15 doktor başaramadı — ta ki yoksul bir kurye akıl almaz olanı yapana dek
.
.
15 Doktor Başaramadı — Ta Ki Yoksul Bir Kurye Akıl Almaz Olanı Yapana Dek
1. Umutsuzluğun Başlangıcı
Aralık ayıydı. İstanbul’un üstüne kar taneleri usulca düşüyordu. Şehrin en büyük hastanelerinden birinde, çocuk onkoloji servisinde 9 yaşındaki Elif Yılmaz, steril bir hastane yatağında yatıyordu. Hayatının son günlerini sayan makineler, serumlar ve monitörler etrafını sarmıştı. Elif’in ailesi, Ayşe ve Mehmet Yılmaz, aylarca mücadele etmiş, evi, arabayı, birikimlerini satmış, her şeyi denemişlerdi. Ama ülkenin en iyi 15 doktoru aynı şeyi söylemişti: “Kurtarılamaz.”
Elif’in hastalığı, akut lenfoblastik lösemiydi. Başlangıçta umut vardı. İlk doktor, Cerrahpaşa’dan Doktor Öztürk, zor ama şans olduğunu söyledi. İkinci doktor, Hacettepe’den Profesör Demir, deneysel bir terapi önerdi. Ayşe ve Mehmet arabayı sattı, terapiye yatırdı. Sonuç olmadı. Üçüncü doktor, özel bir klinikten Doktor Kaya, yurt dışında yeni bir tedaviden bahsetti. Kredi çektiler, Almanya’ya gittiler. Elif’le döndüler, durumu daha da kötüleşmişti.
Her yeni uzman, yeni bir umut sunuyordu. Her biri sonunda ellerini açıyor, “Yapacak bir şey yok,” diyordu. Ayşe, 12. doktordan sonra muayenelerde ağlamayı bırakmıştı. Mehmet ise 15. doktora kadar kızının yüzüne bakamaz olmuştu. Sonunda, Avrupa’nın en iyi çocuk onkologlarından Profesör Aksoy, “Tıp sınırları var. Elif’in belki bir ayı, belki iki ayı var. Onu eve götürün, son anlarını onunla geçirin,” dedi.
2. Palyatif Bakımda Son Umut
Ayşe ve Mehmet, Elif’i hastaneye, palyatif bakım servisine götürdü. Çünkü kiraladıkları oda bir çocuğun ölümü için yer değildi. Elif, serumlara ve monitörlere bağlı, bir yıl önceki kızın gölgesi gibi zayıflamıştı. Saçları kemoterapiden dökülmüştü. Ama gözlerinde hâlâ yaşam vardı. Artık ne zaman iyileşeceğini sormuyordu. Sanki biliyormuş gibi, çocukların sahip olduğu o içgüdüyle, sorulmaması gereken sorular olduğunu anlamıştı.
Ayşe, yatağın yanında günün 24 saati oturuyordu. Yemiyor, uyumuyor, çıkmıyordu. Mehmet akşamları işten sonra geliyordu. Birbirleriyle konuşmuyorlardı. Sessizliklerinde her şey vardı: sevgi, umutsuzluk, çaresizlik, korku.
3. Bir Kadının Sessiz Gelişi
Tam o anda, hastanenin mutfağına eskimiş bir kurye ceketi giyen bir kadın girdi. Adı Fatma Özdemir’di. 42 yaşındaydı, yorgun bir yüzü vardı. Saatte 30 lira kazanan, bir teslimat şirketinde çalışan, sigortası olmayan, eski elektrikli bisikletiyle İstanbul’u dolaşan bir kadındı.
Fatma, koridorda yürürken bir şey onu durdurdu. Belki bir ses, belki bir önsezi, belki de kendi acısından tanıdığı bir acıydı. Odalardan birinin kapısı aralıktı. İçeride bir yatak, makineler, tüpler ve porselen bir bebek gibi küçük bir kız. Yatağın yanında, Fatma’nın çok iyi tanıdığı bir ifadeyle çocuğa bakan bir kadın. Çünkü Fatma da bir zamanlar öyle bakmıştı. 20 yıl önce kendi çocuğu Emre’ye.
Fatma’nın oğlu Emre, 6 yaşında kanserden ölmüştü. O da aynı hastanede, aynı umutsuzlukla. Emre’nin ölümünden sonra Fatma her şeyini kaybetmişti. Kocasını, işini, evini… İki yıl sokakta yaşamıştı. Galata köprüsünün altında, karton kutuda. Sonra temizlik işi bulmuş, ardından teslimat işi. Bir oda kiralamıştı. Küçük, soğuk ama kendine ait. Hiçbir şeyi yoktu ama hayatı vardı.

4. Bir Karar, Bir Mucize
Fatma, hastanenin koridorunda durmuş, kapı aralığından bakıyordu. 20 yıl önceki kendini, yataktaki çocuğu, umutsuzluğu görüyordu. Yanından geçip görmemiş gibi yapamazdı. O annenin kendi yaşadıklarını yaşamasına izin veremezdi. Bunun önlenebileceğine dair bir gölge şans bile varsa, denemeliydi.
O gece, Fatma uyuyamadı. Pencereden İstanbul’a baktı. Orada bir yerde, o binalardan birinde 9 yaşında bir kız ölüyordu ve 15 doktor ellerini açıyordu. Fatma, Emre’yi düşündü. O öldüğünde neyin eksik olduğunu, daha iyi tedavi için sahip olamadıkları parayı, ulaşamadıkları yurt dışındaki uzmanları… Ve sabah saat 4’te, ilk ışıklar bulutları deldiğinde, Fatma ayağa kalktı. Ne yapacağını biliyordu. Deliceydi, imkansızdı, saçmaydı. Ama tam da bu yüzden işe yarayabilirdi.
5. Kitlesel Fonlama ve Umut
Ertesi gün Fatma hastaneye döndü. Nöbetçi hemşireyi buldu, Elif’i sordu. Hemşire önce konuşmak istemedi. Ama Fatma’da insanların güvenmesini sağlayan bir şey vardı. Elif’in tedaviye yanıt vermeyen lösemisi, vazgeçen 15 doktoru, her şeyini kaybeden ebeveynleri, kalan bir ayı vardı.
Bir şey daha öğrendi: CAR-T terapisi. Hastanın T lenfositlerini alıp kanser hücrelerine saldıracak şekilde genetik olarak değiştirip vücuda geri enjekte edilen yenilikçi bir tedavi. Mucize gibi işliyordu. Ama maliyeti 1 milyon liraydı. Yılmaz ailesinin, Fatma’nın, hatta çoğu insanın sahip olmadığı bir miktar.
Fatma, 200 liraya aldığı eski dizüstü bilgisayarıyla bir kitlesel fonlama kampanyası başlattı. Adını koydu: “Elif, bir mucizeye ihtiyacı var.” Hikayeyi yazdı. Elif’in, ailesinin, 15 doktorun yapamadığını anlatan bir kampanya. Boş bir hastane yatağının fotoğrafını koydu. Kendi çocuğunu kaybetmiş birinin yürüttüğünü yazdı.
İlk günlerde hiçbir şey olmadı. 300 lira toplandı. Fatma umudun öldüğünü hissediyordu. Ama dördüncü gün her şey değişti. Belki biri kampanyayı popüler bir profilde paylaştı, belki bir gazeteci haber yaptı. 4. günün sabahı kampanyada 1.000 lira vardı. Öğlene kadar 10.000, akşama kadar 100.000.
Bağışlar Türkiye’nin her yerinden geliyordu. Antalya’dan bir emekli, İzmir’den bir iş adamı, yurt dışından anonim bağışçılar. Hafta sonuna kadar kampanya 500.000 lirayı geçmişti. Fatma ekranın önünde ağlıyordu. Yıllar sonra ilk kez. Ama bu yolun sadece yarısıydı ve zaman tükeniyordu.
6. Hastane ve Son Şans
Fatma kampanyanın çıktısıyla hastaneye gitti. Ayşe’ye, “523.000 lira topladık,” dedi. Ayşe hayalet görür gibi bakıyordu. Fatma, Emre’yi, kendi yaşadıklarını, CAR-T terapisini anlattı. Ayşe haftalardır ilk kez gerçek gözyaşları döktü. Yabancı birinin, kendisinden daha fakir birinin çocuğuna yardım etmek için zaman ve enerji ayırdığı için ağlıyordu.
Ama CAR-T terapisi Türkiye’de yoktu. Yurt dışına, Almanya’ya gitmek gerekiyordu. Tıbbi nakil, klinikte yer bulmak, paranın geri kalanını toplamak gerekiyordu. Yarım milyon çoktu ama yeterli değildi.
Ayşe Münih’teki kliniği aradı. Türkiye’den hasta kabul ediyorlardı. Durum kritikse hızlandırabilirlerdi ama tıbbi belgeleri görmeleri gerekiyordu. Ayşe belgeleri gönderdi.
Sonraki günler kaos oldu. Fatma işten izin aldı, vakıfları aradı, yardım edebilecek insanlara e-postalar yazdı. Kampanya büyüdü. 800.000, 850.000, 900.000… Ama zaman akıyordu. Elif her geçen gün zayıflıyordu.
Ve sonra Münih’ten telefon geldi. Elif’in belgelerini inceleyen doktor, bir yer olduğunu söyledi. Başka bir hastanın iptali. Elif’i bir hafta içinde kabul edebilirlerdi. Ama gelmeden önce tam miktara sahip olmaları gerekiyordu. 1.100.000 lira. Kampanyada 950.000 vardı. 150.000 eksikti.
Fatma o anda mantıkla açıklayamadığı bir karar verdi. 140.000 lirası vardı. Bir ömrün birikimi, hastalık için, yaşlılık için, çıkışı olmayan durumlar için para. Sahip olduğu tek güvence. Ertesi gün kampanyaya bağışladı.
7. Münih’e Yolculuk ve Tedavi
Münih uçuşu lojistik bir kabustu. Elif tıbbi nakil gerektiriyordu. Uçuş sırasında onu hayatta tutabilecek personeli olan özel bir ambulans uçağı. Ayşe kızıyla uçtu. Mehmet Türkiye’de kaldı. Fatma vedalaşmak için havalimanına gitti. Barikatın arkasında durdu ve ambulansın piste girişini, Elif’in uçağa taşınmasını, Ayşe’nin dönüp veda için el sallamasını izledi.
Münih’teki klinik Türk hastanelerinden farklıydı. Daha modern, daha sessiz, daha insancıl. Elif yeterlilik testlerinden geçti. Onkoloji bölümü başkanı Profesör Müller, terapiye aday olduğunu söyledi. T lenfositleri zayıftı ama yeterliydi. Vücudu tükenmişti ama savaşıyordu. Bir şans vardı. Küçük ama gerçek.
İşlem 3. gün başladı. Elif’in kanını aldılar. T lenfositlerini genetik olarak değiştirip vücuda geri enjekte ettiler. İki hafta belirsizlik, umut, korku. Ayşe her gün Mehmet’i ve Fatma’yı arıyordu. Fatma, bir arkadaş, bir kardeş, bir koruyucu melek olmuştu.
8. Mucize Gerçekleşiyor
İki hafta sonra değiştirilmiş lenfositler hazırdı. Birkaç saat süren bir işlemle Elif’e enjekte edildiler. Sonraki günler en kötüsüydü. CAR-T terapisi, ölümcül olabilen bir bağışıklık tepkisi yaratabiliyordu. Elif yüksek ateş yaptı. Tansiyonu düştü, nabzı hızlandı. Doktorlar gözlerini ondan ayırmadı. Ayşe dua etti. Sadece bekleyebiliyordu.
-
gün ateş düşmeye başladı. 5. gün Elif gözlerini açtı ve su istedi. 6. gün Profesör Müller odaya girdi, gülümseyerek, “Terapi işe yarıyor,” dedi. Kanser hücreleri geri çekiliyordu. Bu son değildi. Elif’in önünde aylarca iyileşme, kontrol muayeneleri vardı. Ama bu bir başlangıçtı. Bir hafta önce imkansız görünen bir şeyin başlangıcı.
Ayşe o günün akşamı Fatma’yı aradı. “Teşekkür ederim,” diyordu. Kelime anlamını kaybetmişti. Çünkü çocuğun için her şeyini veren birine nasıl teşekkür edilir? Fatma soğuk odasında onunla birlikte ağlıyordu. Emre için değil. Onu çoktan ağlamıştı. Elif için ağlıyordu. Boşa gitmeyecek bir hayat için, kaderden koparılan bir mucize için.
9. Hayat Yeniden Başlıyor
6 ay sonra İstanbul’da yaz sıcaktı. Elif Yılmaz 10 yaşındaydı ve remisyondaydı. Aktif kanser hücresi yoktu. Hayat gerçek dolu önünde. Saçları uzamaya başlamıştı. Zayıf yüzü renk almıştı. Eylülde okula döndü. Arkadaşları neler yaşadığını bilmiyordu. O sadece Elif’ti. Çizmeyi seven ve veteriner olmayı hayal eden kız.
Ayşe ve Mehmet hayatlarını yeniden inşa ediyordu. Üsküdar’da küçük bir daire kiralamışlardı. Ayşe öğretmenliğe dönmüştü. Mehmet daha iyi ödeme yapan bir şirkete geçmişti. Krediler hâlâ baskı yapıyordu ama artık aşılmaz bir dağ değildi.
Fatma Emirgan Korusu’nda yaşlı bir meşenin altında bankta oturmuş Yılmaz ailesinin yürüyüşünü izliyordu. Elif önde koşuyordu. Ayşe ve Mehmet el ele yürüyordu. Fatma onları uzaktan izliyordu. Teşekküre, tanınmaya ihtiyacı yoktu. Bu ona yeterliydi. Yaşayan bir çocuğun görüntüsü, ayakta kalan bir ailenin görüntüsü, parçası olmayı başardığı bir mucizenin görüntüsü.
Ayşe onu fark etti. Durdu. Mehmet’e bir şey söyledi. Sonra banka doğru geldi. Fatma kaçmak istedi. Duygusal sahneleri sevmiyordu ama artık çok geçti. Ayşe yanına oturdu. Uzakta güvercinleri kovalayan Elif’i izlediler. Sonra Ayşe konuşmaya başladı. Teşekkür hakkında değil. Bir vakıf kurmak hakkında. Elif’in düştüğü yere düşen diğer çocuklar için para toplama hakkında. Elif ve Fatma’nın hikayesinin mucizelerin olduğunun kanıtı olması gerektiği hakkında. Fatma dinledi ve içinde bir şeylerin değiştiğini hissetti. 20 yıldır Emre’nin bıraktığı boşlukla yaşamıştı. Ama şimdi Elif’e bakarken yeni bir şey hissetti. Anlam, amaç, ileriye gitme nedeni.
10. Elif’in Mucizesi Vakfı
Vakıf sonbaharda başladı. Adı “Elif’in Mucizesi” oldu. Ayşe idari işlerle ilgileniyordu. Mehmet web sitesini yönetiyordu. Fatma ise en iyi bildiğini yapıyordu: ailelerle konuşuyor, hikayelerini dinliyor, eksik olan yerde umut veriyordu.
Yıl sonuna kadar üç çocuk için daha para topladılar. İki kız ve bir erkek. Hepsinin doktorların “umutsuz” dediği teşhisleri vardı. Hepsi yurt dışında tedaviye gitti. Hepsi hayatta kalmadı. Bir erkek çocuk hastalık çok güçlü olduğu için tedaviye rağmen öldü. Ama iki kız Türkiye’ye sağlıklı döndü. Fatma bu vakaların her birinde oradaydı. Umutlarda ve hayal kırıklıklarında, mucizelerde ve trajedilerde.
Fatma kurye olarak çalışmayı bırakmadı. Hâlâ eski bisikletiyle İstanbul’da dolaşıyordu. Hâlâ saatte 30 lira kazanıyordu. Hâlâ akşamları soğuk odasına dönüyordu. Mecbur olduğu için değil, Yılmaz ailesinden yardım kabul etmek istemediği için. Çünkü Fatma çoğu insanın anlamadığı bir şeyi anlıyordu. Zenginlik, ne kadarına sahip olduğunla ilgili değil, ne kadar verebildiğinle ilgili. Ve o birikimi olmayan yoksul bir kurye, tanıdığı tüm zenginlerden daha fazlasını vermişti.
.
.
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






