Yozlaşmış Polis Hayatının Hatasını Yaptı. Çünkü O Kadın Bir Efsanenin Ta Kendisiydi!

.
.
.

ÇELİK İRADE

Bir Sahil Kasabasında Adaletin Doğuşu

BÖLÜM I – Kenan Kapan’ın Krallığı

Gümüşyaka yaz sıcağının en ağır günlerinden birini yaşıyordu. Temmuz güneşi, Marmara kıyısındaki asfaltı eritiyor; yolun üzerinde dalgalanan sıcak hava görüntüyü puslu bir serap gibi titretiyordu. Denizden gelen tuz kokusu, yanık lastik ve egzoz dumanına karışıyordu.

Bu yol Komiser Kenan’ın krallığıydı.

Meslektaşları ona gizlice “Kenan Kapan” derdi. Hızlı sürücüleri yakaladığı için değil, sürücülerin cüzdanlarını ustalıkla “kapattığı” için.

Kırk yaşına merdiven dayamıştı. Göbeği hafifçe öne çıkmış, saçları seyrelmişti ama bakışları hâlâ kibirle doluydu. Üniformasının üzerindeki rozet, onun için kanunu temsil etmiyordu. Gücü temsil ediyordu.

Kontrol noktasını bilerek “Şeytan Virajı” denilen yere kurmuştu. 70 km hız sınırı tabelası dev bir çınar ağacının yapraklarıyla neredeyse görünmezdi. Sürücüler fark etmeden hız sınırını aşar, birkaç yüz metre sonra düdük sesiyle kenara çekilirdi.

Kenan ise güneş altında durmazdı.

Yolun karşısındaki klimalı salaş kafede oturur, bir elinde radar cihazı, diğer elinde boş tutanaklar beklerdi. Her düdük sesi yeni bir kazanç demekti.

“Ali!” diye seslendi genç memura.

Çiçeği burnunda polis memuru Ali koşarak yanına geldi. Yüzü terden parlıyordu.

“Komiserim?”

“Minibüs yabancı plakalı. Diplomat falan diyorlar mı?”

“Evet komiserim… Affetmemizi rica ediyorlar.”

Kenan dudak büktü.

“Ceza 10.000 lira. Ehliyete iki ay el koy. İstisna yok.”

Ali tereddüt etti. “Ama diplomatik dokunulmazlık…”

Kenan’ın bakışı buz kesti.

“Sen benim memurum musun onların mı?”

Ali sustu.

Birkaç dakika sonra şoför içeri girip kalın bir zarf uzattı.

“Arkadaşlara çay parası komiserim…”

Kenan zarfı açmadan çekmeceye attı.

“Aferin.”

Bu düzen yıllardır böyleydi.

Kimse ses çıkarmazdı.

Çünkü herkes korkardı.


BÖLÜM II – Havale

Öğle saatlerinde eski model, külüstür bir Şahin virajı dönerken hafifçe savruldu.

Kenan kaşlarını çattı.

“Bu ne rezalet?”

Ali arabayı kenara çekti.

Direksiyondaki zayıf adamın yüzü kül gibiydi. Yanındaki eşi kucağında beş yaşlarında bir çocuğu tutuyordu. Çocuğun dudakları morarmıştı.

“Komiserim ne olur yardım edin,” dedi baba. “Oğlum havale geçiriyor. İl merkezine yetişmemiz lazım.”

Kenan kağıtlarını çıkardı.

“Emniyet kemeri yok. Kapasite aşımı var. Hız ihlali var.”

Kadın arabadan inip diz çöktü.

“Ne olur arabayı bağlamayın. Oğlum ölür.”

Adam cebinden buruşuk paralar çıkardı.

“1000 lira var. Hepsi bu.”

Kenan güldü.

“Benimle dalga mı geçiyorsun?”

Anahtarları çekip aldı.

Tam o anda çocuk kasılmaya başladı. Gözleri arkaya kaydı. Nefesi kesik kesikti.

Anne çığlık attı.

Kalabalık dondu.

Kimse müdahale edemedi.

Ta ki bir sandalye gıcırdayana kadar.

Kafenin en dip köşesinde oturan siyah tişörtlü kadın ayağa kalktı.

Yavaş adımlarla geldi.

“Çocuğu yan yatırın,” dedi sakin bir sesle.

Parmaklarını çocuğun burun ve üst dudağı arasındaki sinir noktasına bastırdı.

Birkaç saniye sonra çocuk derin bir nefes aldı.

Havale yavaşladı.

Kalabalık şaşkındı.

Kadın başını kaldırdı.

“Bu bir tıbbi acil durum. Kanuna göre geçiş üstünlüğü var.”

Kenan öfkeyle copunu kaldırdı.

“Sen de kimsin?”

Cop savruldu.

Bir anlık hareket.

Kadın yana kaydı, Kenan’ın bileğini yakaladı ve kendi gücünü ona karşı kullandı.

Kıtır.

Kenan acıyla haykırdı.

Cop yere düştü.

Her şey üç saniye sürmüştü.


BÖLÜM III – Kim Olduğunu Bilmiyordu

Takviye ekipler sirenle geldi.

Silahlar kadına doğrultuldu.

“Ellerini kaldır!”

Kadın sakin konuştu:

“Ben Yüzbaşı Aslı Çelik. Sicil numaram 23815. SAT Komutanlığı.”

O isim havada asılı kaldı.

SAT Komutanlığı

Komiser yardımcısı kimliği kontrol etti.

Telsiz konuşmaları başladı.

Aynı anda Kenan’ın telefonu çaldı.

“Ne yaptığının farkında mısın sen? Deniz Kuvvetleri Komutanlığı aradı!”

Kenan’ın yüzü bembeyaz oldu.

Aslı, Memur Ali’ye döndü.

“Vücut kameran açık mı?”

Ali aşağı baktı.

Kırmızı ışık yanıyordu.

Her şey kaydedilmişti.

Rüşvet.

Tehdit.

Çocuğun havalesi.

Hepsi.