OĞUL EVE ANİDEN GELİR VE EŞİNİ ANNESİYLE BUNU YAPARKEN BULUR… NE GÖRDÜ…

.

OĞUL EVE ANİDEN GELİR VE EŞİNİ ANNESİYLE BİRLİKTE GÖRÜR…

Kuşadası’nın Türkmen Mahallesi’nde sabah ezanından hemen sonra eski bir çalar saat çınladı. Saat beşti.
Ayşe yavaşça gözlerini açtı. Altmış sekiz yaşındaki bedeni, ince şiltenin üzerinde ağırlaşmış gibiydi. Dizleri sızlıyor, elleri titriyordu. Ama o sabah içinde tuhaf bir heyecan vardı. Kalbi genç bir kız gibi çarpıyordu.

Bugün İstanbul’a gidecekti. Oğlu Emre’yi görmeye.

Küçük evinin penceresini araladığında tuzlu deniz kokusu içeri doldu. Komşu evlerden yayılan kahve kokusu rüzgâra karışıyordu. Gökyüzü pembeye dönüyordu. Ayşe derin bir nefes aldı.

“Bugün farklı olacak,” diye fısıldadı.

Dolabını açtı. Özel günler için sakladığı çiçekli elbiseyi çıkardı. Yıllar önce kendi elleriyle dikmişti. Kumaşı ucuzdu ama her dikişine sevgi işlemişti. Beyaz saçlarını topuz yaptı. Emre’nin Anneler Günü’nde aldığı sandaletleri giydi.

Sonra mutfağa geçti.

Pilav… kuru fasulye… fırında güveç…


Emre çocukken en çok bunları severdi.

Tencerelerin sesi evin içinde yankılanırken Ayşe geçmişe daldı. Emre küçükken babasını kaybetmişlerdi. Bir iş kazasında… O günden sonra Ayşe hem anne hem baba olmuştu. Geceleri dikiş dikmiş, gündüzleri temizlik işlerine gitmişti. Emre ise hep çalışkan, akıllı ve kararlı olmuştu.

On beş yaşındayken annesine söz vermişti:
“Bir gün seni rahat ettireceğim anne.”

Ve sözünü tutmuştu.

Emre artık İstanbul’da büyük bir yatırım şirketinin sahibiydi. Levent’te lüks bir sitede oturuyor, pahalı arabalar kullanıyordu. Başarılıydı. Saygındı.

Sadece… annesini daha az arıyordu.

Ayşe son altı aydır oğlunu görmemişti.

Yemekleri dikkatlice kaplara koydu. Meyve aldı. Termal çantaya yerleştirdi. Yol parası için haftalardır biriktirdiği parayı çantasına koydu. Tansiyon ilaçlarını almamıştı birkaç aydır; ama olsun, Emre’yi görmek daha önemliydi.

Otobüsle beş saat süren yolculuk boyunca Ayşe hayal kurdu.
Kapı açılacak… Emre şaşıracak… Sarılacaklar… Belki torun haberini bile alacaktı…

İstanbul’a vardığında kalabalık onu korkuttu. Gürültü, trafik, insanlar…
Elindeki kâğıttan adresi kontrol etti: Levent, Avrupa Konutları.

Siteye vardığında dev kuleler göğe yükseliyordu. Güvenlik görevlisi onu baştan aşağı süzdü.

“Randevunuz var mı?”

“Ben annesiyim,” dedi Ayşe gülümseyerek.

Telefon edildi. Bir süre sonra Zeynep aşağı indi.

Üzerinde pahalı bir elbise vardı. Soğuk gözlerle baktı.

“Ne işin var burada Ayşe?”

“Emre’ye sürpriz yapmak istedim kızım. Sevdiği yemekleri getirdim.”

Zeynep’in yüzü gerildi.

“Emre evde değil. Ayrıca böyle habersiz gelmek doğru değil. Bizim bir hayatımız var. Programımız var.”

.
.