Esir Yunan General Atatürk’le YÜZYÜZE Geldi — O Anı Anlattı: ‘Onun DEHASını Gördüm’
.
Bir Generalin Tanıklığı: Atatürk’ün Dehasını Gördüğüm Gün
1922 yılının Ağustos ayıydı. Atina’da sıcak bir yaz akşamı yaşanıyordu. Şehrin eski mahallelerinden birinde, küçük ama zarif bir evin bahçesinde orta yaşlı bir kadın oturuyordu. Adı Maria’ydı. Elinde yeni gelen bir mektup vardı.
Mektup Anadolu’dan gelmişti.
Kadın zarfı açarken yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Mektubu yazan kişi kocasıydı: General Nikolaos Trikupis.
Otuz yıldır asker olan, Yunan ordusunun en tecrübeli komutanlarından biri.
Maria mektubu yavaşça okumaya başladı.
“Sevgili Maria, savaş yakında bitecek. Eylül ayında evde olacağım. Zafer çok yakın. Kutlamalar için hazırlık yap.”
Kadın derin bir nefes aldı ve gülümsedi.
Kocası hiçbir zaman yanılmazdı.
Otuz yıllık askerlik hayatında birçok savaş görmüş, birçok cephede savaşmıştı. Hep kazanmıştı ya da en azından kaybetmemişti.
Bu yüzden Maria emindi.
Nikolaos yine kazanacaktı.

Anadolu’da Bir General
Aynı günlerde Anadolu’da, Afyon yakınlarında büyük bir askeri çadırın içinde General Trikupis büyük bir haritanın önünde duruyordu.
Masada Anadolu’nun ayrıntılı bir haritası vardı. Kırmızı işaretler Yunan birliklerini gösteriyordu. Mavi çizgiler ise Türk ordusunun mevzilerini.
Trikupis uzun süre haritaya baktı.
Yanındaki genç subay sessizce bekliyordu.
Sonunda dayanamadı ve sordu.
“Efendim, ne düşünüyorsunuz?”
Trikupis parmağını haritanın üzerinde gezdirdi.
Afyon.
Sonra doğuya doğru ilerledi.
Ankara yönüne.
“Türkler yoruldu,” dedi sakin bir sesle.
“Üç yıldır savaşıyorlar. Bizimle, Fransızlarla, İtalyanlarla, İngilizlerle…”
Bir an durdu.
Sonra ekledi:
“Biz ise hazırız. Dinlendik, silahlandık ve güçlendik.”
Subay başını salladı.
Ama sonra çekinerek başka bir soru sordu.
“Peki ya Mustafa Kemal?”
Trikupis bir an sustu.
O isim Anadolu’da savaşan her subayın bildiği bir isimdi.
Çanakkale’nin kahramanı.
Türk direnişinin lideri.
Trikupis sonunda omuz silkti.
“İyi bir komutan,” dedi.
“Ama mucize yaratamaz.”
Sonra ekledi:
“Ordusu zayıf. Parası yok. Silahı az. Biz kazanacağız.”
Subay bu sözlere inandı.
Çünkü konuşan kişi Nikolaos Trikupis’ti.
Ve o hiç yanılmazdı.
Uzun Bir Askerlik Hayatı
Trikupis 1872 yılında Atina’da doğmuştu.
Asker bir aileden geliyordu.
Babası subaydı.
Dedesi subaydı.
Büyük dedesi bile askerdi.
On sekiz yaşında askeri akademiye girdi.
Disiplinli, çalışkan ve zeki bir öğrenciydi.
Yirmi iki yaşında teğmen oldu.
İlk görev yeri Osmanlı sınırıydı.
Orada ilk kez savaş görmüştü.
1897 yılında küçük bir sınır çatışması yaşanmıştı. Genç teğmen ilk kez silahını ateşlemişti.
Ve Yunan birlikleri o çatışmayı kazanmıştı.
Komutanı ona şöyle demişti:
“İyi savaştın Trikupis. Sen iyi bir asker olacaksın.”
Yıllar geçtikçe bu söz doğru çıktı.
1912’de Balkan Savaşları başladı.
Trikupis artık binbaşıydı.
Selanik cephesinde savaştı.
Cesareti ve disiplinli komutası sayesinde hızla yükseldi.
Yarbay oldu.
Selanik düştü.
Osmanlı geri çekildi.
Yunanistan kazandı.
Trikupis o gün gururla şöyle düşünmüştü:
“Osmanlı artık bitmiş bir devlettir.”
Ama bilmediği bir şey vardı.
Osmanlı gerçekten bitiyordu.
Fakat onun yerine yeni bir güç doğuyordu.
Türkiye.
Anadolu’ya Giden Yol
1920 yılında Yunan ordusu İzmir’e çıktı.
Trikupis artık bir tuğgeneraldi.
İzmir limanına ayak bastığında şehirde hem korku hem de öfke vardı.
Yunan bayrakları asılmıştı.
Ama sokaklarda başka bir şey dolaşıyordu.
Bir fısıltı.
“Mustafa Kemal gelecek…”
“Bizi kurtaracak…”
Trikupis bu sözleri önemsemedi.
Onun gözünde Mustafa Kemal sadece bir isyancıydı.
Büyük Taarruzdan Önce
1922 yılının Ağustos ayında Trikupis artık 100.000 askerin komutanıydı.
Görevi Türk ordusunu durdurmaktı.
25 Ağustos akşamı karargâh çadırında yemek yiyordu.
Kuzu eti, ekmek ve şarap.
Subayı içeri girdi.
“Efendim, istihbarat raporu geldi.”
“Türkler sessiz.”
“Hiçbir hareket yok.”
Trikupis başını salladı.
“İyi,” dedi.
Sonra uyumaya gitti.
Rahat uyudu.
Ama bilmediği bir şey vardı.
O gece Türk ordusu sessizce hazırlanıyordu.
Büyük Taarruz başlamak üzereydi.
26 Ağustos
Sabah saat beşte top sesleri başladı.
Trikupis uykudan fırladı.
Subay çadıra koşarak girdi.
“Türkler saldırıyor!”
Trikupis hızla giyindi ve karargâha koştu.
Telgraflar geliyordu.
“Kocatepe düştü!”
“Çiğiltepe saldırı altında!”
“Türkler ilerliyor!”
Harita üzerinde kırmızı oklar hızla hareket ediyordu.
Trikupis şaşkındı.
“Bu kadar hızlı nasıl ilerliyorlar?”
Kimse cevap veremedi.
Dumlupınar
İki gün sonra Yunan ordusu geri çekilmişti.
Trikupis askerlerine baktı.
Yorgun.
Aç.
Moralsiz.
Ordunun yarısı kaybolmuştu.
Üçüncü gün Türk ordusu onları Dumlupınar’da kuşattı.
Top sesleri durmadan geliyordu.
Trikupis sonunda gerçeği kabul etti.
Karşısında çok iyi bir komutan vardı.
Teslimiyet
30 Ağustos sabahı beyaz bayrak kaldırıldı.
Trikupis dışarı çıktı.
Türk askerleri düzenli bir şekilde yaklaşıyordu.
Ellerini kaldırdı.
“Ben General Nikolaos Trikupis. Teslim oluyorum.”
Türk subay selam verdi.
“Hoş geldiniz general.”
“Başkomutan sizi görmek istiyor.”
“Mustafa Kemal Paşa.”
Trikupis’in kalbi hızla çarpmaya başladı.
O adamı sonunda görecekti.
.
.
Çadırdaki Karşılaşma
Trikupis çadıra girdiğinde içeride büyük bir harita vardı.
Masada Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa duruyordu.
Mustafa Kemal döndü.
Sakin bir ifadeyle konuştu.
“Oturun General Trikupis.”
Trikupis oturdu.
Mustafa Kemal haritayı gösterdi.
“Bu planı dört ay önce hazırladım.”
Haritada her şey yazılıydı.
26 Ağustos saldırısı.
27 Ağustos kuşatma.
28 Ağustos çevreleme.
30 Ağustos zafer.
Trikupis haritaya bakarken sessiz kaldı.
Her şey tam olarak planlandığı gibi gerçekleşmişti.
O an gerçeği anladı.
Karşısındaki adam sıradan bir komutan değildi.
Bir dahiydi.
Yıllar Sonra
1948 yılında Atina’da yaşlı bir adam balkonunda oturuyordu.
Nikolaos Trikupis.
Artık 76 yaşındaydı.
Yanında genç bir gazeteci vardı.
“General,” dedi gazeteci.
“Anadolu savaşını anlatır mısınız?”
Trikupis uzun süre sessiz kaldı.
Sonra konuştu.
“Biz bir orduya yenilmedik.”
Gazeteci merakla sordu.
“Öyleyse neye yenildiniz?”
Trikupis derin bir nefes aldı.
“Bir dehaya.”
“Mustafa Kemal’e.”
Sonra ekledi:
“O savaşı dört ay önce kazanmıştı. Biz sadece onun planının içinde yürüdük.”
Gazeteci kalemini bıraktı.
Trikupis son kez gökyüzüne baktı.
“Hayatımda birçok komutan gördüm,” dedi.
“Ama onun gibi birini asla görmedim.”
“Ben bir dahiyi gördüm.”
News
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi . Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Sessizliği Nisan 1938’de, Bavyera’nın küçük ve…
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu . . . 1978’DE KAYBOLAN HEMŞİRE: 30 YIL SONRA…
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek . Konya’da Kaybolan Bir Hayat:…
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı . . . 2009’da Kaybolan…
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı . . . Safranbolu’da Bir…
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti . . . 1993,…
End of content
No more pages to load






