Ormanın Gömmediği Sır
1987’de 3 koruma 3 milyonla kayboldu — 31 yıl sonra araç ve üniformalar bulundu…
1987 yılı Türkiye’nin hafızasında, paranın kâğıt gibi ağır, yolların ise kader gibi tehlikeli olduğu yıllardan biriydi. Enflasyon yüksekti, bankalar şehirler arası transferlerde hâlâ nakde güveniyordu. Dijital sistemler bugünkü kadar gelişmiş değildi; “para” dediğin şey, kasaların içinde taşınan somut bir ağırlıktı. O ağırlık bazen sadece kasaları değil, insan hayatlarını da ezip geçerdi.
Ve 12 Haziran 1987 Cuma sabahı yaşanan bir olay, aradan geçen on yıllara rağmen Türkiye’nin karanlık dosyalarından biri olarak kaldı. Üç koruma görevlisi… Bir zırhlı araç… Ve 3 milyon. O gün kayboldular. Ne araç bulundu, ne para, ne de adamlar. Sanki yol, onları yutmuştu.
Ta ki 31 yıl sonra… orman geri kusana kadar.
1) KAYBOLAN YOLCULUK
İstanbul Levent’te bir banka şubesinin önünde park etmiş gri renkli zırhlı araç sabahın ışıksız saatlerinde hazırlanıyordu. Sıradan bir gün gibi görünüyordu. İnsanların çoğu işe yetişme telaşındayken, bu araç başka bir telaşın içindeydi: güvenlik.
Araçta üç kişi vardı. Üçü de işini bilen, disiplinli ve sicilleri tertemiz adamlar.
Mehmet Yılmaz 35 yaşındaydı. On iki yıldır para taşıma işindeydi. Sakin, soğukkanlı, görevine bağlı. İki çocuk babasıydı. O sabah evden çıkarken, eşi Sibel’e her zamanki cümleyi söylemişti:
“Akşama dönerim.”
Sibel, bu cümleyi yıllar sonra bile rüyasında duyacaktı.
Ahmet Demir, ekibin kıdemlisiydi. 42 yaşında, yirmi yılı aşkın tecrübesi vardı. Risk hesaplayan, rota planlayan, ihtimalleri tartan adam. Mehmet direksiyonu iyi tutardı ama Ahmet yolun ruhunu bilirdi. Ekip için güvence demekti.
Hasan Kaya 38 yaşındaydı. Yeni evliydi. Eşi hamileydi. Bu yolculuğun onda farklı bir ağırlığı vardı. Taşınan para kadar, eve döndüğünde konuşacağı gelecek hayalleri de ağırdı. Çocuğunun odasını nasıl hazırlayacaklarını, hangi ismi koyacaklarını bile yolda tartışmışlardı.
Saat 07.15’te araç İstanbul’dan Ankara yönüne doğru yola çıktı.
Planlanan güzergâh, Bolu Dağları üzerinden geçiyordu. İlk saatler sorunsuz geçti. 09.00 civarında her zamanki mola yerinde durdular. Kahve içildi. Kısa bir dinlenme yapıldı. Hasan, eşine bir telefon açıp “iyiyim” dedi. Ahmet, merkezle kısa bir rutin anons geçti. Mehmet direksiyonun başına geçtiğinde herkesin yüzünde aynı ifade vardı: “Bu iş bitecek.”
Öğleye doğru hava kapandı. Güneş sanki ormanın arkasına saklandı. Yol giderek tenhalaştı. Ağaçlar sıklaştı. Virajlar arttı. Radyo çekmiyor, gökyüzü gri bir tavan gibi çökmüş görünüyordu.
Saat 14.30’da merkeze yapılan son telsiz anonsu geldi.
Ahmet’in sesi netti, her zamanki gibi kontrollü:
“Her şey yolunda. Programa uygun ilerliyoruz.”
Bu cümle, merkezle kurulan son temas oldu.
Birkaç kilometre sonra, yolda garip bir manzara belirdi: büyük ağaç dalları, taşlar, sanki bilinçli şekilde yola yığılmıştı. Mehmet frene bastı. Araç durdu.
Ahmet telsize uzandı, yardım istemeye çalıştı. Ama sinyal yoktu. O an, insanın içine bir şüphe düşer. Ahmet o şüpheyi hissetti. Hasan camdan dışarı baktı; ormanın sessizliği hiç normal değildi.
Ve sonra… ormanın içinden gölgeler çıktı.
Maskeli, silahlı kişilerdi. Sayıları birden fazla… planlı, hazırlıklı, hızlı.
Görgü tanığı yoktu. O yüzden her şey “muhtemelen” kelimesiyle anıldı yıllarca. Ama şu gerçekti: Dakikalar içinde çatışma çıktı.
Mehmet araçtan indi. Ön tarafı korumaya çalıştı. Ahmet ve Hasan araç içinde savunma pozisyonu aldı. Mermiler metal gövdeye vurduğunda çıkan ses, bir kilise çanı gibi yankılanır. Ama o gün bu çan, ölümün çanıydı.
Çatışmanın ardından… sessizlik çöktü.
O andan sonra zırhlı araçtan, üç korumadan ve 3 milyon liradan bir daha haber alınamadı.
Akşam saatlerinde merkezin şüphesi endişeye, endişe paniğe dönüştü. Telefonlar çaldı. Ailelere haber verildi. O gece üç evde aynı saatlerde aynı cümle duyuldu:
“Ekip dönmedi.”
Sibel, çocuklarını yatırdı ama yatağa giremedi. Hasan’ın eşi Zehra, elini karnına koyup “baban gelecek” diye fısıldadı. Ahmet’in yaşlı annesi, dua etmeye başladı.
Takip eden günlerde geniş çaplı arama başlatıldı. Helikopterler havalandı. Orman tarandı. Yol kenarları incelendi. İhbarlar geldi. “Şurada gördük.” “Burada duydum.” Herkes bir şey söyledi.
Ama hiçbir iz bulunamadı.
Aylar yıllara döndü.
Dosya zamanla rafa kaldırıldı. Resmî kayıtlarda bu olay “faili meçhul” olarak kaldı. Ama ailelerin içinde o dosya hiç kapanmadı. Çünkü kapanan dosyalar, kapanan yaralar demek değildir.

2) ORMANIN HAFIZASI
Aradan tam 31 yıl geçti.
2018 yılına gelindiğinde, 1987 vakası artık yalnızca eski gazete kupürlerinde ve ailelerin hatıralarında yaşıyordu. İnsanlar yeni skandallar, yeni felaketler bulmuştu. Ama bazı acılar eskimez. Sadece sessizleşir.
15 Haziran 2018 sabahı, Abant Gölü yakınlarında doğa yürüyüşü yapan genç bir çift vardı: Elif ve Can. Şehirden kaçıp nefes almak istemişlerdi. Biraz huzur, biraz yeşil, biraz sessizlik.
Ana patikadan ayrılıp eski, kullanılmayan bir orman yoluna saptıklarında, ağaçların arasında paslanmış bir metal parçası dikkatlerini çekti. Önce hurda sandılar. Ama yaklaştıkça bunun sıradan bir şey olmadığını anladılar.
Toprak ve yosunla kaplanmış eski bir zırhlı araç, adeta orman tarafından yutulmuştu. Kapıları yerinden çıkmış, lastikler erimiş gibiydi. Çevresinde yabani otlar, dallar ve çamur… sanki yıllar onu saklamak için özel olarak örtmüştü.
Elif’in nefesi kesildi. Can, telefonu çıkarıp fotoğraf çekmek yerine jandarmayı aradı. Çünkü içgüdüsü şunu söylüyordu: “Bu bir suç.”
Olay yerine gelen ekipler seri numarayı kontrol etti. Ve o an, 31 yıllık bir hayalet geri döndü.
Bu araç… 1987’de kaybolan araçtı.
Kapılar açıldığında içeride garip bir düzen vardı. Sanki biri “burada bir hikâye var” der gibi bırakmıştı.
Üç koruma üniforması… düzenli şekilde yerleştirilmişti.
Üniformaların ceplerinde kimlik kartları vardı.
İsimler netti:
Mehmet Yılmaz
Ahmet Demir
Hasan Kaya
Araç içinde yoğun kan izleri vardı. Kasalar kırılmıştı ve içleri boştu.
Ama asıl sarsıcı keşif aracın alt kısmında yapıldı.
Vinçle kaldırılan aracın altında, aceleyle kazılmış bir alanda üç iskelet bulundu.
Sanki orman, onları saklamış; ama zamanı gelince geri vermişti.
Adli incelemeler sonunda iskeletlerin üç koruma görevlisine ait olduğu kesinleşti. Ölüm nedenleri silahlı saldırıydı. Kurşun izleri, kemiklerde hâlâ duruyordu.
31 yıl…
Beton değil ama toprak da bazen gerçeği saklayamaz.
Paraya ne olduğu ise hiçbir zaman tam aydınlatılamadı. Bu, hikâyenin en acı tarafıydı: İnsanlar para için öldürüldü ama para hâlâ bir sis perdesi gibiydi.
3) BİTEN BELİRSİZLİK, BAŞLAYAN YARA
Ailelere haber verildi.
O telefonlar, 1987’deki “dönmedi” telefonlarından bile daha ağırdı. Çünkü bu kez umut yoktu. Bu kez cevap vardı.
Sibel, o gün hastanede çalışıyordu. Telefon çaldığında elleri titredi.
“Mehmet… bulundu.”
Bir an, “sağ mı?” diye sormak istedi. Sonra o kelime boğazında kaldı. Çünkü “bulundu” kelimesi, yıllar sonra gelen bir mucize değil, yıllar sonra gelen bir cenazeydi.
Hasan’ın eşi Zehra, artık 50’lerini geçmişti. Karnındaki bebek büyümüş, adam olmuş, babasını hiç tanımadan yaşamıştı. Oğlu, haberi duyunca ilk kez ağladı. Çünkü insan bazen birini tanımadan bile kaybedebilir.
Ahmet’in annesi ise artık hayatta değildi. Ahmet’in kardeşi mezarlığa gidip annesine şu cümleyi fısıldadı:
“Anne… abimi buldular. Ama çok geç.”
4) CEVAPSIZ SORULAR
Bu vaka “çözüldü” denildi. Çünkü kemikler bulunmuştu.
Ama bazı sorular hâlâ karanlıktaydı:
Saldırganlar kimdi?
Yol neden o noktada kapatılmıştı?
Bu bir tesadüf müydü, yoksa içeriden bir ihbar mı vardı?
Para nereye gitti?
Üniformalar neden “düzenli” bırakılmıştı? Bu bir mesaj mıydı?
Jandarma raporlarında şu cümle geçti:
“Planlı ve organize bir saldırı ihtimali yüksek.”
Ve bu cümle, ailelerin kalbine ikinci bir bıçak gibi saplandı. Çünkü bu demekti ki… belki de birileri o gün onların ölmesini istemişti. Sadece para için değil, izleri silmek için.
Yıllar boyunca, bazı söylentiler dolaştı. “O dönem bölgedeki bazı çeteler…” “Büyük bir siyasi bağlantı…” “Kara para…” Ama hiçbir şey resmî olarak kanıtlanmadı.
Orman, aracı vermişti. Ama katili vermemişti.
5) BETONUN ALTINDA DEĞİL, HAFIZANIN İÇİNDE
Bu olayın en acı tarafı şuydu: 31 yıl boyunca aileler bir ihtimalle yaşamıştı. Belki hayatta. Belki kaçırıldı. Belki bir gün kapı çalar.
O ihtimal, insanı hem ayakta tutar hem de yavaşça öldürür.
2018’de o ihtimal öldü.
Ama aynı zamanda, yıllarca süren belirsizlik de bitti.
Mehmet’in oğlu, babasının üniformasını görünce şöyle dedi:
“Babamın adı yıllarca ‘kayıp’tu. Şimdi ‘şehit’.”
Hasan’ın oğlu ise babasının kimliğini elinde tutarken fısıldadı:
“Ben seni tanımadım baba… ama seni unutmayacağım.”
O gün, Ankara’dan İstanbul’a, Eskişehir’den Bolu’ya kadar üç aile aynı şeyi öğrendi:
Bazı insanlar parayı taşır.
Ama bazı insanlar… paranın kirini temizlemek için yok edilir.
6) SON
Bu hikâye, üç adamın hikâyesi gibi görünür.
Ama aslında, bu hikâye “suskun kalan sistem”in hikâyesidir.
Çünkü 1987’de üç koruma kaybolduğunda, dünya birkaç gün konuştu. Sonra sustu.
2018’de kemikleri bulunduğunda, dünya yine konuştu. Sonra yine sustu.
Ama aileler…
Aileler hiç susmadı.
Onlar için zaman hiç geçmedi. Sadece ağırlaştı.
Bugün hâlâ o orman yolundan geçenler, ağaçların arasında bir şey görmez. Çünkü araç kaldırıldı, yer temizlendi, toprağa yeni fidanlar dikildi.
Ama bazı yerler vardır:
Orada her rüzgâr estiğinde, bir telsiz cümlesi duyulur gibi olur:
“Her şey yolunda, programa uygun ilerliyoruz…”
Ve o cümle, 31 yıl sonra bile, bir ülkenin karanlık sayfalarında yankılanır.
News
“Tumahimik ka, magsasaka!” — panunuya ng hukom… pero siya ang napahiya sa depensa nito
“Tumahimik ka, magsasaka!” — panunuya ng hukom… pero siya ang napahiya sa depensa nito . . Sa lumang Hall of…
MINALIIT NG MAGULANG NG BABAE ANG KANYANG NOBYO DAHIL ISA LANG ITONG MAGSASAKA, NAPANGANGA SILA NANG
MINALIIT NG MAGULANG NG BABAE ANG KANYANG NOBYO DAHIL ISA LANG ITONG MAGSASAKA, NAPANGANGA SILA NANG . . . ….
Nagulat ang Maynila nang nahuli ang isang pulubi sa palengke! Pero sino siya at bakit?
Nagulat ang Maynila nang nahuli ang isang pulubi sa palengke! Pero sino siya at bakit? . . Sa gitna ng…
TINAYA ANG KASAL SA ARNIS—MANALO KA SA 5 MINUTO O TAPOS TAYO!
TINAYA ANG KASAL SA ARNIS—MANALO KA SA 5 MINUTO O TAPOS TAYO! . . . Sa gabing umuulan sa Maynila,…
Değerli değilim ama sıcak bir yatak için bacaklarımı açarım – dedi kadın yalnız kovboya
Değerli değilim ama sıcak bir yatak için bacaklarımı açarım – dedi kadın yalnız kovboya . . . Külün Altındaki Köz…
PKK Bebek Katili Çıktı — TSK’nın Anında Müdahalesi Herkeli Şaşırttı!
PKK Bebek Katili Çıktı — TSK’nın Anında Müdahalesi Herkeli Şaşırttı! . . SALAHİYE’DE O SABAH Sabahın en kırılgan saatleri vardır;…
End of content
No more pages to load




