Bir Kız Motosikletliye Sen De Mi Kayboldun Diye Sordu — Adamın Tepkisi Parkı Gözyaşlarına Boğdu!

.

Kaybolan Adam ve Küçük Kız

Serin bir sonbahar öğleden sonrasıydı. Eylül ayının son günleri şehrin üzerine gri ve serin bir gökyüzü sermişti. Yapraklar sararmış, rüzgârın her esişinde kaldırımlarda hışırdayarak sürükleniyordu.

Şehrin merkezindeki büyük park, hafta sonu kalabalığıyla doluydu. Aileler yürüyüş yapıyor, çocuklar ördeklere ekmek atıyor, satıcılar pamuk şeker ve sıcak simit satıyordu.

Ama o kalabalığın içinde bir adam vardı ki sanki bu dünyaya ait değildi.

Decklin Walsh.

193 santimetre boyunda, iri yapılı, sert yüzlü bir adamdı. Yılların yorgunluğu ve öfkesi yüzüne kazınmıştı. Deri ceketi, üzerinde taşıdığı Hells Angels amblemi ve sayısız dövmesi onun kim olduğunu anlatmaya yetiyordu.

Sol gözünden çenesine kadar uzanan eski bir yara izi yüzüne sert ve korkutucu bir ifade veriyordu.

İnsanlar onu görünce istemsizce yol değiştiriyordu.

Anneler çocuklarını yanlarına çekiyor, babalar bakışlarını başka tarafa çeviriyordu.

Decklin bu duruma alışkındı.

Hatta bunu istiyordu.

Çünkü kimse ona yaklaşmazsa kimse onun içindeki boşluğu da göremezdi.

Motosikletini parkın kenarına park etti. Motor sustuğunda metal parçalar hâlâ sıcaklıktan dolayı tıkır tıkır ses çıkarıyordu.

Decklin ağır adımlarla yürüyerek büyük bir söğüt ağacının altındaki banka oturdu.

Cebinden ezilmiş bir sigara paketi çıkardı.

Bir sigara yaktı ve dumanı derin bir nefesle içine çekti.

Gözlerini göletteki ördeklere diken çocuklara dikti.

Ve içindeki sessizliği dinledi.

Bugün onun için sıradan bir gün değildi.

Bugün kızının ölüm yıldönümüydü.

Tam yedi yıl önce aynı gün küçük kızı Lily, lösemiyle verdiği uzun savaşı kaybetmişti.

Sadece dört yaşındaydı.

O günden sonra Decklin’in hayatı paramparça olmuştu.

Karısı onu terk etmiş, işi dağılmış, arkadaşları kaybolmuştu.

Geride kalan tek şey öfkeydi.

Ve motosikletinin gürültüsü.

O gürültü düşüncelerini susturabilen tek şeydi.

Ama bugün hayaletler çok gürültülüydü.

Decklin gözlerini kapattı ve burnunun köprüsünü sıktı.

Panik dalgasını bastırmaya çalışıyordu.

Tam o sırada deri yeleğinin ucunda hafif bir çekme hissetti.

Gözlerini açtı.

Aşağı baktı.

Ve donup kaldı.

Karşısında altı yaşlarında küçük bir kız duruyordu.

Saçları dağınık sarıydı. Üzerinde soluk pembe bir elbise vardı ve dizleri çamur içindeydi.

Bir elinde eski bir peluş tavşanı sıkıca tutuyordu.

Kocaman ela gözleri korkuyla Decklin’e bakıyordu.

Decklin sert bir bakış attı.

Çocukların genelde yaptığı gibi kaçmasını bekledi.

Ama kız kaçmadı.

Alt dudağı titredi.

Ve küçük parmağıyla Decklin’in yüzündeki yara izini işaret etti.

“Siz de mi kayboldunuz bayım?” diye sordu.

Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.

Çünkü ağlıyor gibi görünüyorsunuz.

Decklin’in göğsünde sanki biri ağır bir taş bırakmış gibi oldu.

Elini yüzüne götürdü.

Gerçekten de yanağından bir damla gözyaşı akmıştı.

Farkında bile değildi.

Decklin sertçe yüzünü sildi.

“Ağlamıyorum ufaklık,” dedi.

“Ailen nerede?”

Kız etrafına baktı.

Kalabalığı taradı.

“Annemi bulamıyorum.”

Peluş tavşanı daha da sıkı tuttu.

Decklin çevredeki insanların kendilerine baktığını fark etti.

Bir kadın şüpheyle telefonunu çıkarıyordu.

Başka bir adam kaşlarını çatmıştı.

Herkes aynı şeyi düşünüyordu.

Kocaman dövmeli bir motosikletçi.

Ve kaybolmuş küçük bir kız.

Decklin içinden küfretti.

Polisle uğraşmak istemiyordu.

Ama kızın gözlerindeki korku başka bir şeyi hatırlattı.

Lily’nin gözlerini.

“Adın ne?” diye sordu.

“Chloe.”

Decklin başını salladı.

“Tamam Chloe.”

Sigara izmaritini yere atıp ezdi.

“Hadi anneni bulalım.”


Birlikte parkta yürümeye başladılar.

Decklin özellikle kızın elini tutmamaya dikkat etti.

Ama Chloe onun yanında yürüyordu.

Kalabalık onların önünde ikiye ayrılıyordu.

İnsanlar fısıldaşıyordu.

“Birini aramalıyız.”

“O adam çete üyesi.”

Decklin dişlerini sıktı.

Ama yürümeye devam etti.

“Anneni en son nerede gördün?” diye sordu.

“Büyük çeşmenin yanında.”

Decklin aniden durdu.

“Sana koşmanı mı söyledi?”

Chloe başını salladı.

“Gizlenmemi söyledi.”

Decklin’in içgüdüleri alarm verdi.

“Kimden saklanıyordunuz?”

Chloe yere baktı.

“Üvey babam Rider’dan.”

Decklin’in bakışları sertleşti.

“Kötü biri mi?”

Kız başını salladı.

Ve kolunu kaldırdı.

Kolunun iç kısmında mor bir parmak izi vardı.

Decklin’in içindeki bir şey kırıldı.

Artık sadece üzgün bir baba değildi.

Bir avcıya dönüşmüştü.


Birkaç dakika sonra büyük çeşmenin yanına geldiler.

Decklin kalabalığı taradı.

Sonra gördü.

Tuvaletlerin yakınında bir adam bir kadını duvara sıkıştırmıştı.

Adam siyah saçlıydı.

Şık bir takım elbise giyiyordu.

Kadının kolunu sertçe tutuyordu.

Chloe aniden Decklin’in arkasına saklandı.

“O!”

Decklin dişlerini sıktı.

“Burada kal.”

Heykelin arkasını işaret etti.

“Ne olursa olsun çıkma.”

Sonra ağır adımlarla adamın yanına yürüdü.

Adam hâlâ kadına bağırıyordu.

Decklin birkaç metre kala konuştu.

“Elini kadından çek.”

Adam döndü.

Decklin’i baştan aşağı süzdü.

“Bu seni ilgilendirmez.”

Decklin bir adım daha yaklaştı.

“Tekrar söylüyorum.”

“Elini. Kadından. Çek.”

Adam güldü.

“Ben avukatım.”

Decklin omuz silkti.

“Umurumda değil.”

Adam kadını daha sıkı tuttu.

Büyük bir hata yaptı.

Decklin bir anda hareket etti.

Adamın bileğini yakaladı.

Demir gibi sıktı.

Adamın yüzü bembeyaz oldu.

Bilek kemikleri gıcırdadı.

Adam dizlerinin üzerine çöktü.

“Acıyor mu?” diye fısıldadı Decklin.

“Çocuklara vurmak da böyle acıtıyor mu?”


Tam o sırada polis sirenleri duyuldu.

İki polis arabası parkın içine girdi.

Silahlar çekildi.

“Yere yat!”

Decklin ellerini kaldırdı.

Tam diz çökecekti ki küçük bir ses duyuldu.

“Hayır!”

Chloe koşarak geldi.

Decklin’in önüne geçti.

Kollarını açtı.

“Onu vurmayın!”

Bütün park sessizleşti.

“O kötü biri değil!”

“Bizim hayatımızı kurtardı!”

Chloe ağlayarak Decklin’e sarıldı.

Decklin başını eğdi.

Yedi yıldır sakladığı gözyaşları yeniden aktı.

.
.

Polisler gerçeği kısa sürede öğrendi.

Rider tutuklandı.

Kadının adı Sofia’ydı.

Yıllardır şiddet görüyordu.

Decklin parkın kenarında motosikletinin yanında duruyordu.

Sofia ve Chloe ona doğru yürüdü.

“Teşekkür ederim,” dedi Sofia.

Chloe cebinden küçük sarı bir çiçek çıkardı.

Decklin’e uzattı.

“Artık kaybolmadınız.”

Decklin diz çöktü.

Gözleri doldu.

“Hayır,” dedi.

“Sen beni buldun.”


O gece Decklin mezarlığa gitti.

Küçük kızının mezarının önünde diz çöktü.

Çiçeği mezar taşına bıraktı.

“Bugün birini kurtardım Lily,” dedi.

“Belki seni kurtaramadım.”

“Ama artık kaybolmuş değilim.”

Ve ilk kez içindeki karanlık biraz aydınlandı.