1852 Yılında 16 Yaşındaki Masum Bir Kız Nasıl Soğukkanlı Bir Cellada Dönüştü? | Beni Seviyor Sandım

.
.
.

1852 Yılında 16 Yaşındaki Masum Bir Kız Nasıl Soğukkanlı Bir Cellada Dönüştü? | Beni Seviyor Sandım

Geceyarısı, 3 Mart 1852. Wmore plantasyonunun karanlık ve sessiz odasında, Thomas Whitmore kendi yatağında kanter içinde uyandığı an, kabuslarıyla yüzleşiyordu. O karanlıkta, yaklaşan bir şey vardı ama ne olduğunu göremiyordu. Kalbi deli gibi çarpıyordu, nefesi daralıyor, elleri titriyordu. Bu kabus, son üç aydır her gece tekrarlanıyordu. Doktor bunun sinirsel bir rahatsızlık olduğunu söylemişti, stres ve aşırı çalışma nedeniyle. Ama Thomas, bunun gerçekten öyle olmadığını biliyordu. Çünkü onun asıl sebebi, o lanet olası köle kız Sarah Morrison’dı.

Sarah, sessiz ve hareketsiz duruyor, o kahverengi gözleriyle onu izliyordu. Bu bakışlar, artık korku veya çaresizlik değil, soğuk ve sabırlı bir bekleyişti. Bu bakış, Thomas’ı delirtmeye yetiyordu. Odanın köşesinde bir gölge hareket etti. Thomas yerinden fırladı, kalbi neredeyse duracaktı. “Kim var orada?” diye bağırdı. Sessizlik. Sonra yumuşak bir ses duyuldu: “Benim efendim, Sarah. Size su getirdim. Yine kabus gördünüz.” Mum ışığında Sarah’nın silueti belirdi. Elinde bir bardak su tutuyordu, yüzünde hiçbir ifade yoktu, sadece sakin ve bekleyen bakış. Thomas, bardağa baktı; son üç aydır her gece Sarah ona su getiriyordu ve her seferinde içmeye korkuyordu. Ama bu gece, boğazı o kadar kuruydu ki dayanamadı, bardağı aldı ve içti. Sarah onu izledi, sakin ve sabırlı gözlerle. Tıpkı Biriki’yi çok gecedir her şeyi izlediği gibi, izledi.

Çünkü Sarah Morrison artık acelesi olmayan, yavaş yavaş intikamını almayı planlayan biriydi. Kurbanlar, ölürken bile ne olduğunu anlamasın diye, onu yavaş yavaş yok ediyordu. Thomas, henüz anlamıyordu ama yakında anlayacaktı. Çok yakında.

Sarah’nın Plantasyona Gelişi: Masumiyetin Sonu

İşte bu karanlık ve korkutucu hikayenin başlangıcı, 1848 yılındaki ilk gününe dönmekle başlar. Sarah Morrison, 16 yaşında, saf ve masum bir kız olarak, güneyin bir köle plantasyonuna geldiğinde, ruhu henüz kirlenmemişti. Arabadan iner inmez, etrafına hayranlıkla bakmıştı. Devasa beyaz malikane, yüzlerce dönümlük pamuk tarlaları, ahırlar ve kulübeler… Her şey ona büyüleyici gelmişti. O gün, Thomas Whitmore ile ilk kez merdivenlerde karşılaştı. Uzun boylu, geniş omuzlu, koyu kahverengi saçlı ve mavi gözlüydü. Pahalı bir takım elbise giymişti, yüzünde nazik bir gülümseme vardı.

Sarah, ilk izlenim olarak, onun yakışıklı ve nazik biri olabileceğini düşündü. Belki de gerçekten öyleydi. Çünkü o saf ve temiz ruhlu kız, insanlara kötülük görmezdi. Gülümsemeyi sever, şarkı söylemeyi ve yıldızları izlemeyi çok severdi. En sevdiği kitap İncil’di, en sevdiği ayet ise Mezmur 23’tü: Rab çobanımdır, eksiğim olmaz. Bu güzel duygularla, Thomas Whitmore’a bakarken dua etti: “Tanrım, lütfen bu efendi iyi biri olsun, bana karşı nazik olsun. Kitaplarımı okumama izin versin. Çok bir şey istemiyorum.”

Thomas ona yaklaştı ve gülümsemesi genişledi. “Hoş geldin Sarah. Benim adım Thomas Whitmore. Yeni efendin.” Bu söz, Sarah’yı şaşırttı. Thomas, elini uzattı ve tokalaştılar. Bu, o zamana kadar hiç görmediği, efendilerin yapmadığı bir hareketti. Sarah’nın kalbi hızla çarptı. Umutla, belki bu sefer farklı olacaktı. Belki de bu efendi, gerçekten iyi biri olacaktı. Elini uzattı ve Thomas’ın elini sıktı. O an, kendi sonunun başlangıcını tetikledi.

İlk hafta, yeni rutinler ve temkinli bir iyimserlikle geçti. Sarah, ana evde çalışmak üzere görevlendirildi. Bu, onu biraz rahatlatmıştı; çünkü burada, pamuk tarlalarının acımasız güneşinden korunuyor, mutfağın temiz ve düzenli ortamında bulunuyordu. Günleri, yemek hazırlamak, odaları temizlemek ve kitaplar düzenlemekle geçiyordu. Thomas, ona iyi davranıyordu. Ona teşekkür ediyor, nezaket gösteriyordu. Bu, Sarah’nın beklediği şey değildi. O, saf ve iyi niyetliydi. Ama zamanla, Thomas’ın gerçek yüzü ortaya çıkacaktı.

Gözlemler ve İlk Şüpheler

Sarah, gözlemciydi. Thomas’ın bakışlarını fark ediyordu, karısı Elizabeth’in sürekli gergin elleri ve endişe çizgileriyle dolu yüzüne dikkat ediyordu. Diğer köleler ise, Thomas’dan uzak duruyor, onunla fazla yakınlaşmıyordu. Sarah, ikinci gününde, Marta’ya sordu: “Neden efendimiz bu kadar gergin?” Marta, gizemli bir şekilde cevap verdi: “Yakında öğrenirsin. Sadece işini yap ve dikkatli ol.”

Sarah, dikkatle izliyordu. Güzelliği ve zekasıyla, insanların ona bakışlarını fark ediyordu. Çıkık elmacık kemikleri, pürüzsüz koyu teni ve etkileyici gözleri, onu fark edilmez kılmıyordu. Thomas ise, görünüşte yumuşak ve nazik bir adamdı. Konuşurken ses tonunu asla yükseltmezdi, kölelerine teşekkür eder, nezaket gösterirdi. Ama Sarah, onun iç yüzünü anlamaya çalışıyordu.

Kitaplar ve Öğrenme

Üçüncü gün, Sarah, Thomas’ın kütüphanesinde buldu. Yüzlerce kitap, hayatında ilk defa karşılaştığı kadar zengin ve çeşitliydi. Tarih, felsefe, bilim, şiir… Her biri, onun dünyasını genişletiyordu. Thomas, ona sordu: “Kitapları seviyorsun.” Sarah, şaşırmıştı. “Özür dilerim efendim, ben sadece…” Thomas gülümsedi ve cevap verdi: “Sorun değil. Okuyabiliyor musun?” Sarah, korkuyordu. Mississippi’de kölelerin okuma yazma öğrenmesi yasa dışıydı. Ama o, cesaretle: “Evet efendim. Efendi Morrison öğretmişti.” Thomas, onu onaylarcasına gülümsedi ve dedi ki: “İyi. Bana ne okumayı seviyorsun?”

Sarah, içtenlikle cevap verdi: “İncil ve şiir.” Thomas, bu cevapta bir şeyler fark etti. “Bu, özellikle genç biri için nadir bir kombinasyon,” dedi. Sarah, onun ilgisini fark etti ve bu, ona güç verdi. Artık, Thomas’ı biraz daha tanımaya çalışıyordu.

Zekanın Gücü ve Planlar

Sarah, hızla öğrendi. Bitkileri tanıdı, zehirli ve şifalı olanları ayırt etti. Clara’dan öğrendiği şifalı bitkileri kullanmayı öğrendi. Yavaş yavaş, kurbanlarını zehirlemek için hazırlıklar yaptı. Her hareketi dikkatliydi. Haftalar, aylar geçti. Sarah, Thomas’ın sağlık sorunlarını yavaş yavaş derinlemesine inceledi. Kalp hastalığı, stres, uykusuzluk… Hepsini kullanabilecekti.

İlk büyük adım, 1850 yılının Temmuz ayıydı. Thomas’ın semptomları ağırlaştı. Nefes almakta güçlük çekiyor, göğsü ağrıyordu. Doktorlar, stres ve kalp hastalığı teşhisi koydu. Ama Sarah, onun ölümünü hızlandırmak için, yavaş yavaş, dikkatlice, yüksek otu ve Belladon kullanmaya başladı. Thomas’ın durumu kötüye gidiyordu. Kalbi zayıflıyor, atışları düzensizleşiyordu.

Ölüm ve Sonrası

1852 yılının Haziran ayı, Sarah’ın planını tamamladığı zamandı. Thomas’ın ölümünü hızlandırmak için, son dozunu verdi. Akşam, Thomas yatakta, güçsüz ve griydi. Sarah, ona son bir kez baktı, yüzünde soğuk ve kederli bir ifade vardı. Thomas, son nefesini verirken, gözleri açık ve korkuyla Sarah’a bakıyordu. Sarah, onun ölümünü izledi, sonra kapıyı açıp yardım çağırdı.

Thomas’ın ölümü, resmi kayıtlarda kalp yetmezliği olarak geçti. Kimse şüphelenmedi. Plantasyon satıldı, köleler paylaşıldı. Sarah Morrison, Charleston’da yeni bir hayata başladı. Ama onun içi, artık tamamen değişmişti. Masumiyetin sonu, onun kendi elleriyle çizilmişti.

Soğuk Bir İntikamın Hikayesi

Sarah Morrison, artık masum bir çocuk değil, soğuk ve hesapçı bir katildi. Thomas’ın ölümünden sonra, onun planlarını tamamladı. Yalnızca kendisi değil, tüm acıların ve kötülüklerin hesabını sormaya kararlıydı. Bu hikaye, güç ve yozlaşmanın, öfke ve intikamın karanlık yüzünü anlatıyor.

İnsanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden kaçınmayan bu hikaye, bize gösteriyor ki, öfke ve intikam, bazen en büyük canavarları yaratır. Sarah Morrison, onun yarattığı canavar oldu. Ve sonunda, en büyük intikam, kendi içindeki soğukkanlılık ve kararlılıktı.

Son Söz

Bu hikaye, bir masumiyetin nasıl bir intikam ve kötülük hikayesine dönüşebileceğinin anlatımıdır. Sarah Morrison, bir kurban mıydı yoksa bir katil mi? Onun hikayesi, adaletin ve insan doğasının karmaşık ve karanlık yüzünü sorgulamaya davet ediyor. Unutmayın, güç yozlaştırır. Mutlak güç, mutlaka yozlaştırır. Ve bazen, bir canavarı durdurmanın tek yolu, onun kadar korkutucu olmaktır.