Harp Okulu Skandalı Sınırdaki Yolsuzluk Çetesini Kadın General Bitirdi

.
.

KARTALIN GÖLGESİ

I. Sınırın Sessizliği

Gece, Doğu sınırında her zaman daha ağır çökerdi.

Fırat Nehri karanlıkta siyah bir yılan gibi kıvrılıyor, kıyıdaki sazlıklar rüzgârla fısıldaşıyordu. Uzaktan gelen tek ses, devriye aracının motorunun boğuk uğultusuydu.

Tuğgeneral Ayla Savaşçı dürbününü gözlerinden indirmeden konuştu.

“Isı izi tekrar etti mi?”

“Evet komutanım. Üç ayrı noktada.”

Ayla başını hafifçe salladı. Gece görüş ekranındaki yeşil siluetlere bakarken içindeki huzursuzluk artıyordu. Bu sıradan bir kaçak geçişi değildi. Hareket düzenliydi. Planlıydı.

Sınır hattında görev yapan Kartal Alayı aylardır sessizdi. Fazla sessiz.

Sessizlik her zaman bir şey saklardı.


II. İlk Temas

Saat 02.17.

Gözetleme kulesinden bir ses yükseldi.

“Temas var! Kuzeydoğu sektörü!”

Ardından ilk patlama geldi.

Toprak havaya savruldu. Siperler titredi. Gökyüzü bir anlığına beyaza döndü.

Ayla koşarak komuta merkezine girdi.

“Roket mi?”

“Evet komutanım. El yapımı ama koordineli.”

İkinci patlama daha yakındı.

Telsizler çığlık çığlığa emir aktarıyordu. “Yaralı var!” sesleri karanlığı yarıyordu.

Ayla dışarı çıktığında yağmur başlamıştı. Siperin yanında çöken beton blokların altından bir asker sesi geliyordu.

“Komutanım… buradayım…”

Ayla diz çöktü. Eldivenlerini çıkardı. Çamuru elleriyle kazmaya başladı. Yanına er Emre Gök koştu.

“Komutanım siz—”

“Konuşma. Kaz.”

Toprak ağırdı. Beton parçaları kanla karışmıştı. Dakikalar sonra askeri çıkardılar. Nefes alıyordu ama zayıftı.

Ayla ayağa kalktı. Gözleri karanlığa sabitlendi.

“Karşı batarya hazırlığı. Hemen.”

“Emredersiniz komutanım.”

Topçu atışları birkaç dakika sonra başladı. Gece gökyüzü kırmızı çizgilerle yarıldı.

Ama Ayla’nın içinde başka bir şey yanıyordu.

Bu saldırı tesadüf değildi.

Birileri içeriden bilgi sızdırıyordu.


III. İçerideki Gölge

Sabah olduğunda hasar tespiti yapıldı. Üç yaralı, bir ağır hasarlı kule, iki kullanılamaz araç.

Ayla harita masasının başında durdu.

“Roketler doğrudan kör noktaya isabet etti. Bu koordinatlar yalnızca iç raporlarda var.”

Oda sessizleşti.

Binbaşı Serdar konuştu.

“Komutanım, ima mı ediyorsunuz?”

“İma etmiyorum. Söylüyorum.”

Herkes birbirine baktı.

İhanet kelimesi söylenmemişti ama havada asılıydı.

Ayla’nın aklına altı ay önceki rapor geldi. İstihbarat birimi sınır hattında organize bir yapıdan söz etmişti. Kaçakçılık değil. Silah ve teknoloji transferi.

Bir ağ.

Ve o ağın bir ucu karargâha kadar uzanıyordu.


IV. Geçmiş

Ayla Savaşçı bu göreve tesadüfen gelmemişti.

On yıl önce bir sınır operasyonunda babasını kaybetmişti. O da askerdi. O gece koordinatlar sızdırılmış, birlik pusuya düşmüştü.

Soruşturma kapanmıştı.

“Delil yok.”

Ama Ayla için dosya kapanmamıştı.

Babası telsizde son olarak şunu söylemişti:

“İçimizde biri var.”

O cümle Ayla’nın zihnine kazınmıştı.

Şimdi, aynı cümle yeniden yankılanıyordu.


V. Şifreli Mesaj

Akşam saatlerinde teknik ekip bir veri akışı yakaladı.

Şifreliydi. Kısa aralıklarla gönderiliyordu.

“Kaynak?” diye sordu Ayla.

“Komutanım… içeriden.”

O an odadaki hava buz kesti.

Sinyal, üs içindeki bir taşınabilir cihazdan çıkıyordu. Ama kim olduğu belli değildi. Cihaz, her gönderimden sonra kapatılıyordu.

“Bu gece nöbet değişiminde herkes yerinde kalacak. Kimse yerinden ayrılmayacak.”

Plan basitti.

Ağı yakalamak.


VI. İkinci Saldırı

Gece yarısına doğru sinyal tekrar geldi.

Ayla haritaya baktı. Bu kez hedef mühimmat deposuydu.

“Boşaltın!” diye bağırdı.

Askerler saniyeler içinde alanı tahliye etti.

Roket düştüğünde depo boştu.

Patlama gökyüzünü aydınlattı ama can kaybı olmadı.

Ayla dişlerini sıktı.

“Biri zamanlamayı bildirdi.”

Telsiz odasından bir asker bağırdı.

“Komutanım! Sinyal tekrar aktif!”

Ayla koştu.

Sinyal, karargâhın arka bölümünden geliyordu.

Silahını çekti.

Kapıyı açtı.

İçeride Binbaşı Serdar vardı.

Elinde küçük bir uydu cihazı.

İkisi de birkaç saniye boyunca birbirine baktı.

“Komutanım…” dedi Serdar. “Anlatabilirim.”

“Silahı bırak.”

Serdar’ın yüzü çöktü.

“Borçlar… ailem… bana başka seçenek bırakmadılar.”

Ayla’nın sesi düzdü.

“Her zaman seçenek vardır.”

Serdar diz çöktü. Cihaz yere düştü.

Dışarıdan askerler içeri doldu.

İhanet artık somuttu.

.

VII. Ağın Arkası

Serdar’ın verdiği bilgiler daha büyük bir tabloyu ortaya çıkardı. Sınır hattındaki saldırılar, uluslararası bir silah kaçakçılığı zincirinin parçasıydı. Amaç, bölgede istikrarsızlık yaratmak ve yeni bir rota açmaktı.

Ayla operasyon planını hazırladı.

“Bu gece bitireceğiz.”

Özel birlikler nehir hattına kaydırıldı. Termal görüntüler takip edildi. Kaçakçılar karşı kıyıya geçmeye hazırlanıyordu.

İlk ateşi karşı taraf açtı.

Mermiler suya düştü. Fırat’ın yüzeyi dalgalandı.

Ayla en önde ilerledi.

“İleri!”

Çatışma kısa ama sertti.

Dakikalar sonra üç kişi yakalandı, ikisi etkisiz hale getirildi. Sandıklardan çıkan silahlar ve cihazlar ağı doğruluyordu.


VIII. Son Hesap

Sabah güneş doğduğunda sınır hattı sessizdi.

Serdar tutuklandı. İfadeleri zincirin diğer halkalarını ortaya çıkaracaktı.

Ayla karargâhın önünde durdu. Gözleri dağa çevrildi.

Babası aklına geldi.

“İçimizde biri var.”

Artık yoktu.

Ama Ayla biliyordu.

İhanet tamamen bitmezdi.

Sadece yer değiştirirdi.

Telsizden bir ses geldi.

“Komutanım, merkezden mesaj. Operasyon başarıyla sonuçlandı.”

Ayla başını kaldırdı.

“Başarı, kayıp yoksa başarıdır.”

Nehre baktı.

Fırat ağır ağır akıyordu.

Gece yaşanan her şeyi alıp götürür gibi.

Ama Ayla unutmayacaktı.

Çünkü bazı savaşlar sınırda değil, insanın içinde kazanılırdı.