2005’te Ölüdeniz’de yeni evli çift kayboldu… 12 yıl sonra ikinci el sitedeki çanta her şeyi sarstı

.
.
.

Ölüdeniz’de Kaybolan Düğün

5 Haziran 2005.
Akşam güneşi, Ölüdeniz kıyılarını turuncuya boyarken sahilde müzik ve kahkaha vardı. Ayla’nın gelinliği rüzgârda hafifçe dalgalanıyor, Emir’in gözleri ondan bir an bile ayrılmıyordu.

Herkes bunun bir masalın başlangıcı olduğunu sanıyordu.
Oysa bu, bir kayboluşun ilk gecesiydi.


Düğünden bir gün önce Emir, küçük bir kamerayı açıp konuşmuştu.

“Eğer bu videoyu izliyorsanız, işler planladığım gibi gitmemiş demektir. Tahir’in yaptıklarını biliyorum. Belgeleri güvendeyim. Üç gün içinde polise ulaşacaklar.”

Derin bir nefes aldı.

“Eğer sadece birimiz hayatta kalabilecekse… o Ayla olmalı.”

Kamerayı kapattı.


Gece yarısına doğru çift ortadan kayboldu.
Sabah olduğunda sahilde yalnızca iki çift ayakkabı vardı. Yan yana. Düzgünce bırakılmış.

Deniz sakindi.

Ne bir çığlık duyan olmuştu ne de bir kavga sesi.

Üç hafta sonra Fethiye Limanı’nda büyük bir operasyon yapıldı. Tahir gözaltına alındı. Emir’in bıraktığı belgeler gerçekti. Yasa dışı sevkiyat, kara para, tehditler…

Ama Emir ve Ayla yoktu.

Yıllar geçti. Dosya tozlu raflara kalktı.


On iki yıl sonra.

Kenan, bir akşam internette ikinci el ilanlara bakarken bir çanta gördü. Eski, kahverengi bir deri çanta. İç kısmında küçük bir nakış:
A & E

Bu Ayla’nın düğünde taşıdığı çantaydı.

İlanı veren kişi çantayı bir balıkçıdan aldığını söylüyordu. Balıkçı ise yıllar önce açıkta bir sandalda bulduğunu…

Polis çantayı inceledi. İçinde bir USB bellek vardı.

Belleğin içinde tek bir dosya.
Koordinatlar.

Harita açıldığında nokta, Yunanistan’da küçük bir adayı gösteriyordu: Tilos.


Kenan oraya gitmeye karar verdi.

Tilos sessizdi. Dar sokaklar, beyaz evler, denize bakan küçük balkonlar… Kimse kimseyi sorgulamıyordu burada. İnsanlar geçmişlerini yanlarında taşımıyordu.

Koordinatlar onu terk edilmiş gibi görünen taş bir eve götürdü.

Kapı kilitli değildi.

İçeride toz vardı ama yaşam izleri de vardı. Rafın üzerinde Türkçe bir kitap. Pencere kenarında eski bir çay bardağı. Ve duvarda bir fotoğraf.

Fotoğrafta bir kadın vardı. Saçları kısaydı. Gülümsüyordu. Yanında bir adam duruyordu. Sakallı, daha zayıf… ama gözleri aynıydı.

Fotoğrafın arkasında tek cümle yazıyordu:

“Deniz bizi saklamadı. Deniz bize yol verdi.”

Kenan dışarı çıktığında gün batıyordu.
Ufukta küçük bir tekne açılıyordu.

Teknedeki iki siluet el eleydi.

Belki hayal gördü.
Belki gerçekten onlardı.

Ama bir şey kesindi:

O gece Ölüdeniz’de iki insan ölmemişti.

Sadece eski hayatları denize bırakılmıştı.