Astsubay Zeynep’in Kefeni Canlı Gömülen Bir Kadın Askerin Acımasız Adaleti

.
.
.

ASTSUBAY ZEYNEP’İN KEFENİ

Canlı Gömülen Bir Kadın Askerin Acımasız Adaleti

1. Bölüm: Toprağın Altında

“Gömün onu.”
Albay Çetin Demir’in sesi, kavrulmuş talim alanında yankılandı. Bir askeri buldozer, soğuk toprak yığınını sığ bir çukura devirdi. Küçük bir kadın askerin narin vücudu, toprak altında kaybolurken yüzlerce asker dehşet ve çaresizlik içinde nefeslerini tutarak bu korkunç manzarayı izledi. Albay ve dört yardımcısı, sigara içip kıkırdayarak bir insanın canlı canlı gömülmesini sanki bir film izler gibi seyrediyordu.

Çukurun uzağındaki bir tepede, eski püskü giysiler içinde yaşlı bir adam, olan biteni izliyordu. Bağırmadı, aşağı koşmadı. Yüzünde ne hüzün ne öfke vardı; yalnızca dünyanın tüm ışığını yutmuş gibi soğuk bir sükûnet hakimdi. Cebinden eski bir cep telefonu çıkardı. Tek bir telefon görüşmesiyle bu topraklarda cehennemin kapıları açılacaktı.

2. Bölüm: Bir Balıkçı Köyünde Sabah

Karadeniz’in küçük bir balıkçı köyünde, sabahın erken saatlerinde tuzlu deniz ve balık kokusu havayı dolduruyordu. Martılar, balıkçı teknelerinin üzerinde dönerken köyün küçük evlerinden dumanlar yükseliyor, kahvaltı hazırlıkları başlıyordu. Yaşlı Halil Usta, mutfağında kızına hazırladığı yemeği özenle paketliyordu. En küçük kızı Zeynep’in birliğine atanmasından sonra ilk kez ziyaretine izin verilmişti. Gece boyunca uyumamış, heyecan ve endişe içinde sabahı beklemişti.

İki oğlu Murat ve Emre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin seçkin birliklerinde general rütbesine ulaşmıştı. Herkesin gözünde gurur kaynağıydı. Ama Halil Usta’nın yüreğinde en yumuşak yer, hep küçük kızı Zeynep’e aitti. Oğullarına sertti, onlara tek bir şeyi öğretmişti: “Üniforma askerin kefenidir. Onu kirleten benim oğlum değildir.”

Yıllar önce, oğulları önünde diz çökmüş, çamurlu üniformalarıyla yemin etmişlerdi. Halil Usta, “Canınız devlete, onurunuz millete ait. Üniformayı kirleten insan değildir,” demişti. Oğulları bu yeminle büyümüştü. Ama Zeynep farklıydı; asker olmak istemiyordu, küçük bir kafe açmak, mutlu bir hayat yaşamak istiyordu. Fakat kader ona başka bir yol çizdi. Üniversiteden mezun olunca bir gün ansızın askere gitmeye karar verdi. Kadın astsubaylık için başvurdu. “Baba, ben de bir denemek istedim. Sizin ve abilerimin ömrünüzü adadığı bu ülkenin nasıl bir yer olduğunu görmek istiyorum,” dedi.

Halil Usta, kızının kararlılığına bir şey diyemedi. O sabah hazırladığı yemeklerle otobüse bindi, saatlerce yolculuk yapıp Urfa’daki birliğe vardı. Kapıdaki nöbetçiye kızını görmek istediğini söyledi. Nöbetçi, “Astsubay Zeynep şu anda özel bir eğitime katılıyor, ziyaret mümkün değil,” dedi. Halil Usta bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Otobüs durağına gitmek yerine kışlanın etrafında yürüyüp bir tepeye tırmandı. Oradan talim alanını görebiliyordu.

3. Bölüm: Gömülüş

Talim alanında yüzlerce asker toplanmıştı. Ortada devasa bir buldozer, çukurda ise Zeynep yatıyordu. Buldozerin kepçesiyle toprak, Zeynep’in vücuduna boca ediliyordu. Halil Usta’nın kalbi durdu. Kızı hareketsizdi. Çukurun başında beş adam, subay rütbeleriyle sigara içip gülüşüyordu. Halil Usta’nın içindeki yaşlı balıkçı o an öldü. Yerini, bir zamanlar ölüm meleği olarak anılan efsanevi özel kuvvetler komutanı Kara Şahin aldı.

Halil Usta’nın gözleri karanlık bir uçurum gibi derinleşti. Cebinden eski telefonunu çıkardı. Aşağıda Zeynep tamamen toprak altında kalana dek bekledi. Buldozer durdu. Albay, “Güzel. Tertemiz oldu. Bugün olanları kimse görmedi. Dışarıya tek bir kelime sızarsa aileniz bile güvende olmaz,” diye tehdit etti. Halil Usta, beş adamın yüzünü beynine kazıdı.

Otobüs durağında oturdu, telefonunu açtı, kısa yol 1’e bastı. Oğlu Korgeneral Murat’a “O itler Zeynep’i gömdü,” dedi. Murat’ın sesi aslan kükremesi gibi yükseldi: “Baba, şimdi neredesin? Konumunu hemen gönder!” Halil Usta konumunu gönderdi. Ardından diğer oğlu Emre’yi aradı. “O itler Zeynep’i gömdü,” dedi. Emre’nin sesi bir hayvan ulumasıydı: “Baba, hemen söyleyin! O itleri öğütüp çiğ yiyeceğim!” Halil Usta, “Şimdi öfkeni değil, dişlerini istiyorum. Abinin sinyalini bekle. Bugün savaş var,” dedi.

4. Bölüm: Fırtına Başlıyor

Aynı anda, iki generalin karargahlarında kıyamet koptu. Murat, makam masasını yumruklayıp ikiye böldü. Emre, komuta asasını parçaladı. İki kardeş, zırhlı birlikleri ve helikopter filolarını Şanlıurfa’ya sevk etti. Alarm sirenleri çaldı, motorlar gürledi, Türk ordusunun iki seçkin birliği cehennem gibi Urfa’ya aktı.

Genelkurmay Harekat Merkezi’nde subaylar şaşkındı. İki büyük birliğin aynı anda Şanlıurfa’ya hareket ettiğini gördüler. Orgeneral Ayşe Karatay, “Bu bir temizliktir,” dedi. “Tüm raporlar bana. Dışarıya tatbikat deyin.” O an, Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri tarihinde yeni bir sayfa açılıyordu.

5. Bölüm: Cezalandırma

Şanlıurfa’da, helikopterler gökyüzünü kapladı. Murat’ın komutasındaki taarruz helikopterleri, birliğin iletişim kulelerini ve komuta merkezlerini imha etti. Zırhlı araçlar kapıları kırarak içeri girdi, özel timler binaları bastı. Beş dakika içinde birlik tamamen ele geçirildi. Çetin Demir ve dört yardımcısı, askerlerin önünde diz çöktürüldü.

Murat ve Emre, Zeynep’in gömüldüğü yere geldiler. “Kazın!” emrini verdi Murat. Komandolar çıplak elleriyle toprağı kazdı. Kısa süre sonra Zeynep’in vücudu ortaya çıktı. Sağlıkçılar onu sedyeye koyup helikoptere taşıdı. Zeynep yaşıyordu. İki kardeşin gözleri şimdi beş suçluya döndü.

Emre, Çetin Demir’in yakasına yapıştı, yumruğunu suratına geçirdi. “Affet beni!” diye yalvardı Çetin Demir. Murat, “Onu bu kadar kolay öldürmemeliyiz,” dedi. Çetin Demir’in rütbesini söktü, askeri polise teslim etti. “Cinayete teşebbüs, görevi kötüye kullanma, savaş durumu olmadan işlenen suçlar… Uygulayın!” dedi. Askeri polisler beş adamı kelepçeledi.

6. Bölüm: Temizlik ve Direniş

Murat, askerlerin önünde konuştu: “Bugün buraya kardeşimizi kurtarmaya geldik ama sizi de kurtarmaya geldik. Bu beş it dışında başka suçlular var mı?” Başta kimse konuşamadı. Sonra bir asker titreyerek elini kaldırdı: “İdari başçavuş Murat var. Maaşlarımızı gaspetti, bize özel iş yaptırdı.” Arkasından diğer askerler de konuşmaya başladı. Onlarca subay, yolsuzluk ve şiddet suçlarıyla tutuklandı.

Murat, “Bu birliği yeniden inşa etmeye hazır mısınız?” diye sordu. Askerlerden önce cılız, sonra dev bir “Emredersiniz!” haykırışı yükseldi.

7. Bölüm: Savaşın Derinleşmesi

Emre, “Daha bitmedi. Arkadaki beyni yakalayamadık,” dedi. Soruşturma başlatıldı. Çetin Demir ve adamları, yolsuzluk ağının başında Tuğgeneral Rıza Pala’nın olduğunu itiraf etti. Rıza Pala, kaçtı. Murat ve Emre, ordu içinde ellerinden geleni yaptılar ama siyasi ve askeri duvarlara çarptılar. Medya, iki generali suçlamaya başladı. Milli Savunma Bakanı, Halil Usta’nın yanına gitti.

Bakan, “Bu noktada durmanız nasıl olur?” dedi. Halil Usta, “Oğullarım onur için değil, babalarının öğretisi için savaşıyor. Üniformayı kirleten insan değildir,” dedi. Bakan, evdeki eski fotoğrafa baktı: Kara Şahin Birliği. Halil Usta, bir zamanlar efsanevi bir özel kuvvet komutanıydı. Bakan, “Kime bulaştığımızı şimdi anladım,” diyerek Cumhurbaşkanlığı’nı aradı.

8. Bölüm: Kara Şahin’in Dönüşü

O gece, Kara Şahin’in adı Ankara’dan İstanbul’a, tüm devletin derin damarlarında yankılandı. Rıza Pala’yı koruyan tüm kalkanlar çöktü. Eski Kara Şahin timi, yaşlı ama acımasız adamlar, Rıza Pala’yı saklandığı manastırda buldu. Halil Usta, “Sen sınırı aştın. Asker üniforma giyip kendi yavrusuna zarar veren bir hayvan olmamalıydı,” dedi. Rıza Pala, MİT’in kapısına, kemikleri kırılmış halde, hayatta bırakılarak bırakıldı. Tüm suç ortakları ortaya çıktı. Türkiye, kuruluşundan bu yana en büyük yolsuzluk skandalıyla sarsıldı.

9. Bölüm: Yargı ve Son

Askeri mahkemede Çetin Demir, Rıza Pala ve suç ortaklarına idam cezası verildi. Murat ve Emre, “Biz kahraman değiliz. Sadece evlatlık görevimizi yaptık,” dediler ve sessizce görevlerine döndüler. Ordu, kendi yarasını kendi temizledi.

Zeynep mucizevi şekilde hayatta kaldı. Vücudunda izler kaldı, ama gözlerinde ölümden dönenlerin bilgeliği vardı. Kahramanlık madalyasını aldı, ama “Ben asker olarak kalmak istiyorum,” dedi. “Düştüğüm yerde umudu da gördüm. Bu orduyu daha iyi bir yer yapmak istiyorum.”

10. Bölüm: Deniz Üzerinde Huzur

Bir yıl sonra, Karadeniz’in küçük balıkçı köyünde, bir teknede Halil Usta ve üç çocuğu birlikte balık tutuyordu. Artık rütbeler, yıldızlar yoktu. Sadece bir baba, oğulları ve kızı… Zeynep’in gülüşü denizi aydınlatıyordu. Halil Usta, gökyüzüne bakıp gülümsedi. Hayatının savaşı bitmişti. Gerçek güç, omuzdaki yıldızlarda değil, bir babanın mirasında, onurunda ve sevgisindeydi.

SON