707’den en genç korgeneralin oğluna zorbalık eden yarbayın sonu kapıda donakaldı

.
.
.

Aslandağ Karakolunun Unutulmaz Kışı

Hakkâri’nin sarp ve acımasız dağlarının arasında, rüzgârın hiç dinmediği, karın neredeyse yılın yarısını toprağa mühürlediği bir bölgede Aslandağ Sınır Karakolu bulunuyordu. Burası, yalnızca coğrafi olarak değil, aynı zamanda psikolojik olarak da insanı sınayan bir yerdi. Kış aylarında sıcaklık -20 derecenin altına düşer, rüzgâr ise bu soğuğu kemiklerin içine kadar işlerdi.

Bu karakolda görev yapan askerler için hayat, dayanıklılık ve sabrın sınandığı bir mücadeleydi. Ancak o yıl yaşananlar, doğanın zorluklarını bile gölgede bırakacak türdendi.

Taburun komutanı Yarbay Kadir Gürkan’dı. Yirmi beş yıllık askerlik hayatının son virajında, albaylığa terfi etmek için her şeyi göze almıştı. Ancak bu hırs, zamanla onu karanlık bir yola sürüklemişti. Birliğin iaşe, yakıt ve teçhizat bütçelerini sistematik şekilde zimmetine geçiriyor, askerlerin hakkını kendi çıkarları için kullanıyordu. Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve başarılı bir komutan gibi görünse de gerçekte kendi kariyeri uğruna emrindeki askerleri açlığa ve soğuğa mahkûm etmişti.

Karakolda görev yapan erlerden biri de Ali Yılmaz’dı. Henüz yirmili yaşlarının başında, hayat dolu bir gençti. Askere gelmeden önce judo milli takımına aday gösterilmiş, disiplinli ve güçlü bir sporcu olarak dikkat çekmişti. Ancak Aslandağ’daki şartlar, onun bile dayanıklılığını zorlamaya başlamıştı.

Yemekler yetersizdi. Çorba neredeyse sudan ibaretti, pilav taş gibi sertti. Kaloriferler çoğu zaman yanmıyor, askerler geceleri donmamak için botlarını bile yanlarına alarak uyuyordu. Ali, başta bunun askerliğin doğası olduğunu düşünmüştü. Ancak diğer birliklerden gelen askerlerle konuştuğunda durumun hiç de normal olmadığını anladı.

Zamanla kilo kaybetti, gücü azaldı. Elleri çatladı, kulakları dondu. Hastalandığında bile doğru düzgün tedavi göremedi. Revirde ilaç yoktu; olanlar da kullanılmıyordu.

Bir gün yapılan şikâyet toplantısında Ali, sessizliği bozdu.

“Komutanım,” dedi, sesi titremesine rağmen kararlıydı, “askerler aç ve hasta. Bu şartlarda görev yapmamız mümkün değil. Lütfen denetleme talep ediyoruz.”

Salonda buz gibi bir hava esti.

Yarbay Gürkan’ın yüzündeki ifade anında değişti. Bu, sadece bir şikâyet değildi; onun kurduğu düzeni tehdit eden bir çıkıştı.

Toplantıdan sonra Ali hedef haline geldi.

Uzman Çavuş Demirkan Kaplan devreye sokuldu. Ali’ye sistematik işkence başladı. Ağır yüklerle koşular, bitmek bilmeyen cezalar, uykusuzluk… Üstelik bunların çoğu yönetmelik kılıfına uydurulmuştu.

Ali her geçen gün biraz daha tükeniyordu.

Sonunda, bir gün dayanamayarak gizlice telefon kulübesine gitti. Annesini aradı.

“Anne… ben dayanamıyorum artık,” dedi ağlayarak.

Telefonun diğer ucundaki kişi sıradan bir anne değildi.

Korgeneral Aslı Şahin.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapan, disiplinli, sert ama adaletli bir komutan. Ve aynı zamanda Ali’nin annesi.

O an her şey değişti.

Aslı Şahin, oğlunun sesindeki çaresizliği duyduğu anda durumu anladı. Yılların tecrübesi ona bunun basit bir sorun olmadığını söylüyordu.

Hiç vakit kaybetmeden harekete geçti.

Ertesi sabah, henüz gün doğmadan üç helikopter Aslandağ Karakolu’na doğru havalandı. İçlerinde sadece Korgeneral Şahin değil; lojistik denetim için Tümgeneral Filiz Erdoğan ve askeri inzibat için Tuğgeneral Zeynep Aksoy da vardı.

Karakolun üzerinde dönen helikopterler yere indiğinde herkes şaşkınlık içindeydi.

Yarbay Gürkan neye uğradığını anlayamamıştı.

Korgeneral Şahin doğrudan karşısına geçti.

“Benim oğlum bu karakolda askerlik yapıyor,” dedi soğuk bir sesle. “Ve burada açlıktan, soğuktan ölmek üzere.”

Yarbay’ın yüzü bembeyaz oldu.

Ardından denetim başladı.

Depolar açıldı. Gerçekler bir bir ortaya çıktı. Küflenmiş gıdalar, boş yakıt tankları, eksik teçhizat… Kayıtlarla gerçekler arasında uçurum vardı.

Bu artık basit bir ihmal değil, organize bir suçtu.

Askeri inzibat birlikleri devreye girdi. Demirkan Kaplan, Yüzbaşı Vural ve diğer sorumlular tek tek gözaltına alındı.

Son olarak Yarbay Kadir Gürkan’ın rütbesi söküldü.

Kelepçelenerek götürülürken, yıllardır kurduğu düzenin birkaç saat içinde çöktüğünü anladı.

Revirde ise başka bir sahne yaşanıyordu.

Aslı Şahin, oğlunun elini tutuyordu. Ali zayıflamış, bitkin düşmüştü. Ama artık yalnız değildi.

“Annen geldi,” dedi.

Ali gözlerini kapatırken yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

O günden sonra karakolda her şey değişti.

Yeni komutan geldi. Yemekler düzeldi, kaloriferler yanmaya başladı, revir donatıldı. Askerler yeniden insan gibi yaşamaya başladı.

Yarbay Gürkan ve suç ortakları askeri mahkemede yargılandı. Cezalarını aldılar.

Ali ise uzun bir tedavinin ardından iyileşti. Askerliğini tamamladıktan sonra spor hayatına geri döndü.

Ama o kış, Aslandağ’da yaşananlar unutulmadı.

Bu hikâye bir gerçeği hatırlattı:

Rütbe, güç demek değildir.

Rütbe, sorumluluktur.

Ve bir komutan, emrindeki askerleri korumadığı an, o üniformayı taşımayı hak etmez.