1978’de düğünde gelinin babası kızını kutsadı ve 400 kişinin önünde kayboldu — 27 yıl sonra…
.
.

.
Bir Babanın Son Adımı
1. Düğün Gecesi
1978 yılının Ekim ayı. Bursa’nın Mudanya ilçesinde Marmara Denizi’ne bakan tarihi bir konakta, yüzyılın en büyük düğünlerinden biri yapılıyordu. 400 davetli, beyaz örtüler serilmiş masalarda oturuyor, bahçede renkli fenerler sallanıyor, denizden gelen hafif rüzgar herkesin yüzünü serinletiyordu. Geleneksel türküler çalıyor, kadınlar dans ediyor, erkekler el çırpıyordu.
Bu düğünün en özel yanı gelin ya da damat değil, gelinin babasıydı: Kemal Bey. 52 yaşında, saçları ak, elleri nasırlı, yüreği tertemiz bir adam. Mudanya’da herkesin tanıdığı, marangoz ustası. Sadece marangoz değil, bir sanatkâr. Yaptığı dolaplar, masalar, sandalyeler birer şaheserdi. Her tahta parçasına bir hikaye, bir ruh katardı. “Ağaç can taşır,” derdi. “Sen ona saygı gösterirsen, o da sana güzellik verir.”
Kemal Bey’in atölyesi Mudanya Çarşısı’nın hemen girişindeydi. Küçük ama düzenli bir dükkandı. İçeri girince talaş kokusu, cilalı ahşap parlaklığı, duvarlara asılı el yapımı aletler insanı zamanda geriye götürürdü. Kemal Bey burada 30 yıldır çalışıyordu. Sabah 7’de açar, akşam 8’de kapatırdı dükkanı. Hiç tatil yapmazdı. Ona göre iş sadece para kazanmak değil, onur ve hayatı anlamlandırmaktı.
8 yıl öncesine kadar hayatı mükemmeldi. Eşi Hacer Hanım, kızı Aylin ve kendisi üç kişilik sade ama mutlu bir aileydi. Sabahları birlikte kahvaltı ederlerdi. Hacer Hanım çayı doldurur, Aylin babasının yanına oturur hikayeler dinlerdi. “Baba, bugün ne yapacaksın?” diye sorardı Aylin. Kemal gülümserdi: “Bugün çok güzel bir masa yapacağım kızım. Sen büyüyünce evlendiğinde o masayı sana vereceğim.” Ve Aylin o günün gelmesini hayal ederdi.
Ama 1970’te her şey değişti. Hacer Hanım hastalandı. Önce basit bir öksürük sandılar. Ama geçmedi. Doktorlar zatürre dedi. O dönemin ilaçları pahalıydı, tedavi zordu. Kemal Bey elinden geleni yaptı, tüm birikimini harcadı, en iyi doktorlara götürdü. Kader başka türlü yazılmıştı. Hacer Hanım, kızının 16 yaşında olduğu bir sonbahar günü sessizce gözlerini kapadı. Son sözleri Kemal’e şuydu: “Aylin’e iyi bak. O bizim her şeyimiz.”
Kemal Bey eşini kaybettikten sonra yıkılmadı. Çünkü yıkılamazdı. Aylin vardı. 16 yaşında, annesiz kalmış, kırılgan bir kız. O günden sonra Kemal Bey hem baba hem anne oldu. Sabahları Aylin’e kahvaltı hazırladı, okul kıyafetlerini ütüledi, ev işlerini yaptı, akşamları yemek pişirdi. Hiç şikayet etmedi. Ona göre bir baba her şeyi yapardı.
Aylin liseyi bitirdi, üniversiteye girdi. Öğretmen olmak istedi. Kemal Bey kızının üniversite masrafları için daha çok çalıştı. Bazen geceleri de atölyede kalır, siparişleri yetiştirir, parayı biriktirirdi. “Baba, kendine de bak,” derdi Aylin. “Çok yoruluyorsun.” Kemal gülümserdi: “Sen oku kızım. Benim yorgunluğum geçer ama senin eğitimin ömür boyu kalır.”
Aylin 1976’da öğretmen oldu. Mudanya’da bir ilkokulda göreve başladı. Kemal Bey o kadar mutluydu ki tüm mahalleye lokum dağıttı. “Kızım öğretmen oldu!” diye bağırıyordu. “Hacer, gördün mü? Kızımız öğretmen oldu.” Artık Kemal Bey’in başka bir hayali vardı: Kızını evlendirmek.
1977’de Aylin bir gün eve genç bir adamla geldi. Hakan Bey, 27 yaşında, mühendis, kibar, terbiyeli bir delikanlı. “Baba, Hakan Bey’le tanışmanı istiyorum,” dedi Aylin. Kemal Bey uzun uzun baktı, sonra elini uzattı. “Hoş geldin evlat. Kızımın gözlerindeki mutluluğu görüyorum. Bu bana yeter.” Hakan, “Kemal amca, size söz veriyorum, Aylin’e her zaman iyi bakacağım,” dedi. Kemal gülümsedi: “Biliyorum oğlum, gözlerinden belli.”
Aileler tanıştı, herkes razı oldu. Düğün tarihi belirlendi: 15 Ekim 1978, Cumartesi.
2. Son Vedası
Kemal Bey o günden itibaren hazırlıklara başladı. Sadece düğün için değil, kızının yeni hayatı için. Gece gündüz çalıştı. Aylin’in çeyizi için bir gardırop, yatak odası takımı, salon masası yaptı. Hepsini kendi elleriyle, her parçaya bir baba sevgisi katarak işledi. “Kızım bu dolabı her açtığında beni hatırlasın,” diye düşündü. “Bu masaya oturduğunda babası onu ne kadar sevdiğini bilsin.”
Düğün günü geldi. Mudanya’nın en eski konağında 400 kişilik bir düğün. Kemal Bey en iyi takımını giymişti. Saçlarını taramış, tıraş olmuş, kolonya sürmüştü. Ama en önemlisi, yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. “Görevimi tamamladım,” der gibiydi. “Kızımı yetiştirdim, okuttum, evlendiriyorum. Artık huzurluyum.”
Düğün mükemmel geçiyordu. Misafirler geldi, tebrikler edildi, yemekler yendi, türküler söylendi. Aylin beyaz gelinliğiyle bir melek gibiydi. Hakan yanında duruyordu gururla. Saat 21.30’da Kemal Bey kürsüye çıktı, mikrofonu aldı, boğazını temizledi. Salondaki 400 kişi sustu. Herkes gelinin babasının konuşmasını bekliyordu.
“Değerli misafirler,” dedi Kemal Bey, “bugün bir baba olarak en mutlu günüm. Kızım Aylin bir yuva kuruyor. Hakan Bey’le mutlu olacak. Ben de bir baba olarak görevimi tamamladım. Aylin’im, seni 24 yıl önce kucağıma aldığımda bu kızı en iyi şekilde yetiştireceğim diye söz verdim. Bugün o sözümü tuttum. Sen benim en büyük başarımsın kızım. En büyük gururum. Yolun açık olsun, mutlu olun. Ben sizin mutluluğunuzu görmek için yaşarım.”
Kemal Bey mikrofonu bıraktı. Gözleri yaşlıydı ama gülümsüyordu. Aylin ayağa kalktı, babasına sarıldı, hıçkıra hıçkıra ağladı. “Baba, sen benim her şeyimsin,” dedi. Kemal kızının saçlarını okşadı, “Sen de benim her şeyimsin, Aylin’im.”
Sonra Kemal Bey yavaşça ayrıldı. “Biraz bahçeye çıkayım,” dedi. “Hava alayım.” Aylin başını salladı. “Tamam baba, hemen dön.” Kemal Bey salonu terk etti. Bahçeye doğru yürüdü. 400 kişi onu izledi. Bazıları el salladı, Kemal de el salladı, bahçeye çıktı. Denizden gelen rüzgar yüzüne çarptı. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapadı. “Hacer,” diye fısıldadı. “Kızımızı evlendirdim. Gördün mü?” Sonra bahçede 10 adım attı, ağaçların arasına doğru ve bir daha hiç kimse onu görmedi.
Saat 21.45’ti.
3. Kayboluşun Ardından
Düğün devam ediyordu. Misafirler dans ediyor, türküler söylüyordu. Aylin damadıyla birlikte masada oturuyordu. Gülümsüyordu ama gözleri babayı arıyordu. “Babam dönmedi,” dedi. Hakan etrafına baktı. “Belki misafirlerle konuşuyordur.” “Hayır,” dedi Aylin, “bahçeye çıktı. 15 dakika oldu.” Ayağa kalktı. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Bir şeyler ters gidiyordu. Salonu taradı, Kemal Bey yoktu. Balkona çıktı, yoktu. Bahçeye baktı, karanlıktı. Sadece fenerler yanıyordu. Ama kimse görünmüyordu.
“Babam nerede?” diye sordu bir akrabaya. “Bilmiyorum kızım, az önce bahçeye çıktı sanırım.” Aylin’in kalbi hızlandı. Gelinliğinin eteklerini kaldırdı, bahçeye koştu. Hakan arkasından geldi. “Baba!” diye seslendi Aylin. “Baba neredesin?” Sessizlik. Sadece denizden gelen rüzgarın sesi ve uzaktan gelen türkü sesleri.
Kemal amca!” diye bağırdı Hakan. Cevap yoktu. Aylin paniklemeye başladı. “Hakan, babamı bulamıyorum.” Hakan bahçenin her köşesine baktı. Ağaçların arasına girdi, çeşmenin yanını kontrol etti, arka bahçeye geçti. Ama Kemal Bey yoktu.
Saat 21.50 olmuştu. Hakan salona geri döndü. Mikrofonu aldı. “Arkadaşlar, dikkat lütfen. Kemal amcayı gören var mı?” Salon sustu. Herkes birbirine baktı. Kafalar sallandı. Hayır, kimse görmemişti.
Yaşlı bir amca ayağa kalktı. “Ben gördüm. Bahçeye çıktı. 10 adım kadar yürüdü. Sonra gözden kayboldu.” “Gözden kayboldu mu?” diye sordu Hakan. “Ne demek?” “Yani ağaçların arasına girdi sanırım ama emin değilim. Bir an baktım, bir an yoktu.”
Aylin’in yüzü bembeyaz oldu. “Hayır, hayır, babama bir şey oldu!” Misafirler ayağa kalktı. 400 kişi Kemal Bey’i aramaya başladı. Bahçeye dağıldılar. Her ağacın altına baktılar, her çalının arkasını kontrol ettiler, fenerlerle karanlığı aydınlattılar. “Kemal Bey! Kemal abi! Amca neredesiniz?” Sesler bahçeyi doldurdu ama cevap yoktu.
4. Kayıp
Saat 22.15’te konağın bekçisi Mustafa amca geldi. Elinde büyük bir fener. “Ne oluyor?” diye sordu. “Kemal Bey kayboldu,” dedi Hakan. Mustafa amca şaşırdı. “Nasıl kaybolur? Ben kapıda duruyordum. Kimse çıkmadı.” O gece kimse bilmiyordu; konağın bahçesinde eski su kuyusunun yanında 1800’lerden kalma gizli bir bodrum geçidi olduğunu.
Saat 23’te Hakan polisi aradı. “Alo, yardım edin. Kayıp bir adam var. Düğünde kayboldu.” Komiser Orhan Bey 15 dakika içinde geldi. 50 yaşlarında, tecrübeli, sakin bir adam. Mudanya’da 25 yıldır görev yapıyordu. Her türlü vakayı görmüştü ama böyle bir vaka görmemişti.
Hakan durumu anlattı. Kemal amca saat 21.30’da bahçeye çıktı, 10 adım attı ve bir daha görünmedi. Komiser Orhan kaşlarını çattı. “10 adım mı?” “Evet. Tanıklar gördü.” Komiser tanıklarla tek tek konuştu, her birinden aynı ifadeyi aldı. Kemal Bey bahçeye çıktı, 10 adım kadar yürüdü, ağaçların arasına doğru gidiyordu, sonra gözden kayboldu.
Komiser Orhan bahçeye gitti. Fenerle inceledi. Kemal Bey’in son görüldüğü noktayı işaretledi. Çeşmenin yanı, büyük çınar ağacının altı. Yere baktı. Ayak izleri vardı. Kemal Bey’in ayakkabılarından. İzler 10 adım kadar gidiyordu, sonra bitiyordu. Sanki Kemal Bey havaya uçmuştu.
Polisler profesyonel bir arama başlattı. Fenerler, köpekler, ekipman, her şey kullanıldı. Saat 00.30’da arama genişletildi. Konağın dışına çıkıldı. Sokaklar, park yerleri, sahil, her yer arandı ama Kemal Bey yoktu.
Saat 02.00’de komiser Orhan, Aylin’le konuştu. “Aylin Hanım, babanızın son günlerde garip bir davranışı oldu mu?” “Hayır, çok mutluydu. Düğün hazırlıkları yapıyorduk. Her şey normaldi.” “Bir düşmanı var mıydı? Borcu var mıydı?” “Hayır. Babam çok iyi bir insandı, herkesle arası iyiydi.” “Sağlık problemi?” “Bildiğim kadarıyla yoktu ama son zamanlarda biraz yorgun görünüyordu. ‘Baba, dinlen,’ dedim ama dinlemedi.”
Komiser not aldı. “Anlıyorum. Belki bir sağlık krizi geçirmiştir ama o zaman cesedi bulurduk.” Aylin titredi. “Cesedi mi? Hayır. Babam ölmedi. Ölmemiş olamaz.” Komiser elini Aylin’in omzuna koydu. “Umarım öyle. Ama şu an elimizde hiçbir ipucu yok.”
Sabah 06.00 oldu. Güneş doğdu. Bahçe aydınlandı ama Kemal Bey hala yoktu. 400 kişi gece boyunca aramıştı. Herkes yorgun, şaşkın, endişeliydi. Misafirler yavaşça evlerine döndü. Ama Aylin ve Hakan bahçede kaldı.
5. Umutsuz Bekleyiş
İlk hafta kabus gibiydi. Aylin ve Hakan düğün gecesinden sonra eve gitmediler. Gidemediler. Çünkü Kemal Bey hala kayıptı. Aylin babasının evine döndü. Her köşesinde babasının kokusu vardı: talaş, ahşap cilası, hafif kolonya kokusu.
İlk gece Aylin babasının odasına girdi. Yatağa oturdu. Yastığı aldı, yüzüne götürdü. Kokusunu içine çekti ve ağladı. Sessizce, hıçkırarak. “Baba neredesin?” diye fısıldadı. “Lütfen dön, lütfen.”
Ertesi gün akrabalar geldi. Herkes teselli etmeye çalıştı. “Aylin, sabırlı ol. Allah büyük, bulunur. İnşallah iyi haberler gelir.” Ama Aylin kimseyi dinlemiyordu. Sadece pencereden dışarı bakıyor, yolu izliyordu. Belki babası gelir diye. Belki kapı açılır, o sıcak gülümsemeyle içeri girer.
Günler geçti. Polis aramaları sürdü. Helikopterle, köpeklerle, dalgıçlarla, her yöntem denendi. Ama Kemal Bey yoktu. Sanki yer yarılmış, içine almıştı.
Aylar geçti. Aylin ve Hakan küçük bir nikah töreniyle evlendi. Büyük düğün yapamadılar. Aylin beyaz gelinlik giymedi. Çünkü beyaz, o korkunç geceyi hatırlatıyordu. Nikah kıyıldığında Aylin gözyaşlarını tutamadı. “Babam burada olmalıydı,” diye fısıldadı. Hakan elini sıktı. “Burada, kalbinde,” dedi.
6. Yıllar Boyu Sır
Aylin babasının yaptığı mobilyaları yeni evine getirdi. Her sabah kahvaltıda o masaya oturduğunda babasını hatırlıyordu. Her ay karakola gidiyordu. “Yeni bir haber var mı?” diye soruyordu. Cevap hep aynıydı: “Üzgünüm, henüz bir gelişme yok.” Ama Aylin pes etmiyordu. Gelmeye devam ediyordu. Belki bir gün bir ipucu gelir diye.
Yıllar geçti. 1982’de Aylin hamile kaldı. Bir erkek çocuk doğdu. “İsmi ne olacak?” diye sordular. Aylin bebeğine baktı. “Kemal,” dedi. “Adı Kemal olacak.” Dedenin adını taşıyacaktı.
Aylin oğluna her gece uyumadan önce babası hakkında konuşurdu. “Dedenin elleri çok güçlüydü. Tahta işlerdi. Sanat eserleri yapardı. Seni çok sevecekti. Keşke tanısaydın.”
Yıllar geçti. Komiser Orhan emekli oldu. Dosya resmi olarak kapatıldı. “Aylin Hanım, babanızı bulamadım ama şunu bilin: O sizi çok seviyordu. Her ne olduysa size zarar vermek istemezdi.” Aylin başını salladı. “Biliyorum, komiser bey. Babam beni asla terk etmezdi.”
7. 27 Yıl Sonra
2005 yılının baharıydı. 27 yıl geçmişti. Aylin artık 51 yaşındaydı. Saçlarında beyazlar, yüzünde zamanın izleri vardı. Ama gözlerinde hala aynı acı, aynı umut vardı.
Bir gün eve bir mektup geldi. Mudanya Belediyesi’nden. “Sayın Aylin Hanım, Mudanya’daki tarihi konak kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacaktır. 15 Mayıs 2005 tarihinde yıkım başlayacaktır.”
Aylin’in eli titredi. Konak, babasının kaybolduğu yer, yıkılacaktı. Oğlu Kemal Junior 23 yaşındaydı. “Anne, belki son bir kez gidelim. Elveda diyelim.” Aylin başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı ama kararlıydı. “Evet, gitmeliyiz.”
Konak harabeydi. Camlar kırıktı, duvarlar çatlamıştı. Bahçe yabani otlarla dolmuştu. Ama Aylin için her şey aynıydı. Bahçeye girdiler. Aylin eski çeşmeye doğru yürüdü. “İşte burada dedenle son kez konuştum. Burada kayboldu. 27 yıl oldu ama sanki dün gibi.” Kemal Junior etrafa bakındı. Çeşmenin dibinde gevşek bir taş gördü. “Anne, buraya bak.” Taşı iterek çekti, arkasında küçük bir boşluk vardı. Duvarda gizli bir niş. İçinden paslanmış bir kutu çıkardı.
Aylin titreyerek kutuyu açtı. İçinde dört şey vardı: Sararmış bir zarf, üstünde “Aylinime” yazısı; bir fotoğraf, Kemal Bey kollarında bebek Aylin; bir altın kolye; ve düğün davetiyesi.
Aylin gözyaşlarıyla zarfı açtı. İçinde üç sayfa, babasının el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı.
8. Sırrın Çözülüşü
Mektupta şunlar yazıyordu:
“Kızım, ben hasta olduğumu biliyordum. Doktorlar bana 3 ay ömür vermişti. Sana bir şey söylemedim, çünkü söyleyemedim. 6 ay önce Bursa’da doktora gittim. Akciğer kanseri. Ne kadar vaktim var diye sordum. 3, belki 4 ay, dedi. O an dünyam yıkıldı. Ama seni düşündüm. Düğününü düşündüm. Hayatının en mutlu gününü. Ve karar verdim: Sana söylemeyecektim. Çünkü biliyordum ki, eğer söylesem düğünü erteleyecektin. Benim için her şeyi bırakacaktın. Hastanede ölümümü bekleyecektin. Hayır, Aylin’im. Buna izin veremezdim. Sen annenle beni kaybettikten sonra hayatını bana adadın. Yeter kızım, yeter. Artık sen kendi hayatını yaşamalısın. O yüzden şu planı yaptım. Düğün gününde seni kutlayacağım. Sonra sessizce gideceğim. Bahçede eski kuyunun yanında gizli bir geçit var. Konak 1800’lerde yapılmış, bodrum tünelleri var. Oradan çıkacağım. Önceden hazırladığım küçük kulübeye gideceğim. Dağda, kimsenin bilmediği bir yer. Orada tek başıma son günlerimi geçireceğim. Evet, yalnız öleceğim ama kızım, bu benim seçimim. Çünkü senin mutluluğun benim acımdan önemli. Lütfen beni anlamaya çalış. Belki kızacaksın. Belki ‘Neden bana söylemedin?’ diyeceksin. Ama kızım, bir baba olarak seninle gurur duydum. Seni yetiştirdim, okuttum, evlendirdim. Görevimi tamamladım. Artık huzur içinde gidebilirim. Seni çok ama çok seviyorum. Sen hayatımın en güzel hediyesisin. Allah seni korusun. Hakan Bey’le mutlu ol. Çocukların olsun. Onlara benden bahset. Ve unutma, ben hep seninle olacağım. Kalbinde, hatıralarında, her an. Hoşça kal güzel kızım. Bağışla beni. Baban Kemal.”
Aylin mektubu bitirdiğinde çöktü. Hıçkıra hıçkıra ağladı. 27 yıllık acı şimdi bir sel gibi akıyordu. Oğlu Kemal annesini tuttu. “Anne, dede seni çok sevmiş.”
9. Son Yolculuk
Mektupta ipuçları vardı. Dağda, Mudanya’nın kuzeyinde küçük bir kulübe. Tapu kayıtları incelendi, 1978’de alınmış bir arazi bulundu. Aylin, Kemal ve Hakan eski bir arazi aracıyla yola çıktılar. Çam ormanına girdiler, yürüyerek kulübeye ulaştılar.
Kulübe çökmüştü. İçeride zaman durmuştu. Yatak, masa, eski su şişeleri, konserve kutuları. Masada bir not defteri, Kemal Bey’in günlükleri. Son sayfa: “Aylin seni seviyorum.”
Bahçede küçük bir taş yığını vardı. Üzerinde el yazısıyla bir taş: “Kemal 1926-1978.” Kemal Bey kendi mezarını yapmıştı. Son günlerinde taşları toplamış, düzenlemişti. İnsan kalıntısı yoktu. 27 yıl geçmişti, doğa her şeyi geri almıştı. Ama sembolik mezar oradaydı.
Aylin dizlerinin üzerine çöktü. “Baba!” diye fısıldadı. “Sonunda seni buldum.” Elini taşlara koydu. Sanki babasının eline dokunuyormuş gibi. “Bağışla beni. 27 yıl seni aradım ama bulamadım.”
10. Miras
Dönüşte Aylin bir karar verdi. Bu hikaye saklanmamalıydı. Babasının yaptığı fedakarlık unutulmamalıydı. Mektubu ve günlüğü karakola götürdü. Dosya kapatıldı. 2005 sonbaharında kulübede bir anma töreni düzenlendi. Kemal Bey’in sembolik mezarına mermerden yeni bir taş dikildi:
Kemal Yılmaz 1926-1978
Sevgi için her şeyi feda eden bir baba,
kızı için son nefesine kadar yaşadı.
Aylin her yıl babasının mezarını ziyaret etti. Her seferinde, “Baba, senin adın yaşıyor. Senin sevgin yaşıyor,” dedi.
Kemal Bey’in hikayesi Mudanya’nın yerel gazetesinde yayımlandı. Sonra ulusal gazetelere geçti. Belediye konağı restore etti, “Kemal Bey Kültür Evi” yaptı. Bahçeye bir plaket dikildi, üzerinde Kemal Bey’in hikayesi yazılıydı. Her yıl 15 Ekim’de baba-çocuk günü düzenlendi.
Aylin, “Babamın Son Hediyesi” adlı bir kitap yazdı. Kitap kanser araştırmalarına bağışlandı. Kemal Bey’in adı bir vakıfta yaşadı. Yüzlerce aileye yardım edildi.
Yıllar geçti. Aylin’in torunları dedelerinin hikayesini öğrendi. “Dedem seni hiç tanımadım ama her gün hissediyorum,” dedi Kemal Junior. “Onun yaptığı masada kahvaltı yapıyorum ve biliyorum ki o benimle.”
Ve her yıl, Aylin babasının mezarına çiçek bıraktı. “Baba, sevgi bazen elveda demektir. Sevgi bazen acı demektir. Ama gerçek sevgi asla bencil değildir.”
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load


