(Trabzon, 2011) Dört kız kardeş aynı gece kayboldu — annenin bıraktığı not ülkeyi ağlattı

.
.
.

TRABZON’DA KAYBOLAN DÖRT KARDEŞ: BİR ANNENİN SIRRI

Trabzon’da o gece gökyüzü sanki parçalanıyordu.

Şimşekler karanlığı yırtıyor, gök gürültüsü evlerin duvarlarını titretiyordu.

Yağmur ise sıradan bir yağmur değildi.

Sanki gökyüzü öfkesini yere kusuyordu.


Çukurçayır Mahallesi’nin dar sokaklarından birinde, eski bir evin kapısı rüzgarla çarpıp duruyordu.

Kapı yarı açıktı.

Ve içeride…

kimse yoktu.


Polis memuru Ercan kapıdan içeri adım attığında ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.

Dışarıdaki fırtına içeride yok gibiydi.


Sanki bu ev…

zamanın dışında kalmıştı.


“Leyla Hanım?”

diye seslendi.

Cevap gelmedi.


El fenerini yere tuttuğunda kalbi sıkıştı.


Kapının hemen önünde…

yan yana dizilmiş dört çift küçük ayakkabı vardı.


Hepsi ıslaktı.


Dört kız kardeş.

Alin.

Narin.

Seda.

Mina.


Ve hiçbir iz yoktu.


NOT

Masanın üzerinde küçük bir kağıt parçası duruyordu.

Ercan yavaşça yaklaştı.


Kağıt gözyaşlarıyla ıslanmıştı.


Üzerinde sadece şu yazıyordu:


“Beni affedin…
Sizi koruyamadım.”


Ercan’ın eli titredi.


Bu bir kaçış değildi.


Bu…

bir çaresizlik çığlığıydı.


SORUŞTURMA BAŞLIYOR

Kısa süre sonra Komiser Serkan olay yerine geldi.

Deneyimliydi.

Ama bu…

farklıydı.


Evin içinde dolaştı.

Her şeyi inceledi.


Her şey düzenliydi.


Ama bir şey eksikti.


Hayat.


“Bu bir kaçış değil,” dedi.

“Bu bir… koparılış.”


ŞÜPHE: HALUK

Leyla’nın eşi Haluk ortada yoktu.

Telefonu kapalıydı.


Ve mahallede herkes onun hakkında aynı şeyi söylüyordu:


“Saygın bir adam.”


Serkan bu cümleden nefret ediyordu.


Çünkü çoğu zaman…

en karanlık insanlar…

en saygın görünenlerdi.


İLK ÇATLAK

Komşu Nesrin konuştu.


“Son zamanlarda çok ağlıyordu…”

“Geceleri bağırışlar duyuyordum…”


Ve sonra…


“Büyük kızın kolunda morluk vardı.”


Serkan’ın içi buz kesti.


Bu bir kayıp vakası değildi.


Bu…

bir şiddet hikayesiydi.


TAVAN ARASI

Serkan üst kata çıktı.


Tavan arasına.


Ve orada…

bir şey buldu.


Bir yatak.

Yeni kullanılmış.


Ve altına saklanmış bir not:


“Beni bulduğunuzda çok geç olabilir…
Ama onları kurtarın.”


ORMAN İZLERİ

Haluk’un arabası bulundu.

Ormanın girişinde.


Ve toprakta…

izler vardı.


Bir adam.

Ve dört küçük çocuk.


“Yaşıyorlar,” dedi Serkan.


Ve koşmaya başladı.


KULÜBE

Ormanın derinliklerinde küçük bir kulübe vardı.


İçerisi boştu.

Ama ateş yanıyordu.


Yani…

birileri az önce buradaydı.


Alt katta…

bir bodrum.


Ve orada…


dört küçük şilte.


Serkan’ın kalbi parçalandı.


“Onları burada tutmuş…”


GÜNLÜK

Bir defter buldular.

Alin’in defteri.


“Annemizi göremiyoruz…”

“Haluk Bey diyor ki annem bizi terk etti…”

“Ama ben inanmıyorum…”


Serkan defteri kapattı.


“Bu adam…
canavar.”


HALUK BULUNDU

Bodrumun diğer odasında…


Haluk bağlı halde bulundu.


“Beni kurtarın!” diye bağırdı.

“Leyla deli oldu!”


Ama Serkan inanmadı.


Çünkü suçlular her zaman…

kendilerini kurban gibi gösterirdi.


DEĞİRMEN

İzler eski değirmene gidiyordu.


Serkan ve ekip içeri girdi.


Ve orada…


üç küçük kız vardı.


Korkmuş.

Ağlayan.


Ama…

hayattaydı.


“Alin nerede?” diye sordu Serkan.


“Annem aldı…”


Tam o anda kapı açıldı.


Leyla içeri girdi.


Elinde Alin’in eli vardı.


GERÇEK

Leyla dizlerinin üzerine çöktü.


“Özür dilerim…”


“Geç kaldım…”


Ama bu sefer…


doğru olanı yapmıştı.


USB SIRRI

Leyla’nın sakladığı USB bulundu.


Videolar izlendi.


Haluk’un gerçek yüzü ortaya çıktı.


Şiddet.

Tehdit.

Korku.


Ve en korkuncu…


Alin’e olan bakışları.


Serkan yumruğunu sıktı.


“Bu adamı gömeceğim.”


ŞOK

Ama ikinci USB…

her şeyi değiştirdi.


Haluk’un itirafı vardı.


Ama zorlanmış gibiydi.


Bu…

bir oyun muydu?


MERAL

Sonra gerçek ortaya çıktı.


Meral.


Leyla’nın teyzesi.


Yıllardır her şeyi biliyordu.


Ve susmuştu.


Ama artık…


oyunun içindeydi.


SON GERÇEK

Haluk tek suçlu değildi.


Çocuk kaçakçılığı.


Kadın ticareti.


Ve bu ağın arkasında…


daha büyük insanlar vardı.


SON SAHNE

Leyla kızlarını kucakladı.


“Artık bitti.”


Ama Serkan biliyordu…


bu sadece başlangıçtı.


SON SÖZ

Bazen…

en büyük kötülük…


sessizliktir.


Ve bazen…


bir annenin sevgisi…


dünyadaki en güçlü silahtır.