Antalya’da 1997’de kamp yaparken kaybolan aile… Üç yıl sonra bulunan araçtaki şok edici gerçek!

.
.

**Antalya’da 1997’de Kamp Yaparken Kaybolan Aile —

Üç Yıl Sonra Kuruyan Gölden Çıkan Araba ve Şok Eden Gerçek**

Sular çekilmişti.

2000 yılının yaz aylarıydı. Antalya’nın Kaş ile Elmalı arasındaki unutulmuş bir köyünde, aylarca süren kuraklık toprağı çatlatmış, gökyüzü insanlara sırtını dönmüştü. Köylüler yağmur duasına çıkmış, gölün suyu her gün biraz daha geriye çekilmişti. Ama kimse, o kuruyan göl yatağının altında üç yıldır saklanan sırrı hayal bile etmiyordu.

O gün, göl yatağında kurbağa avlayan iki çocuk pasın ve çamurun arasından çıkan bir metal parçası fark etti. Önce eski bir tarım makinesi sandılar. Ama yaklaştıklarında bunun bir araba olduğunu gördüler.

Maviye çalan gri renkte, kaportası pas tutmuş, camları çamurla kaplı eski bir Fiat…

Dakikalar içinde tüm köy oradaydı.

Kapılar zorlandı. Kaput açıldı. Ve herkes nefesini tuttu.

Arabanın içinde üç okul çantası, emniyet kemeriyle bağlanmış solmuş bir oyuncak ayı ve ön koltukta, anteni kırık taşınabilir bir radyo vardı. Ama asıl olan, köyün tek kulağı sağır olan tamircisi radyoyla uğraşırken oldu.

Kaset cızırdadı.
Sonra boğuk, titrek bir kadın sesi duyuldu:

“Eğer biri dinliyorsa…
Lütfen kızıma söyleyin…
Denedim…
Savaştım ama yeterince güçlü değildim…
Yine de onu çok seviyorum…”

Kaset sustu.

O anda köydeki herkes şunu hissetti:
Bu, sıradan bir kaybolma vakası değildi.

Antalya'da 1997'de kamp yaparken kaybolan aile… Üç yıl sonra bulunan  araçtaki şok edici gerçek! - YouTube


1997 YAZI — ÇELİK AİLESİ

Üç yıl önce, 1997 yazında, Türkiye’nin dört bir yanında bir aile konuşulmuştu.

Mehmet Çelik, eşi Elvan, 10 yaşındaki kızları Zeynep ve 7 yaşındaki oğulları Ahmet
Antalya sahil ormanlarında kamp yaparken kaybolmuşlardı.

Ama sadece üçü.

Mehmet Çelik, jandarmaya tek başına dönmüş, bitkin ve perişan halde şunu söylemişti:

“Araba bozuldu. Yardım aramaya gittim.
Döndüğümde karım ve çocuklarım yoktu.
Ormanda kaybolmuş olmalılar.”

Günlerce arama yapıldı.
Helikopterler, köpekler, gönüllüler…

Hiçbir iz bulunamadı.

Zamanla dosya kapandı.
Mehmet şehirden ayrıldı.
Aile unutuldu.

Ta ki göl kuruyana kadar…


KASETİN PEŞİNDEN GİDEN ADAM

Kayıt, köyde kulaktan kulağa yayıldı. Ve bu ses, bir kişiyi derinden sarstı.

Yerel bir radyo programcısı olan Tarık Demir, kaseti dinlediği anda dona kaldı.

“Bu sesi tanıyorum…” diye mırıldandı.

Yıllardır her Çarşamba gecesi programını arayan, ismini hiç söylemeyen, eski şarkılar istedikten sonra ağlayarak telefonu kapatan bir kadın vardı.
Aynı ses tonuydu.
Aynı kırılgan nefes.

Tarık, jandarmaya gitti.

Araç, gerçekten de Çelik ailesine aitti.
Ama arabada hiç ceset yoktu.

Bu, her şeyi daha da karanlık hale getiriyordu.


KADIN HAYATTA MIYDI?

Tarık, kasetleri tekrar tekrar dinledi.
Kadının sesi bir intihar notu gibi değildi.

Bir veda gibiydi.

Ve Tarık’ın içini kemiren soru şuydu:
Eğer Elvan öldüyse, neden yıllar sonra radyoyu arıyordu?

Cevabı bulmak için köy köy dolaştı.

Ve dördüncü gün, bir pazarda, eski bir radyoyu yanından ayırmayan, mavi başörtülü bir kadın gördü.

Kadının gözleri…
Tarık o gözleri tanıyordu.

“Hiçbirini kaybettiniz mi?” diye sordu.

Kadının elindeki domates yere düştü.

Tarık fısıldadı:
“Sesinizi tanıyorum…
Siz Elvan Çelik’siniz.”

Kadın ağladı.
Kaçmadı.
İnkâr etmedi.

Sadece şunu söyledi:

“Burada konuşamayız…
Çok tehlikeli.”


GERÇEĞİN İLK YÜZÜ

Elvan, artık bu isimle yaşamıyordu.
Kendini Fatma olarak tanıtıyordu.

Tarık’a şunu anlattı:

O gece kamp alanında, Mehmet çok içmişti.
Ama mesele bu değildi.

Mehmet’in borçları vardı.
Kumar…
Ve borç aldığı insanlar…

Mehmet’ten bir şey taşımalarını istemişlerdi.
Sınırdan gelen bir paket.

Ama paketin içinde uyuşturucu değil, isimler ve adresler vardı.
Bir ölüm listesi.

Mehmet paniğe kapılmıştı.

Ailesini alıp kaçmak istemişti.

Ama o gece, her şey kontrolden çıkmıştı.


ASLINDA NE OLMUŞTU?

Elvan, gerçeğin tamamını daha sonra anlattı.

Mehmet ailesini öldürmeye çalışmamıştı.
Tam tersine…

Onları korumaya çalışıyordu.

O gece kampta adamlar onları bulmuştu.
Mehmet, arabayı göle sürerek dikkat dağıtmıştı.

Ama son anda kızını kurtarmıştı.

Yaşlı bir çoban, yıllar sonra şunu söyleyecekti:

“Arabayı suya iterken arka koltukta ağlayan bir çocuk gördüm.
Sonra adam arka kapıyı açtı…
Kızı çıkardı…
Ve birlikte ormana kaçtılar.”

Zeynep hayattaydı.

Ama artık Zeynep değildi.


ECE ÖNDER

Tarık’ın araştırmaları onu Isparta’ya götürdü.

Orada, zengin bir dul kadın olan Neriman Önder’in yanında büyüyen bir kız vardı:

Ece Önder.

Yaşı…
Zeynep’le örtüşüyordu.

Ve en önemlisi…

Çenesinde küçük bir iz vardı.

Elvan bunu gördüğünde dizlerinin bağı çözüldü.

“O benim kızım…”

Ama Ece inkâr ediyordu.

“Benim annem öldü.”

Birileri ona yalan söylemişti.


SATILAN ÇOCUK

Gerçek, karanlık bir odada ortaya çıktı.

Neriman Önder, Elvan’ı kaçırttı.

Ve soğukkanlılıkla şunu söyledi:

“Mehmet bana kızını verdi.
Borçlarına karşılık.
Onu güvende tutmam için.”

Elvan yıkıldı.

Mehmet, kızını kurtarmak için onu satmıştı.

Oğlu Ahmet ise…

Kaybolmuştu.


SON KASET

Tarık, Antalya’da bir depoda son kaseti buldu.

Mehmet’in sesi vardı.

“Elvan beni affet…
Kızımızı borçlarım için verdim…
Ahmet’i kurtaramadım…
Ama doğru olanı yapmaya çalıştım…”

Bu itiraf, her şeyi değiştirdi.


YÜZLEŞME VE KURTULUŞ

Tarık, Elvan ve Zeynep’i kurtarmayı başardı.

Radyo yayınına çıktı.
Kasetleri canlı yayında çaldı.

Tüm Türkiye duydu.

Baskılar çöktü.
İsimler ortaya çıktı.

Neriman Önder tutuklandı.
Belgelerde adı geçenler soruşturma altına alındı.

Ama hâlâ bir soru vardı:

Ahmet neredeydi?

.