Gizli Kimlik – Karakola Atıldı – Tek Telefonla Bütün Teşkilatı Titretti

.

Gizli Kimlik: Tek Telefonla Tüm Teşkilatı Sarsan Kadın

İstanbul’un yaz sıcağı o gün şehri adeta kavuruyordu. Fatih’in dar sokaklarında asfaltın üzerinden yükselen sıcak hava insanın nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Eski taş binaların gölgeleri bile bu sıcağa karşı yeterli değildi. İnsanlar serinlemek için dükkânlara sığınıyor, sokaklarda ise yalnızca acele eden birkaç kişi görünüyordu.

Tam bu sırada sokağın başından eski, rengi solmuş bir motosiklet yavaşça ilerledi. Motoru kullanan kişi orta yaşlı bir kadındı. Kadın motosikleti tarihi bir kumaş dükkânının önünde durdurdu. Üzerinde sade bir çiçekli gömlek, koyu renk bir keten pantolon ve ayağında basit sandaletler vardı. İlk bakışta sıradan bir ev kadını ya da emekli bir öğretmene benziyordu.

Oysa bu kadın İstanbul İl Emniyet Müdürü Asuman Çetin’di.

Asuman Çetin yıllardır polis teşkilatında adalet konusundaki sertliği ve tavizsizliği ile tanınan bir isimdi. Basında çok görünmez, özel hayatını herkesden saklardı. Onun hakkında konuşanlar genelde aynı şeyi söylerdi: “Asuman Çetin adaletten asla ödün vermez.”

Ama o gün kimse bu sade kadının İstanbul’un en güçlü polislerinden biri olduğunu tahmin edemezdi.

Asuman motosikletten indi ve dükkânın kapısına yöneldi. Kapıyı açtığında pirinçten yapılmış küçük zil tatlı bir ses çıkardı. İçeride serin bir hava vardı. Yeni kumaşların kokusu ve naftalin kokusu birbirine karışmıştı.

Tezgâhın arkasında Fitnat Hanım oturuyordu.

Elli yaşlarında, yüzünde ağır makyaj, boynunda kalın altın zincirler olan bu kadın dükkâna giren müşteriyi baştan aşağı süzdü. Asuman’ın sade kıyafetlerini görünce dudaklarını küçümseyerek büktü.

“Ne bakmıştınız ablacığım?” dedi.

Sesinde ilgisiz bir ton vardı.

Asuman sakin bir şekilde cevap verdi.

“Bursa ipeği arıyorum. Zümrüt yeşili bir model vardı sanırım.”

Fitnat Hanım bir an duraksadı. Gözleri vitrinde duran pahalı kumaşlardan birine kaydı. Bu kumaş İtalya’dan getirilmişti ve dükkânın en pahalı parçasıydı.

İçinden “Bu kadın bunu alamaz” diye düşündü.

Ama yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.

“Ah efendim ne kadar güzel bir zevkiniz var. Tam da en özel kumaşımızı sordunuz.”

Dolabı açtı ve kumaşı tezgâhın üzerine serdi.

Kumaş gerçekten çok güzeldi. Parlak zümrüt yeşili ipek ışık altında adeta parlıyordu.

Fakat kumaşın kenarında ciddi bir dokuma hatası vardı. Bir iplik çekilmişti ve kumaşın dokusu bozulmuştu.

Fitnat Hanım bunu biliyordu.

Ama kusurlu kısmı içe doğru katlayarak gizledi.

Asuman yıllarca olay yeri incelemesi yapmış bir polis olmasına rağmen o an buna dikkat etmedi. Çünkü aklı başka bir yerdeydi.

Kız kardeşi Elif.

Elif yıllardır doktora yapıyordu ve birkaç gün sonra mezuniyet töreni vardı. Asuman ona özel bir elbise diktirmek istiyordu.

“Bundan iki buçuk metre kesebilir misiniz?” dedi.

Fitnat Hanım hemen kumaşı kesti, paketledi ve şık bir çantaya koydu.

Asuman parayı ödedi ve dükkândan çıkmak üzere kapıya yöneldi.

Tam o sırada çantanın içindeki kumaşa gün ışığı vurdu.

Ve o gizlenen kusur bir anlığına parladı.

Asuman durdu.

Mesleki içgüdüsü bir anda devreye girdi.

Yavaşça geri döndü.

“Kusura bakmayın,” dedi. “Kumaşa bir kez daha bakabilir miyim?”

Fitnat Hanım’ın yüzü gerildi.

“Ama kestik artık ablacığım. Kesilen mal geri alınmaz.”

Asuman çantayı açtı ve kumaşı tezgâha serdi.

Kusur açıkça görünüyordu.

“Bu üretim hatası,” dedi sakin bir sesle. “Değiştirmek istiyorum.”

Fitnat Hanım sinirlendi.

“Paran yetmiyorsa baştan söyle. Bahane uydurma!”

Dükkândaki hava bir anda gerildi.

Asuman hâlâ sakindi.

“Müşterilerinizle böyle konuşmamalısınız.”

Fitnat Hanım alaycı bir kahkaha attı.

“Sen beni dolandırmaya mı geldin? İstersen karakolu ararım!”

Asuman başını salladı.

“Arayın.”

Fitnat Hanım gerçekten de telefonu aldı ve bir numara çevirdi.

On dakika sonra dükkâna bir polis motoru geldi.

Komiser Metin içeri girdi.

Göbekli, kibirli bir adamdı.

Fitnat Hanım gizlice eline kalın bir zarf verdi.

Metin zarfı cebine attı.

Sonra Asuman’a döndü.

“Kimliğini çıkar!” diye bağırdı.

Asuman sakin bir şekilde konuştu.

“Ben sadece kusurlu bir ürünü değiştirmek isteyen bir müşteriyim.”

Metin sertçe bağırdı.

“Yürü karakola!”

Asuman kimliğini çıkarabilirdi.

Ama çıkarmadı.

Sıradan bir vatandaşın bu sistemde nasıl muamele gördüğünü görmek istedi.

Kelepçeler takıldı.

Ve İstanbul Emniyet Müdürü farkında olmadan kendi emrindeki polisler tarafından gözaltına alındı.


Karakolda demir kapı gürültüyle kapandı.

Asuman nezarethanede oturuyordu.

Birkaç saat sonra karakola Başkomiser Arif geldi.

Nezarethanedeki kadını gördüğünde yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü o kişi İstanbul İl Emniyet Müdürüydü.

Kapıyı açtı.

“Müdürüm!” dedi titreyerek.

Komiser Metin olanları anlayınca dizlerinin üzerine çöktü.

“Bilmiyordum müdürüm!”

Asuman sadece şu cümleyi söyledi:

“Beni tanımana gerek yoktu. Sadece doğruyu tanıman yeterdi.”

.
.

Bundan sonra başlayan soruşturma bütün İstanbul’u sarsacaktı.

Komiser Metin’in ve Fitnat Hanım’ın aslında tefeci Kadir Yılmaz adlı bir suç örgütü lideri için çalıştığı ortaya çıktı.

Aylar süren gizli operasyon başladı.

Sonunda büyük bir baskın yapıldı.

Kadir Yılmaz’ın kasasında bütün rüşvet kayıtlarının bulunduğu bir defter bulundu.

Defterde polislerin, memurların ve bazı siyasetçilerin isimleri vardı.

Operasyon sonunda onlarca kişi tutuklandı.

Komiser Metin 20 yıl hapis cezası aldı.


Birkaç hafta sonra Elif’in mezuniyet töreni vardı.

Elif o zümrüt yeşili elbiseyi giymişti.

Asuman salonda otururken kız kardeşi ona sarıldı.

“Seninle gurur duyuyorum abla.”

Asuman hafifçe gülümsedi.

Ve şöyle dedi:

“Adalet bazen büyük mahkemelerde değil… küçük bir kumaş hatasında başlar.”


İstanbul’da o gün bir şey değişmişti.

Çünkü bazen tek bir insan…

Bütün sistemi sarsmaya yeterdi.