Balayı çifti 1982’de sahile gitti kayboldu — 33 yıl sonra korkunç gerçek…

.
.
.

33 Yıl Sonra Açığa Çıkan Gerçek: Zeynep ve Ahmet’in Trajik Balayı Hikayesi

1. Bölüm: Mutlu Başlangıç

12 Haziran 1982 Cumartesi günü Antalya’nın Kemer ilçesindeki Çıralı sahilinde güneş parlıyordu. Deniz masmavi, kumlar altın sarısıydı. O gün sahil, yeni evli bir çifti ağırlıyordu: Ahmet Yaman ve Zeynep Yaman. Ahmet 26, Zeynep ise 23 yaşındaydı. Düğünlerinden sadece birkaç gün sonra hayatlarının en mutlu anlarını yaşıyorlardı. Ahmet, Zeynep’e bakıyor ve “Seninle her an cennet gibi,” diye fısıldıyordu. Zeynep ise gülümsüyor, saçları rüzgarda uçuşuyordu.

Ahmet Ankara’nın Polatlı ilçesinde doğmuştu. Babası demiryollarında çalışan bir işçiydi, annesi ise fedakar bir ev hanımıydı. Ahmet, ailenin en büyük çocuğuydu ve küçük yaşlardan beri sorumluluk sahibiydi. Okulu çok severdi, özellikle matematikte parlıyordu. Öğretmenleri “Bu çocuk ileride büyük biri olacak,” derlerdi. Liseyi Ankara’da bitirdi, üniversite sınavında başarılı oldu ve Ankara Üniversitesi Matematik Bölümü’ne girdi. 1978’de mezun olduğunda hayali öğretmen olmaktı. 1979’da Ankara’da bir lisede matematik öğretmeni olarak göreve başladı. Öğrencileri onu çok seviyordu çünkü sadece matematik değil, hayat dersleri de veriyordu.

Zeynep ise Ankara’nın Çankaya ilçesinde doğmuştu. Babası postacıydı, annesi ise köylere gidip kadınlara okuma yazma öğreten bir öğretmendi. Zeynep ailenin tek kızıydı, çok seviliyordu. Küçükken şiir yazmaya başlamıştı, defterlerine doğayı, gökyüzünü, çiçekleri anlatırdı. Liseyi bitirdiğinde Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Kampüste aktifti, şiir kulüplerinde yer alır, arkadaşlarıyla edebiyat tartışmaları yapardı. Hayali bir gün kendi şiir kitabını yayınlamaktı.

2. Bölüm: Bir Kütüphanede Başlayan Aşk

1980 sonbaharında üniversite kütüphanesinde tanıştılar. Zeynep, Nazım Hikmet’in şiir kitabını almak istiyordu. Ahmet de aynı kitabı almak için uzanmıştı. Elleri aynı anda kitaba değdi. Gözleri birbirini buldu. “Siz alın,” dedi Ahmet nazikçe. “Hayır, siz alın,” dedi Zeynep gülümseyerek. Sonunda ikisi de oturup birlikte okudular. Ahmet, Zeynep’in şiir sevgisine hayran kaldı. Zeynep ise Ahmet’in sakinliğine ve derinliğine vuruldu. O günden sonra kütüphanede sık sık buluştular. Sonra kahve içmeye başladılar, sinemaya gittiler, Ankara Kalesi’nde yürüyüşler yaptılar.

1981 yazında Ahmet mezun olmuştu ve öğretmenlik görevine başlamıştı. Zeynep ise son sınıftaydı. Bir akşam Gençlik Parkı’nda göl kenarında otururlarken Ahmet cesaretini topladı. Zeynep’e titreyen sesle “Seninle hayatımı paylaşmak istiyorum. Benimle evlenir misin?” dedi. Zeynep’in gözleri doldu, başını salladı: “Evet, elbette evet.” Sarıldılar, öptüler, güldüler. Aileler çok mutlu oldu. Düğün tarihi belirlendi: 9 Haziran 1982.

3. Bölüm: Balayına Yolculuk

Küçük bir düğün salonunda 120 kişi toplandı. Düğün mütevazıydı ama çok samimiydi. Zeynep beyaz gelinliğiyle bir melek gibiydi. Ahmet koyu takım elbisesiyle yakışıklı ve heyecanlıydı. Nikah kıyıldığında Ahmet’in eli titriyordu, Zeynep’in gözleri yaşlarla doluydu ama mutluluk gözyaşlarıydı bunlar.

Düğün gecesi Ahmet’in arkadaşı Mehmet abi yanlarına geldi. “Balayı için nereye gideceksiniz?” diye sordu. Ahmet, “Antalya’yı düşünüyoruz ama paramız pek yok,” dedi. Mehmet abi güldü, “Benim eski Fiat 131 arabam var. Size vereyim. Ama dikkatli sürün.” Ahmet ve Zeynep çok sevindiler. 10 Haziran sabahı yola çıktılar. Bagajda küçük bavulları, piknik sepetleri, Zeynep’in şiir defterleri, Ahmet’in fotoğraf makinesi vardı.

Yol boyunca türküler söylediler, hayallerini konuştular. Zeynep, “Kaç çocuk isterdin?” diye sordu. “İki,” dedi Ahmet. “Bir kız, bir erkek.” “Ben de iki istiyorum,” dedi Zeynep. “Hepsine şiir öğreteceğim.” 11 Haziran akşamı Kemere vardılar. Çıralı sahilinde küçük bir pansiyon buldular: Deniz Yıldızı Pansiyon. Pansiyonun sahibi Ayşe teyze sıcak bir kadındı. “Hoş geldiniz çocuklar, balayınız kutlu olsun,” dedi. Onlara temiz sade bir oda verdi. Pencereden deniz görünüyordu. O gece deniz sesini dinleyerek uyudular, mutlu ve huzurlu.

4. Bölüm: Sahilde Bir Kabus

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Çıralı sahiline gittiler. Kumsal altın rengindeydi, deniz turkuaz maviydi. Ahmet, “Burası cennet gibi,” dedi. Zeynep, “Seninle her yer cennet,” diye karşılık verdi. Havlularını serdiler, güneş kremi sürdüler, piknik yaptılar. Ahmet fotoğraf makinesiyle Zeynep’in fotoğraflarını çekti. Saat 14.30’da denize girdiler. Zeynep çok iyi yüzücüydü, Ahmet ise daha az yetenekliydi ama yine de yüzmeyi seviyordu.

Saat 15.45’te Ahmet yorulmuştu, “Ben biraz kumda dinleneceğim,” dedi. “Sen devam et, biliyorum sen daha çok yüzmek istersin.” Zeynep, “Tamam, ben biraz daha yüzeceğim,” dedi. Ahmet kumda havlusunun üzerine uzandı, gözleri ağırlaşmaya başladı, uyudu. Saat 16.40’ta uyandı. Güneş hâlâ parlıyordu ama biraz batmıştı. Başını kaldırdı, Zeynep’i aradı. Denizde yoktu. Zeynep diye seslendi, cevap yok. Belki tuvalete gitmiştir diye düşündü. Saat 16.45’te ayağa kalktı. Zeynep’in havlusu, çantası, ayakkabıları oradaydı ama Zeynep yoktu.

Paniğe kapıldı, sahilde koşmaya başladı. Denize baktı, kimse yoktu. Kayalıklara baktı, kimse yoktu. Zeynep, Zeynep diye bağırdı. Elleri titremeye başladı. O andan itibaren Ahmet’in hayatı asla eskisi gibi olmadı.

5. Bölüm: Kayıp ve Arama

Bir sahil bekçisi olan Hasan Ağa’ya koştu. “Eşim kayboldu!” dedi. Hasan Ağa sakin bir şekilde yaklaştı, “Sakin ol oğlum. Ne zaman gördün?” Ahmet’in sesi titriyordu, “Uyumuşum. Uyandığımda yoktu.” Hasan Ağa endişelendi, “Tamam oğlum, hemen jandarma çağıralım.”

Saat 17.30’da Kemer Jandarma Komutanlığı’na telefon edildi. İlk jandarma ekibi geldi. Çavuş Orhan deneyimli bir adamdı. Ahmet’le konuştu, “Eşiniz iyi yüzücü müydü?” “Evet çok iyiydi, üniversitede yüzme takımındaydı.” “Deniz sakindi mi?” “Evet çok sakindi.” Çavuş Orhan düşündü, “Akıntı olabilir mi?” Hasan Ağa, “Çıralı’da akıntı olmaz. Çok sakin bir körfez.” Çavuş Orhan başını salladı, “Tamam, sahili tarıyoruz.”

Askerler sahili taradı, kayalıkları kontrol etti, ormana giden patikaya baktılar. Hiçbir iz bulamadılar. Akşam denizde arama başladı. Balıkçı tekneleri yardım etti. Denize bakarak su yüzeyini taradılar. Hiçbir şey bulamadılar. Gece fenerlerle arama devam etti. Ahmet sahilde bekliyordu, elleri başında oturmuş, hiç kıpırdamıyordu. Ayşe teyze yanına geldi, “Ahmet oğlum bir şey ye,” dedi ama Ahmet cevap vermedi. Gece arama durduruldu, sabah devam edilecekti.

6. Bölüm: Umutsuz Bekleyiş

Ertesi sabah daha büyük bir ekip geldi. Dalgıçlar denize girdi, helikopter havadan sahili taradı, köpekler Zeynep’in kokusunu takip etmeye çalıştı ama bir şey bulamadı. Zeynep’in ailesi Ankara’dan geldi. Annesi Nevin Hanım araçtan indiğinde neredeyse bayılacaktı, “Kızım nerede?” diye ağlıyordu. Babası Hüseyin Bey daha sakindi ama gözleri donuktu, şoktaydı. Ahmet Kayınvalidesine sarıldı, “Affedersiniz, onu koruyamadım.” Nevin Hanım, “Kaza olmuştur oğlum, senin suçun değil,” dedi ama sesi titriyordu.

Jandarma bir toplantı yaptı, çeşitli teoriler tartışıldı: Boğulma, kaybolma, kaçırılma. Ama hiçbir iz yoktu. Zeynep’in ayakkabıları sahildeydi, yalınayak ormana gitmek mantıklı değildi. Sahilde o gün sadece birkaç aile vardı, kimse bir şey görmemişti. Arama günlerce sürdü, sonuç alınamadı. Bir hafta sonra resmi karar alındı: Zeynep Yaman denizde kayıp, olası ölüm nedeni boğulma, ceset bulunamadı.

7. Bölüm: Yıllar Boyunca Bekleyiş

Ahmet bu kararı duyduğunda çöktü. “Hayır, o hâlâ yaşıyor olmalı,” diye bağırdı ama kimse cevap veremiyordu. Ankara’ya döndü ama eşi olmadan. Ailesinin evi ona mezar gibi geliyordu. Zeynep’in ailesi daha da kötü durumdaydı. Nevin Hanım yatağa düştü, konuşmuyordu, yemek yemiyordu. Hüseyin Bey ise sessizce acı çekiyordu, her gün Zeynep’in odasına gidip fotoğraflarına bakıyordu. Ahmet öğretmenliğe geri döndü ama ruhu orada değildi. Geceler en zoruydu, uyuyamıyordu, gözlerini kapattığında Zeynep’in denizde yüzdüğünü görüyordu.

Aylar geçti, yıllar geçti. Dosya kapandı. Zeynep Yaman resmi olarak kayıp, muhtemelen ölü olarak kaydedildi. Ama Ahmet asla kabul etmedi. Her yıl 12 Haziran’da Kemer’e, Çıralı sahiline gitti, denize baktı ve bekledi. 33 yıl boyunca bekledi ve sonunda gerçek ortaya çıktı.

8. Bölüm: 33 Yıl Sonra Açığa Çıkan Sır

2015’te Antalya Valiliği çözülmemiş kayıp dosyalarını tekrar inceleme programı başlattı. DNA testleri ve yeni adli tıp teknikleri kullanılacaktı. Kemer Jandarma Komutanlığı dosyaları tararken genç komutan Yüzbaşı Deniz Arslan’ın dikkatini bir dosya çekti: 1982 kmr047, Zeynep Yaman. Kayıp tarih 12 Haziran 1982, yer Çıralı sahili, durum çözülmedi.

Deniz dosyayı satır satır okudu, “Bu vaka normal değil,” diye düşündü. Bir insan iz bırakmadan kaybolamaz. 10 Haziran 2015’te Ahmet’i aradı. “Eşinizin dosyasını yeniden açıyoruz. Sahili modern cihazlarla tekrar tarayacağız.” Ahmet’in eli titredi, “33 yıldır böyle bir telefon bekliyordum. Ne bulursanız lütfen bana haber verin.”

15 Haziran 2015 sabahı Çıralı’daki kayalıklarda yapılan çalışma sırasında 33 yıllık sırrın kapısı açıldı. Kayalıkların arasında dar bir yarık bulundu. İçinde insan iskeleti kalıntıları vardı. DNA testi yapıldı. Sonuç: Zeynep Yaman’a aitti.

9. Bölüm: Gerçeğin Açıklanışı ve Acı

Ahmet’e haber verildi. Şok geçirdi, hastaneye kaldırıldı. Yüzbaşı Deniz hastanede ona her şeyi anlattı. Zeynep’in son anlarını adli tıp raporundan okudu. Zeynep kayalıklardaki yarığa girmiş, sol bileğini kırmış, çıkmaya çalışmış ama başaramamıştı. Duvarlarda tırnak izleri vardı. Hipotermi ve dehidrasyon sonucu iki gün sonra vefat etmişti. 33 yıl boyunca 50 metre ötedeydi ama kimse bulamamıştı.

10. Bölüm: Toplumun Tepkisi ve Veda

Haber medyaya sızdı. Türkiye Zeynep’in hikayesini konuştu. “33 yıl sonra bulundu. Balayında kaybolan gelin kayalıkta mahsur kalmış.” Binlerce kişi Ahmet’e destek mesajı gönderdi. “Kendinizi suçlamayın, sizin hatanız değil,” dediler. Ama Ahmet için teselli değildi. “Keşke daha fazla arasalardı, keşke kayalıklara da baksalardı,” diyordu.

25 Haziran 2015’te Zeynep’in cenazesi Ankara’ya getirildi. Aile mezarlığında anne babasının yanına defnedildi. Cenaze namazına 200’den fazla kişi katıldı. Ahmet cenazenin başında durdu, “Zeynep, seninle geçirdiğim her an hayatımın en güzel anlarıydı. Seni asla unutmayacağım. Bir gün ben de yanına geleceğim. O zamana kadar huzurla uyu,” dedi.

11. Bölüm: Ahmet’in İçsel Dönüşümü ve Anı

Cenazeden sonra Ahmet değişmeye başladı. Artık suçluluk duymuyordu, ağlamıyordu. Zeynep’in fotoğraflarına bakıyor, gülümsüyordu. Bir gün Zeynep’in şiir defterini açtı. İçinde şu şiir vardı:

Hayat kısa, aşk uzun. Sevdiklerinle ol. Her gün bir gün ayrılsak da unutma Kalbimde sen varsın sonsuza kadar.

Ahmet bu şiiri okuyunca ağladı ama bu sefer minnet gözyaşlarıydı. “Teşekkür ederim Zeynep, bana aşkı öğrettiğin için.”

O günden sonra Ahmet farklı bir hayata başladı. Dışarı çıkıyor, insanlarla konuşuyor, hayata katılıyordu. Emekli öğretmenler derneğine katıldı, genç öğretmenlere “Hayat çok kısa. Sevdiklerinize her gün değer verin. Çünkü yarın fırsat olmayabilir,” dedi. Zeynep’in şiirlerini topladı, küçük bir kitap yaptı. Tüm gelirini kayıp kişileri arayan derneğe bağışladı.

12. Bölüm: Anıt ve Sonsuz Aşk

2018’de Çıralı sahilinde Zeynep’in kaybolduğu yere bir anıt dikildi. Üzerinde Zeynep’in fotoğrafı ve şu yazı vardı: “Zeynep Yaman’ın anısına. Bu sahilde balayına geldi, bir daha dönmedi. Hayat kırılgandır. Sevdiklerinize değer verin. Ruhu şad olsun.” Açılışa 100’den fazla kişi katıldı. Ahmet, “Bu anıt sadece Zeynep için değil, hayatını kaybeden, ailesinden erken ayrılan herkes için. Unutmayalım ki her gün bir hediye, her an değerli. Sevdiklerinize sarılın, çünkü bir gün fırsat olmayabilir,” dedi.

13. Bölüm: Son Yıllar ve Hikayenin Mesajı

Ahmet yaşlanıyordu ama ruhu hâlâ güçlüydü. Bir gün bir belgesel yapımcısı hikayesini çekmek istedi. “Eğer bu belgesel insanlara bir şey öğretirse yapabilirsiniz ama Zeynep’e saygılı olsun. O sadece bir trajedi değil, bir aşk hikayesiydi,” dedi. Belgesel yayınlandı, milyonlarca kişi izledi. Yorumlar, gözyaşları ve teşekkürlerle doldu.

Ahmet 68 yaşına bastığında doktoru “Kalbiniz zayıflamış, yorucu şeyler yapmamalısınız,” dedi. Ahmet gülümsedi, “Zeynep’le sadece üç gün evli kalabildim ama o üç gün 68 yıllık mutluluk gibiydi. Artık yorgunum ama mutluyum.”

14. Bölüm: Hayatın Anlamı

Bu hikaye bize ne öğretiyor? Birincisi, hayat kırılgandır. Bir an her şey güzel, bir an sonra her şey değişebilir. Zeynep ve Ahmet mutlu bir çift olarak sahile geldiler. Ama bir merak anı, bir kaza her şeyi değiştirdi. İkincisi, sevdiklerinize değer verin. Ahmet 33 yıl boyunca pişman oldu. Siz aynı pişmanlığı yaşamayın. Her gün sarılın, öpün, “Seni seviyorum,” deyin. Üçüncüsü, umut son nefese kadar bitmez. Ahmet 33 yıl umut etti ve sonunda gerçeği öğrendi. Dördüncüsü, aşk ölümsüzdür. Ahmet hiç unutmadı, hiç başkasıyla evlenmedi. Bugün bile Çıralı’daki anıt o aşkın kanıtıdır.

Son

Zeynep ve Ahmet’in hikayesi bizlere hayatın ne kadar değerli olduğunu hatırlattı. Sevdiklerinize bugün sarılın, “Seni seviyorum,” deyin. Çünkü yarın fırsat olmayabilir.

Zeynep’in ruhu şad olsun. Ahmet Bey’e Allah sabır versin. Ve sizler sevdiklerinize bugün sarılın. Çünkü hayat bir anda değişebilir.