20 YAŞINDAKI KIZ ÖĞRENCİ 41 DERECE YÜKSEK ATEŞLE HASTANEYE GELDİ, DOKTOR PANTOLONUNU AŞAĞI…

.

Kaybolan Öğrenci ve Gizli Gerçek:

Bölüm 1: Bir Kayıp Öğrenci ve 41 Derece Ateş

Ankara’da yaz başı, sıcaklıklar sıcağa hükmettiği gibi, şehri kavuruyordu. Her adımda asfaltın üzerindeki buharı görmek mümkünken, şehirdeki her birey yaşanılmaz sıcaklardan şikayetçi oluyordu. Ancak bunlar, kaybolan bir öğrencinin ve ardında bıraktığı dehşetin başlangıcıydı.

O günün akşamı, 20 yaşındaki Sevda Uslu, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde okuyan genç bir kızdı. Sırtında ağır çantası ve yorgun gözleriyle, sabahın erken saatlerinde evden çıkıp derslere gitmişti. Fakat akşam saatlerinde taksiyle hastaneye getirildiğinde, vücudundaki ateş 41 dereceyi bulmuştu. Sıcaklık öylesine yüksekti ki, gözleri kararmış, dudağındaki çatlaklar kanamaya başlamıştı.

Ailesi, Sevda’yı uyandırmaya çalıştı, ancak genç kız baygındı. Çankırı’dan ailesi, Naciye ve Rıfat amca hastaneye yetişmişti ama o kadar geç kalmışlardı ki, kızlarının her geçen dakika daha kötüye gitmesi içlerini parçalıyordu.

.
.

Bölüm 2: Sessiz Fısıldayan Sırlar

Sevda’nın hastane odasında baygın bir şekilde yatarken, Doktor Serkan, kadının vücudundaki morlukları fark etti. Bu morluklar, sıradan bir hastalık belirtisi değildi. Normalde bir kadın hastalıkları enfeksiyonunun ya da apandisit gibi hastalıkların belirtileri olabilecek bu durum, tüm hastane personelini şüphelendirmişti.

Naciye teyze, kızının üzerine titriyor, Sevda’nın yaşadığı tüm acıyı hissetmeye çalışıyordu. Ama bir şeyler farklıydı. Sevda’nın vücudunda yalnızca hastalık izleri yoktu, aynı zamanda birinin ona zarar verdiğini gösteren şiddet izleri de vardı. Naciye teyze, gözleri fal taşı gibi açılmış, gözyaşlarını tutamıyordu. “Kızım, sana ne oldu böyle?” diyerek boğazındaki düğümü geçirmeye çalışıyordu.

Bölüm 3: Gerçekler Ortaya Çıkarken

Sevda, hastane odasında yavaşça gözlerini açtı ve annesinin elini sımsıkı tuttu. “Anne, beni affet… Ama o adam… O beni zorladı…” dedi. Naciye teyze, kızını kucaklayarak ağlamaya başladı. Bu sözler, ailenin tüm dünyasını değiştirecek ve Sevda’nın kayboluşu ile ilgili bildiklerini yeniden sorgulatacaktı.

Komiser Cengiz, hastaneye çağrıldı. Sevda’nın şiddete uğramış olmasından şüpheleniyordu. Ancak, gerçekler ne kadar derin bir gömüde saklanıyorsa da, zamanla yüzeye çıkacaktı. O gün Sevda’nın okul arkadaşları, Sevda’yı lüks bir arabaya binerken gördüklerini söylediler. Ve bu adamın kim olduğunu öğrendiklerinde, herkes şok olacaktı: Haluk Sancak, şehrin tanınmış iş insanlarından biriydi.

Bölüm 4: Haluk Sancak’ın Karanlık Dünyası

Haluk Sancak, son derece zengin ve güçlü bir iş adamıydı. Tüm Kayseri’nin ona saygı gösterdiği bir figürdü. Ancak, Sevda’nın ifadesi, ailesine yazdığı günlüğü ve hastanede ortaya çıkan deliller, Haluk Sancak’ın karanlık geçmişini açığa çıkaracaktı. O, bir avcıydı; fakat kimse, kurbanlarının kimler olduğunu anlamıyordu. Sevda, bunun farkına vardığında ise zaten her şeyin çok geç olduğunu anlamıştı.

Komiser Cengiz, her adımda daha da kararlı oluyordu. Sevda’nın ailesi için bu dava bir yaşam meselesiydi. Fakat bu, sadece kaybolan bir öğrencinin değil, karanlık bir şebekenin de gün yüzüne çıkmasıydı.

Bölüm 5: Adaletin Peşinden Koşanlar

Komiser Cengiz, Haluk Sancak’a karşı savaşa başlamıştı. Fakat Haluk’un güçlü bir koruma ağı vardı ve bu dava her geçen gün daha da karmaşıklaşıyordu. Sevda’nın yaşadığı travmalar, onu mahkemeye çıkaracak cesareti bulmuştu. Ama şimdi, ailesinin güvenliği ve hayatı her zamankinden daha tehlikeli hale gelmişti.

Bir yanda Sevda’nın cesur adımları, diğer yanda Haluk Sancak’ın korkusuzca davranışları. Gerçekleri ortaya çıkarmak için hem Sevda hem de ailesi, her engeli aşarak bu davayı adalete taşımak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.