Amerikan Komutan “Türkler Eğitimsiz” Dedi! 😮 Kunuri’den Sonra ÖZÜR DİLEDİ!
.
1950 yılının Kasım ayı… Kore’nin dondurucu rüzgârları dağların arasından uğuldayarak geçiyor, cephe hattında belirsizlik ve korku kol geziyordu. Birkaç hafta önce cepheye ulaşan Türk tugayı hakkında Amerikan istihbaratı kısa ve mesafeli bir rapor hazırlamıştı. Raporda askerlerin çoğunun İngilizce bilmediği, modern silah eğitimlerinin sınırlı olduğu ve büyük kısmının köy kökenli, savaş tecrübesi olmayan gençlerden oluştuğu yazıyordu. Bu nedenle 5.000 kişilik Türk birliğinin cephe gerisinde, yedek kuvvet olarak tutulması planlanmıştı. Amerikan komuta kademesi onlardan büyük bir muharebe performansı beklemiyordu.
Oysa yalnızca yetmiş iki saat sonra aynı komutanlar, o raporu tarihin en büyük yanılgılarından biri olarak hatırlayacaktı.

Kore Savaşı 25 Haziran 1950’de, Kuzey Kore ordusunun 38. paraleli geçerek Güney Kore’ye saldırmasıyla başlamıştı. Birleşmiş Milletler acil yardım çağrısı yapmış, bu çağrıya Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra ilk cevap veren ülke Türkiye olmuştu. Türkiye için bu karar sadece uluslararası dayanışma meselesi değildi; Batı dünyasıyla bütünleşme ve güvenlik mimarisinde yer alma arzusunun da bir sonucuydu.
17 Eylül 1950’de Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 1. Türk Tugayı, İskenderun Limanı’ndan gemilere bindi. 259 subay, 395 astsubay ve 4.400’den fazla er… Çoğu Anadolu’nun küçük kasabalarından, köylerinden gelmişti. Kimi hayatında deniz görmemişti, kimi tren yolculuğu bile yapmamıştı. Şimdi ise binlerce kilometre ötedeki bir savaşa gidiyorlardı.
Tahsin Yazıcı sıradan bir komutan değildi. Çanakkale’de genç bir teğmen olarak savaşmış, Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde görev almış, Türk ordusunun ilk tank taburunu kurmuş bir askerdi. Disiplinli, sakin ve askerine yakın bir liderdi. Tugayındaki askerler ona “Tahsin Baba” diyordu.
21 günlük deniz yolculuğunun ardından Türk birliği 17 Ekim’de Pusan Limanı’na ulaştı. Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomutanı Douglas MacArthur, Türk tugayına “Kutup Yıldızı” kod adını verdi. Ancak her şey kağıt üzerinde göründüğü kadar düzenli değildi. Türk askerleri Amerikan teçhizatıyla donatılmıştı fakat bu silahlarla eğitim süresi çok kısaydı. Dahası, ciddi bir dil sorunu vardı. Emirler İngilizce geliyor, tercüme zincirinde kritik ayrıntılar kaybolabiliyordu.
Kasım ayı ortasında tugay cepheye hareket etti ve Kunuri bölgesine konuşlandı. O sırada MacArthur, “Noel’e kadar evde olacaksınız” diyerek büyük bir taarruz başlatmıştı. Çin’in savaşa girmeyeceğine inanıyordu. Ancak 25 Kasım gecesi yaklaşık 300.000 Çin askeri sessizce cepheye sızdı. Gündüz dağlarda gizleniyor, geceleri ilerliyorlardı. Amerikan hava keşfi bu devasa hareketliliği fark edememişti.
Gece yarısı Çin Halk Gönüllü Ordusu sağ kanattan şiddetli bir saldırı başlattı. Güney Kore birlikleri kısa sürede dağıldı ve cephede büyük bir gedik açıldı. Çin kuvvetlerinin hedefi Kunuri kavşağını ele geçirerek Birleşmiş Milletler ordusunun geri çekilme yolunu kesmekti. Kunuri ile Vavon arasındaki tek ciddi kuvvet Türk tugayıydı.
Ancak Türk birliği durumun ciddiyetini tam olarak bilmiyordu. Amerikan komutası geri çekilmeye hazırlanırken, bu bilgi Türk tarafına açık ve net biçimde iletilmemişti. 27 Kasım gecesi Türk askerleri Vavon’da savunma hattı kurdu. Gece yarısından sonra Çin birlikleri dalgalar halinde saldırıya geçti. Davul sesleri, bağırışlar ve karanlıkta beliren gölgeler… Savaş tüm şiddetiyle başlamıştı.
Ertesi gün boyunca çatışmalar aralıksız sürdü. Cephane hızla tükeniyor, kayıplar artıyordu. Türk birliği geri çekilerek daha sağlam bir hat kurmak istedi ancak kısa süre sonra tamamen kuşatıldı. Karargâhla irtibat kesildi. Birleşmiş Milletler merkezinde harita üzerinde Türk tugayının bulunduğu yere çarpı işareti kondu. Japon ve Amerikan radyoları birliğin imha edildiğini duyurmaya başladı.
.
.
Oysa çemberin içinde bambaşka bir manzara vardı.
Amerikalı subay Anthony Herbert o sırada Türk askerleriyle birlikte kuşatma altındaydı. Daha önce böyle bir durum yaşamamıştı. Dilini bilmediği, kültürünü tanımadığı bir birlikle ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Sonradan yazdığı anılarında, o anki gerginliğini açıkça itiraf edecekti. Fakat Türk askerlerinin tavrı onu şaşkına çevirmişti.
Herbert’e göre Türkler olağanüstü sakindi. Sanki çevreleri tamamen düşmanla sarılı değilmiş gibi… Nereye dönseler hedef vardı. Sabah olduğunda cephane azalmıştı. Bunun üzerine süngüler takıldı.
Herbert, Türk hattının yön değiştirdiğini ve bir anda ileri atıldığını anlatır. O an, Kore Savaşı’nın en etkili süngü hücumlarından biri başladı. Türk askerleri göğüs göğüse çarpışarak çemberi yardı. Herbert daha sonra şu cümleyi yazacaktı: “Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan, onları kuşatanlardır.”
Üç gün üç gece süren çatışmalar boyunca Türk tugayı defalarca kuşatıldı, her seferinde çemberi yararak çıktı. Bir noktada askerler ses çıkarmamak için ayakkabılarını çıkarıp ellerine aldı. Süngüler karanlıkta parlamasın diye üzerlerine bez sardılar. Disiplin, soğukkanlılık ve liderlik… Bu üç unsur, imkânsız görüneni mümkün kıldı.
Sonunda Tahsin Yazıcı’dan gelen mesaj cephe merkezine ulaştı: “Çemberi yardık. Cepheye ekmek gönderin, görev verin.”
Haritadan silindiği düşünülen bir birlik görev talep ediyordu.
Türk tugayının kayıpları ağırdı. Yüzlerce şehit ve yaralı… Ancak kazandırdığı zaman hayatiydi. Türklerin direnişi sayesinde Amerikan 8. Ordusu ve diğer birlikler kuşatılmaktan kurtuldu. Kunuri’de kazanılan o üç gün, on binlerce askerin hayatını kurtardı.
Birkaç hafta önce Türk askerlerinin savaş kapasitesinden şüphe eden komutanlar şimdi farklı konuşuyordu. 8. Ordu Komutanı General Walton Walker, Türk askerlerine madalya takarken onların kahramanlığını övdü. MacArthur ise ziyareti sırasında Türkler için “kahramanlar kahramanı” ifadesini kullandı.
Kunuri’den sonra Türk tugayı bir kez daha kendini kanıtladı. Ocak 1951’de Kumyangjang-ni Muharebesi’nde sayıca üstün Çin birliklerine karşı taarruza geçti. Stratejik tepeler ele geçirildi. Bu başarı, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Seul yolunu açtı.
Savaş üç yıl sürdü. Türkiye toplamda dört tugay gönderdi. 21.000’den fazla Türk askeri Kore’de görev yaptı. 721 şehit verildi. 2.000’den fazla asker yaralandı. 234 asker esir düştü ve savaş sonunda tamamı yurda döndü.
Bugün Güney Kore’nin Busan kentindeki Birleşmiş Milletler Anıt Mezarlığı’nda yüzlerce Türk askeri yatıyor. Kore halkı Türkleri hâlâ “kan kardeşi” olarak anıyor. Türk askerleri savaş sırasında yetim çocuklar için okul inşa eden tek birlik oldu. Süleyman Dilbirliği’nin küçük Ayla’yı sahiplenişi, yıllar sonra beyaz perdeye taşındı ve iki halk arasındaki bağın sembolü haline geldi.
1950 Kasım’ında “eğitimsiz ve deneyimsiz” diye nitelenen o Anadolu çocukları, birkaç gün içinde tarihin akışını değiştirmişti. Kunuri’de yazılan destan, sadece bir askeri başarı değil; cesaretin, fedakârlığın ve inancın hikâyesiydi.
Ve belki de en doğru sözü, çemberin içinde onlarla birlikte süngü hücumuna kalkan Anthony Herbert söylemişti:
“Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan, onları kuşatanlardır.”
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






