Hamile Kadın Magandaların Kurbanı Oldu Babası Tugay Komutanı Çıkınca Olanlar Oldu
.
.
Dağların Gölgesinde Kefaret
İstanbul Esenler Otogarı’nın kalabalığı her zamanki gibi gürültülü ve karmaşıktı. İnsan sesleri, anonslar ve egzoz kokusu birbirine karışıyor, yaz sıcağı asfaltın üzerinden dalga dalga yükseliyordu. Elif elini yavaşça karnına koydu. Altı aylık hamileydi. Karnındaki bebeğin hafif tekmelerini hissettikçe içi hem huzurla hem de tarif edemediği bir hassasiyetle doluyordu.
“Az kaldı Aslan’ım,” diye fısıldadı. “Dedene gidiyoruz.”
Kocası Hakan, son anda yine gelememişti. Kurdukları yazılım şirketi büyük bir yatırımın eşiğindeydi. Günlerdir ofisten çıkamıyordu. Elif’i perona kadar bırakmış, valizini yerleştirmiş ve defalarca özür dilemişti.
“Elif, keşke seninle gelebilseydim.”
Elif gülümsemişti. “Biliyorum Hakan. Bu yolculuk benim için de önemli. Babamı görmek istiyorum.”
Babası…
Kenan Paşa
Bolu’daki komando tugayının komutanıydı. Sert mizacı, disiplinli duruşu ve yılların verdiği yorgunlukla herkesin saygı duyduğu bir askerdi. Elif içinse o, geceleri üstünü örten, bisiklet sürmeyi öğretirken arkasından koşan babaydı.
Otobüs hareket ettiğinde Elif yan koltuğa özenle yerleştirdiği karton çantaya baktı. İçinde babası için haftalardır üzerinde çalıştığı bir hediye vardı. Ceviz ağacından yapılmış bir çerçeveye, babasının genç bir bordo bereli subayken çekilmiş fotoğrafını yerleştirmişti. Fotoğrafın yanına kendi el yazısıyla bir ayet işlemişti:
“Allah sabredenlerle beraberdir.”

Bu hediye, babasının sert kabuğunun altındaki yorgun kalbe bir selam, bir teşekkürdü.
Otobüs şehirden çıkıp Bolu Dağları’na doğru tırmanmaya başladığında yolcuların çoğu sessizleşmişti. Ancak arka sıralarda iki genç adamın fısıldaşmaları giderek arsızlaşmaya başlamıştı.
Serkan ve Murat.
Serkan iri yapılı, kaba saba bir adamdı. Yüzünde sürekli alaycı bir ifade vardı. Murat ise daha çelimsiz ama gözleri tilki gibi kurnazdı. İstanbul’dan Bolu’ya sözde “iş görüşmesine” gidiyorlardı ama asıl niyetleri pek de temiz değildi.
Murat camdan dışarı bakar gibi yaparken gözleri Elif’e kaydı.
“Abi,” dedi sırıtarak, “manzara fena değil.”
Serkan başını kaldırdı, Elif’in zarif yüzüne ve belirginleşmiş karnına baktı. Dudaklarında çirkin bir gülümseme belirdi.
“Hamile ha? Daha da ilginç.”
Elif ilk başta bakışları fark etmemeye çalıştı. Pencereden dışarı baktı. Çam ağaçlarının arasından süzülen güneş ışığı içini biraz rahatlattı. Karnındaki bebeğe odaklandı. Babasıyla yaptığı son konuşmayı hatırladı.
“Adını Kenan koymak istiyorum,” demişti Elif.
Babası gülmüştü. “Bir huysuz Kenan daha fazla gelir bu dünyaya. Aslan olsun adı. Güçlü olsun ama kalbi yumuşak olsun.”
O anı hatırlayınca Elif’in yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.
Arka koltuktaki iki adam bu gülümsemeyi kendilerine yoracak kadar hadsizdi.
“Bak bak,” dedi Murat. “Bize gülüyor galiba.”
Serkan ayağa kalktı. Otobüs virajlı yolda hafifçe sallanırken Elif’in yanındaki boş koltuğa izinsizce oturdu. Üzerinden yayılan ağır ter ve ucuz parfüm kokusu Elif’in midesini bulandırdı.
“Selam güzelim,” dedi. “Yol sıkıcı geçiyor herhalde.”
Elif’in sesi buz gibiydi.
“Kalkar mısınız lütfen?”
“Ne var canım? İki laf edeceğiz.”
Serkan konuşurken elini Elif’in omzuna doğru uzattı. O anda otobüs keskin bir viraja girdi. Serkan dengesini kaybetti ve ağır bedeni Elif’in üzerine doğru savruldu. Eli sertçe Elif’in karnına çarptı.
Elif’in ağzından keskin bir çığlık çıktı. İçinde bir korku dalgası yükseldi. Karnındaki bebeğin ani hareketini hissetti.
“Dikkat etsene!” diye bağırdı.
Serkan geri çekildi ama yüzünde pişmanlık yoktu.
“Hoppala, yol virajlı işte,” dedi alayla. “Maşallah ufaklık da tekmeliyor.”
Bu söz Elif’in içindeki korkuyu öfkeye dönüştürdü.
“Defolun buradan!” diye bağırdı.
Otobüsteki birkaç yolcu başını çevirip baktı ama kimse müdahale etmedi. Şoför de durumu fark etmedi ya da görmezden geldi.
Serkan ayağa kalkarken bacağını uzatıp Elif’in geçmesini engelledi. Elif dengesini kaybetti. Yanındaki karton çanta elinden kaydı. Çerçeve yere düştü.
Cam kırılma sesi otobüsün içinde yankılandı.
Elif’in kalbi sanki o camla birlikte paramparça oldu. Titreyen ellerle çerçeveyi yerden aldı. Cam tuzla buz olmuş, fotoğrafın üzeri çizilmişti. Ayetin yazılı olduğu kısım çatlamıştı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Alt tarafı çerçeve,” dedi Murat küçümseyerek.
Ama Elif için o sadece bir çerçeve değildi. Babasına duyduğu sevginin somut haliydi.
Otobüs Bolu Otogarı’na girdiğinde Elif hızla indi. Hava serindi ama içi cayır cayır yanıyordu. Çerçeveyi göğsüne bastırdı.
Serkan ve Murat da peşinden indiler.
.
Terminal neredeyse boştu.
“Güzelim,” dedi Serkan yaklaşarak, “tugay buradan uzak. Seni biz bırakalım.”
Elif geri çekildi.
“Yaklaşmayın!”
Murat kolundan yakaladı.
“Bağırma. Kimse duymaz.”
Elif’in çığlığı otogarın beton duvarlarında yankılandı.
“İmdat!”
Tam o anda tok ve buyurgan bir ses duyuldu.
“Kızımın kolunu bırak.”
Sesin sahibi, askeri plakalı siyah bir aracın yanında duran üniformalı bir subaydı. Omuzlarında iki yıldız parlıyordu.
Kenan Paşa.
Yüzündeki ifade sakin ama ölümcül bir kararlılıkla doluydu. Serkan alaycı bir tavır takınmaya çalıştı.
“Amca, biz sadece—”
Cümlesini bitiremedi. Kenan Paşa iki adımda aradaki mesafeyi kapattı. Serkan’ın bileğini öyle bir noktadan yakaladı ki adamın yüzü acıyla buruştu. Kolunu arkaya doğru büktü. Serkan dizlerinin üzerine çöktü.
Murat donup kalmıştı.
Her şey on saniye içinde bitmişti.
Kenan Paşa telsizini çıkardı.
“Askeri inzibat derhal Bolu Otogarı’na intikal etsin. İki şahıs, hamile bir sivil vatandaşa taciz ve saldırı suçundan gözaltına alınacak.”
Birkaç dakika içinde askeri araçlar otogarı sardı. Serkan ve Murat kelepçelendi.
Kenan Paşa yere düşmüş kırık çerçeveyi aldı. Çizilmiş fotoğrafa baktı. Gözleri bir an doldu ama kendini toparladı. Elif’i kollarına aldı.
“Geç kaldım kızım,” dedi kısık sesle.
Elif babasının göğsünde hıçkıra hıçkıra ağladı.
Serkan ve Murat için başlayan süreç bir hapishaneden daha ağırdı.
Kenan Paşa onları askeri disiplin içinde ama hukuki sınırlar çerçevesinde savcılığa teslim etti. Haklarında dava açıldı. Ancak Paşa bununla yetinmedi. Mahkeme süreci devam ederken, kamu hizmeti kapsamında en ağır fiziki çalışma birimine yönlendirilmeleri sağlandı: dağ yolu yapım timi.
Bolu Dağları’nın sarp bir vadisinde, askerlerle birlikte yol açacaklardı.
İlk gün kazma tutarken elleri su topladı. İkinci gün sırtları tutuldu. Üçüncü gün nefesleri kesildi.
Askerler tek kelime etmeden çalışıyordu. Şikâyet yoktu. Sadece emek vardı.
Bir gün büyük bir kaya yuvarlandı. Serkan kaçamadan genç bir asker onu iterek kendini siper etti. Omzu yaralandı.
“İyi misin?” diye sordu asker.
Serkan donup kaldı. Hayatında ilk kez biri onun için karşılıksız fedakârlık yapmıştı.
O gece çadırda ellerine baktı. Nasırlar oluşmaya başlamıştı. İçindeki bir şey de değişiyordu.
Dördüncü haftanın sonunda iki adam da bambaşka insanlara dönüşmüştü.
Tugaya döndüklerinde Kenan Paşa karşılarında durdu.
Ellerine baktı.
“Şimdi birer insan eline benzemiş,” dedi.
Elif de oradaydı. Karnı iyice büyümüştü. Kırık çerçeveyi elinde tutuyordu.
“Bu camdaki izler kalacak,” dedi sakin bir sesle. “Kalbimdeki izler gibi. Ama siz o ellerle iyilik yaparsanız, belki başka yaralar kapanır.”
Serkan başını eğdi.
“Bir daha kimseye zarar vermeyeceğiz.”
Bir yıl sonra.
Kenan Paşa emekli olmuştu. Ege’de küçük bir sahil kasabasında torunu Aslan için ahşap bir oyuncak at yapıyordu.
Postacı bir mektup bıraktı.
Gönderen: Serkan.
Mektubun içinde küçük bir inşaat şirketinin fotoğrafı vardı. “Dağ Yolu İnşaat.” Eski bir köy okulunun çatısını onarıyorlardı.
“Saygıdeğer Paşam,” diye yazmıştı Serkan,
“O dağda öğrendiğimiz dersi unutmadık. Alın teriyle yaşamanın onurunu öğrendik.”
Kenan Paşa mektubu kapattı. Torunu Aslan’ı kucağına aldı.
“Güçlü ol oğlum,” dedi. “Ama gücünü korumak için kullan.”
Bahçede Elif, Hakan ve küçük Aslan’ın kahkahaları yankılandı.
Bir zamanların öfkesi, şimdi yeni bir umuda dönüşmüştü.
Ve bazen en sert dağlar bile, insanın içindeki merhameti büyütmek için vardır.
News
MISTERYO SA QC: Pagpaslang sa Guro sa Paaralan, Ang Katotohanan sa Likod ng Krimen, Magugulat Ka!
MISTERYO SA QC: Pagpaslang sa Guro sa Paaralan, Ang Katotohanan sa Likod ng Krimen, Magugulat Ka! . . . MISTERYO…
Viral! Pulis binugbog dahil sa pangingikil! Ang rider pala ay heneral ng hukbo
Viral! Pulis binugbog dahil sa pangingikil! Ang rider pala ay heneral ng hukbo . . . Viral! Pulis Binugbog Dahil…
Pinay,pinagpalit ang pinas para sa mas ligtas na lugar, tinira ng adik doon! [ Tagalog Crime Story ]
Pinay,pinagpalit ang pinas para sa mas ligtas na lugar, tinira ng adik doon! [ Tagalog Crime Story ] . ….
बेटा 3 साल बाद DM. बनकर लौटा तो देखा बूढी माँ रेलवे स्टेशन पर भीख मांग रही है — फिर आगे जो हुआ…
बेटा 3 साल बाद DM. बनकर लौटा तो देखा बूढी माँ रेलवे स्टेशन पर भीख मांग रही है — फिर…
जब एक सड़क पर रहने वाले बच्चे ने अरबपति की अंधी पत्नी की आँखें लौटा दीं! 😭❤️
जब एक सड़क पर रहने वाले बच्चे ने अरबपति की अंधी पत्नी की आँखें लौटा दीं! 😭❤️ . . ….
गरीब नौकरानी ने कहा ‘साहब, मैं खाना बना सकती हूँ’.अरबपति ने खाकर कहा- मांग लो जो मांगना है, सब दूंगा
गरीब नौकरानी ने कहा ‘साहब, मैं खाना बना सकती हूँ’.अरबपति ने खाकर कहा- मांग लो जो मांगना है, सब दूंगा…
End of content
No more pages to load






