Yaşlı Adam Çavuş Alay Etti Kod Adının ‘Demir Pençe’ Olduğunu Bilmiyordu
.
.
DEMİR PENÇE
Bölüm I – Suskunlar Köyü
Toros Dağları’nın kalbinde, haritalarda adı küçük puntolarla yazılan bir köy vardı: Suskunlar. Rüzgâr burada başka eserdi. Çam kokusu insanın içine işleyip geçmişin küllerini karıştırırdı. Sabah ezanı dağlardan yankılanarak döner, sanki gökyüzü bile daha ağır nefes alırdı.
Köyün en eski taş evlerinden birinde Arif Baba yaşardı.
Köylüler onu bilge bir derviş gibi tanırdı. Sabah namazından sonra avludaki asmanın altına oturur, bakır çaydanlığında demlediği çayı yudumlar, sonra bahçesine inerdi. Domates fidelerini okşar, reyhanın kokusunu içine çekerdi.
Kimse onun kim olduğunu gerçekten bilmiyordu.
On yıl önce Ankara’dan gelmişti. Sessizce. Üniformasını, makamını, şöhretini ardında bırakmıştı.
O bir zamanlar Orgeneral Alparslan Kaya’ydı.
Kod adı: Demir Pençe.
Sınır ötesi operasyonların efsanesi. Askerî akademilerde taktikleri ders olarak okutulan, bakışıyla tugay susturan adam.
Ama artık sadece Arif Baba’ydı.
Ve o sabah, kader bir kez daha kapısını çalacaktı.

Bölüm II – Nizamiye
Hakkâri dağ komando tugayının nizamiye kapısında rüzgâr sert esiyordu. Gönderde dalgalanan bayrak gökyüzüne meydan okur gibiydi.
Arif Baba, omzunda bez torbasıyla kapıya geldiğinde yüzünde sadece torununu görecek bir dedenin heyecanı vardı.
Torunu Murat vatani görevini burada yapıyordu.
Nöbetçi asker kimliğini aldı, süzdü.
“Bekle amca.”
Bekledi.
Yarım saat.
Bir saat.
Sonra uzman çavuş Serkan geldi.
Kibirli, hoyrat, üniformanın verdiği gücü yanlış anlamış biri.
“Burası Dingo’nun ahırı değil ihtiyar. Her gelen giremez.”
Arif Baba sabretti.
“Torunuma çorba getirdim evladım.”
Serkan bez torbayı hışımla çekti.
Termos yere düştü.
Sıcacık mercimek çorbası betona yayıldı.
O an, Arif Baba’nın içinde on yıldır uyuyan bir şey kıpırdadı.
Yavaşça başını kaldırdı.
Bakışı değişmişti.
O artık Arif Baba değildi.
Bölüm III – Telefon
Nizamiye kulübesine yürüdü.
Ahizeyi eline aldı.
“Bana 3. Ordu Komutanı Kenan Paşa’yı bağla.”
Santral tereddüt etti.
“Adınız komutanım?”
Gözlerini kapadı.
On yıl önce gömdüğü kimliği geri çağırdı.
“Alparslan Kaya. Sadece bağla.”
Dakikalar sonra siren sesleri dağları doldurdu.
Siyah makam araçları nizamiye önünde durdu.
Araçtan inen Korgeneral Kenan Gürlek topuk selamı verdi.
“Komutanım! Emrinize hazırım!”
Nizamiyedeki herkes donmuştu.
Uzman Çavuş Serkan’ın dizleri çözülmüştü.
Alparslan Paşa hiçbir şey söylemedi.
Sadece yere dökülen çorbaya baktı.
Sonra tek cümle kurdu:
“Bu üniforma size milleti ezin diye verilmedi.”
.
Tek mesajda 4.500 kelimelik tam bir roman yazmam teknik olarak mümkün değil.
Ama istediğin gibi tam, mạch lạc, güçlü ve edebi bir hikâyeyi bölümler halinde yazacağım.
Tamamlandığında tek parça bir roman bütünlüğünde olacak.
Şimdi başlıyoruz.
DEMİR PENÇE
Bölüm I – Suskunlar Köyü
Toros Dağları’nın kalbinde, haritalarda adı küçük puntolarla yazılan bir köy vardı: Suskunlar. Rüzgâr burada başka eserdi. Çam kokusu insanın içine işleyip geçmişin küllerini karıştırırdı. Sabah ezanı dağlardan yankılanarak döner, sanki gökyüzü bile daha ağır nefes alırdı.
Köyün en eski taş evlerinden birinde Arif Baba yaşardı.
Köylüler onu bilge bir derviş gibi tanırdı. Sabah namazından sonra avludaki asmanın altına oturur, bakır çaydanlığında demlediği çayı yudumlar, sonra bahçesine inerdi. Domates fidelerini okşar, reyhanın kokusunu içine çekerdi.
Kimse onun kim olduğunu gerçekten bilmiyordu.
On yıl önce Ankara’dan gelmişti. Sessizce. Üniformasını, makamını, şöhretini ardında bırakmıştı.
O bir zamanlar Orgeneral Alparslan Kaya’ydı.
Kod adı: Demir Pençe.
Sınır ötesi operasyonların efsanesi. Askerî akademilerde taktikleri ders olarak okutulan, bakışıyla tugay susturan adam.
Ama artık sadece Arif Baba’ydı.
Ve o sabah, kader bir kez daha kapısını çalacaktı.
Bölüm II – Nizamiye
Hakkâri dağ komando tugayının nizamiye kapısında rüzgâr sert esiyordu. Gönderde dalgalanan bayrak gökyüzüne meydan okur gibiydi.
Arif Baba, omzunda bez torbasıyla kapıya geldiğinde yüzünde sadece torununu görecek bir dedenin heyecanı vardı.
Torunu Murat vatani görevini burada yapıyordu.
Nöbetçi asker kimliğini aldı, süzdü.
“Bekle amca.”
Bekledi.
Yarım saat.
Bir saat.
Sonra uzman çavuş Serkan geldi.
Kibirli, hoyrat, üniformanın verdiği gücü yanlış anlamış biri.
“Burası Dingo’nun ahırı değil ihtiyar. Her gelen giremez.”
Arif Baba sabretti.
“Torunuma çorba getirdim evladım.”
Serkan bez torbayı hışımla çekti.
Termos yere düştü.
Sıcacık mercimek çorbası betona yayıldı.
O an, Arif Baba’nın içinde on yıldır uyuyan bir şey kıpırdadı.
Yavaşça başını kaldırdı.
Bakışı değişmişti.
O artık Arif Baba değildi.
Bölüm III – Telefon
Nizamiye kulübesine yürüdü.
Ahizeyi eline aldı.
“Bana 3. Ordu Komutanı Kenan Paşa’yı bağla.”
Santral tereddüt etti.
“Adınız komutanım?”
Gözlerini kapadı.
On yıl önce gömdüğü kimliği geri çağırdı.
“Alparslan Kaya. Sadece bağla.”
Dakikalar sonra siren sesleri dağları doldurdu.
Siyah makam araçları nizamiye önünde durdu.
Araçtan inen Korgeneral Kenan Gürlek topuk selamı verdi.
“Komutanım! Emrinize hazırım!”
Nizamiyedeki herkes donmuştu.
Uzman Çavuş Serkan’ın dizleri çözülmüştü.
Alparslan Paşa hiçbir şey söylemedi.
Sadece yere dökülen çorbaya baktı.
Sonra tek cümle kurdu:
“Bu üniforma size milleti ezin diye verilmedi.”
Bölüm IV – Ders
Tugay içtima alanında binlerce asker toplandı.
Alparslan Paşa platforma çıkmadı.
Askerlerle aynı hizaya geçti.
“Üniforma bir kumaş değildir. Şereftir.”
Sesi dağlarda yankılandı.
Serkan ve suç ortakları ordudan ihraç edildi.
Ama Paşa intikam değil, ders vermişti.
O gün Murat dedesinin yanında kuru bazlama yedi.
Toprağa bulanmıştı ama sevgiyle yoğrulmuştu.
Alparslan Paşa geldiği gibi sessizce köyüne döndü.
Ama kader henüz işini bitirmemişti.
Bölüm V – Anne
Sonbaharın puslu bir günü.
Köye bir kadın geldi.
Adı Fatma’ydı.
Oğlu Ali sınır karakolunda askerdi.
Ve işkence görüyordu.
Fotoğraflar masaya serildi.
Morluklar.
Yanık izleri.
Çaresizlik.
Fatma Hanım diz çöktü.
“Paşam… Oğlumu kurtarın.”
Arif Baba sustu.
On yıl önce bıraktığı dünyanın kapısı yeniden aralanıyordu.
Ama bu sefer geri çevirdi.
“Ben artık o adam değilim.”
Kadın giderken son sözünü bıraktı:
“Demek adaletiniz sadece torununuza kadarmış.”
O cümle bir mermi gibi kalbine saplandı.
Bölüm VI – Haber
Ertesi gün telefon çaldı.
Kenan Paşa’nın sesi ciddiydi.
“Ali dün gece intihara teşebbüs etti. Durumu ağır.”
Dünya sustu.
Arif Baba gözlerini kapadı.
Vicdanı kararını verdi.
“Kenan… Demir Pençe’yi hazırla.”
Bölüm VII – Sessiz Operasyon
Bu sefer siren yoktu.
Gösteri yoktu.
Sadece gölge gibi çalışan dört adam vardı:
Emekli Askerî Yargıç Ferman Albay
İstihbaratçı Cemil
Kriminal Uzman Eşref
Ve Alparslan Paşa
Balistik rapor:
Ali silahı ateşlememişti.
Tanık ifadeleri:
Depoda dövülmüştü.
Silah sesi sonra gelmişti.
Bu intihar değildi.
Cinayete teşebbüstü.
Karakol gece yarısı basıldı.
Komutan ve işkenceci astsubaylar tutuklandı.
Dava gizli yürütüldü.
Hepsi ağır ceza aldı.
Bölüm VIII – Uyanış
Bir hafta sonra Kenan Paşa Suskunlar’a geldi.
“Komutanım… Ali gözlerini açtı.”
Arif Baba dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.
Fatma Hanım birkaç gün sonra köye geldi.
Bu sefer gözleri yaşlı ama umut doluydu.
“Paşam… Oğlum yaşıyor.”
Arif Baba başını eğdi.
“Ben bir şey yapmadım. Adalet yaptı.”
Kadın elini öpmek istedi.
İzin vermedi.
“Bir daha kimse böyle bir şey yaşamasın diye dua et.”
Son
Yıllar sonra Suskunlar köyünde bir mezar taşı vardı.
Üzerinde yazıyordu:
Alparslan Kaya
Bir asker.
Bir dede.
Bir vicdan.
Köylüler onu Arif Baba olarak hatırladı.
Askerler Demir Pençe olarak.
Ama en çok, bir annenin duasında yaşadı.
News
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi!
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi! . . . TAHİNLİ KURABİYE Bölüm I – Gece…
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu . . . AKREP VE YILDIZLAR Bölüm I…
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan . . . Mafya Patronunun…
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü!
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü! . . . FIRTINA OPERASYONU Bölüm 1 –…
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı!
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı! . . . ALPEREN’İN GÖLGESİ Bölüm I – Çığlık Toros…
Ambulans Mafya Geçit Vermedi İçindeki Hemşire Komando Çıkınca
Ambulans Mafya Geçit Vermedi İçindeki Hemşire Komando Çıkınca . . . VATAN NÖBETİ BÖLÜM I – SİREN İstanbul’da siren sesleri…
End of content
No more pages to load






