yaparak, gözyaşları içinde. Ama kimse onu dinlemedi. Bir gün cesaretini toplayıp jandarmaya gitti. Süleyman Karaca onu gördü, “Bir ses çıkarırsan seni de onunla gömerim,” dedi. Emrah köyden kaçtı, günlerce yürüdü, sonunda Erzincan’da bir polis karakolunun önünde bayıldı. Onu bulan Meryem Hemşire oldu, İstanbul’daki bir yetimhaneye götürdü.

Emrah işaret dili öğrenmeye başladı, kendini ifade etmeyi başardı. Ama Nermin’in hikayesini anlatamadı. Travmasını içine gömdü. Yıllarca kimseye anlatmadı gördüklerini. Herkes “hayal görüyorsun” dedi.

4. 22 Yıl Sonra Gerçek Ortaya Çıkıyor

22 yıl sonra Trabzon’da bir sarnıçta Nermin’in üniforması bulundu. Haberler tüm Türkiye’de yayıldı. Emrah, hastane bahçesinde kutusunu açtı, fotoğrafı ve mavi mendili tekrar eline aldı. Artık konuşma zamanıydı. Sibel Özkan adında genç bir avukata isimsiz bir paket gönderdi: Mendil, broş ve bir not. “1997 Trabzon kadın polis öldürüldü. Yardım edin.”

Sibel, kayıp vakalar üzerine çalışan bir avukattı. Paketi incelerken Nermin Demir’in adını buldu. Polis kayıtları, gazete arşivleri, DNA testi haberleri… Sibel Trabzon’a gitti, Nermin’in dosyasını araştırdı. Sahte tayin belgesi buldu, imza Nermin’in değildi. Köyde kimse konuşmak istemiyordu. Taksici, eski devriye noktasına götürdü. Sibel köyde yaşlılarla konuştu, herkes geçmişi unutmak istiyordu.

Sibel, Trabzon adliyesinde Nermin’in tayin emrinin sahte olduğunu kanıtladı. Birileri Nermin’in kaybolduğunu gizlemek için belge düzenlemişti. Sibel’in araştırmaları ilerledikçe tehdit mesajları almaya başladı. “Trabzon’u terk et kendi iyiliğin için.” Ama Sibel vazgeçmedi.

5. Katillerin Korkusu

Trabzon’un en zengin semtinde Süleyman Karaca, gazetesinde Nermin’in üniforması bulundu haberini okudu. 22 yıl önce planladığı cinayet şimdi ortaya çıkmak üzereydi. Altın kolyesi, Nermin’in boynundan çıkardığı bir hatıraydı. Eski suç ortağı Ahmet Yılmaz’ı aradı. “Bir çocuk vardı, dilsiz. O gece bizi görmüştü. Şimdi yetişkin oldu ve konuşmayı öğrendi. Onu bulmamız gerek.”

Sibel İstanbul’a döndü, Emrah’ı buldu. Emrah işaret diliyle 22 yıl önce gördüklerini anlattı: Nermin’in çığlıkları, Süleyman ve adamları, minibüs… Ve en büyük sırrını açıkladı: “O benim annemdi ama ben bilmiyordum. Ta ki fotoğrafı bulana kadar.”

DNA testleri Nermin’in annesi olduğunu doğruladı. Nermin, akademide hamile kalmış, bebeğini gizlice bir köye bırakmıştı. Yıllar sonra kader onları buluşturmuştu.

6. Adaletin Yükselişi

Sibel ve Emrah Trabzon’a döndü. Süleyman Karaca belediye meydanında seçim konuşması yapıyordu. Sibel, Nermin’in broşunu havaya kaldırdı, Emrah işaret diliyle sahnede konuştu:
“Benim adım Emrah Yılmaz. 22 yıl önce Trabzon’un dağlarında 9 yaşında dilsiz bir çocuktum. O gece polis memuru Nermin Demir’in öldürülüşüne şahit oldum. Süleyman Karaca ve iki adamı Nermin’i bir minibüse bindirip götürdüler. Nermin benim annemdi ama ben bunu bilmiyordum.”

Gazeteciler, kameralar, kalabalık şok içinde. Süleyman kaçmaya çalıştı ama polisler onu yakaladı. DNA testleri, kemikler, rozet, sahte belge, kolye… Hepsi bir araya geldi. Ahmet Yılmaz itiraf etti: “Süleyman onu öldürmemizi emretti. Cesedini sarnıca attık. Kolyeyi aldı.”

Süleyman Karaca ve Ahmet Yılmaz tutuklandı. Süleyman ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

7. Huzurun Sessizliği

Nermin Demir için Trabzon’un en büyük camiinde cenaze töreni düzenlendi. Emrah annesinin tabutunun başında sessiz gözyaşları döktü. Nermin şehitlik statüsüyle özel mezarlığa defnedildi. Mezar taşında şöyle yazıyordu:
“Şehit polis memuru Nermin Demir görevi uğruna canını feda etti.”

Emniyet Genel Müdürlüğü, Nermin Demir Kadın Polisler Vakfı’nı kurdu. Emrah vakfın onursal üyesi oldu. Hastane bahçesi artık “Nermin’in Bahçesi” adını taşıyordu. Mavi güller annesinin anısına dikildi.

Bir gün bahçeye Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden genç bir kadın polis geldi, Emrah’a annesinin kalemini verdi. Emrah mendil, broş, fotoğraf ve kalemi bir kutuya koydu, gül fidanının dibine gömdü.

8. Sessizlikten Filizlenen Hayat

Nermin’in hikayesi film oldu: “Mavi Mendil”. Film Türkiye’de ve uluslararası festivallerde gösterildi. Emrah filmi izlerken ağladı, annesinin hikayesinin unutulmayacağını bildi.

Bir sabah bahçede küçük bir kız çocuğu geldi, işaret diliyle “Merhaba, ben Nermin. Annem senin kuzeninmiş, sen benim dayımsın,” dedi. Emrah gözyaşları içinde küçük Nermin’e sarıldı. Artık yalnız değildi, annesinin adı yaşıyordu.

O gün Emrah ve küçük Nermin bahçede saatlerce oturdular. Emrah ona mavi gülleri, annesinin hikayesini anlattı. Küçük kız büyük bir merakla dinledi. Akşam olduğunda “Dayı, her hafta seni ziyaret edebilir miyim?” dedi. Emrah gülümsedi ve başını salladı.

9. Sonsöz: Sessizliğin Gücü

Emrah’ın hikayesi bize sessizliğin bazen en büyük çığlık olabileceğini öğretti. 22 yıl boyunca içinde bir sırrı taşıyan dilsiz bir adam sonunda tüm ülkeyi konuşturmayı başardı. Gerçek, tıpkı mavi bir gül gibi en karanlık toprakta bile filizlenip büyüyebilir.

Hayat bazen anlatılması imkansız görünen hikayeler verir. Ama her hikayenin anlatılmayı bekleyen bir zamanı vardır ve her sessizliğin er ya da geç bir sese dönüşeceği bir an gelir.