Anne, ikizlerin doğumda ölen bebeklerle birlikte gömülmesini istedi. Ancak baba, bebeklerden birinde

.

Gözyaşıyla Başlayan Sır

Nevşehir Devlet Hastanesi’nin uzun, soğuk ve yankılı koridorları o gece her zamankinden daha ürkütücüydü. Florasan ışıkların titrek aydınlığı, duvarlara sinmiş acıyı daha görünür kılıyor, sessizlik ise insanın içine işleyen bir ağırlık taşıyordu.

Fatma ve Mehmet için bu gece hayatlarının en mutlu anı olmalıydı.

Altı yıl boyunca sabırla bekledikleri, sayısız tedavi ve dua ile umut ettikleri ikiz bebekleri nihayet dünyaya gelecekti.

Ama kaderin onlar için hazırladığı şey bambaşkaydı.

Doğum odasının kapısı açıldığında, Mehmet’in kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. İçeri giren doktorun yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

“Üzgünüm…” dedi başhekim Kemal Bey, gözlüğünü düzeltirken. “İkisi de doğum sırasında hayatını kaybetti.”

Bu sözler Mehmet’in zihninde yankılandı.

İkisi de…

Hayatını bir anda paramparça eden iki kelime.

Odaya girip beyaz battaniyelere sarılı iki küçük bedeni gördüğünde, zaman onun için durdu. Hayalleri, umutları, gelecek planları… hepsi o anda yok olmuştu.

Ama Mehmet’i asıl sarsan şey bu değildi.

Fatma’nın tepkisiydi.

Ne ağladı…

Ne bağırdı…

Ne de tek bir çığlık attı.

Sadece yorgun gözlerini Mehmet’e çevirdi ve fısıldadı:

“Eğer ölürsem… beni onlarla birlikte göm.”

Bu sözler Mehmet’in içine bir korku tohumu ekti.

Bu sadece bir annenin acısı mıydı?

Yoksa Fatma bir şey mi biliyordu?


Şüpheyle Başlayan Gece

O gece Mehmet uyuyamadı.

Hastanenin karanlık koridorlarında dolaşırken içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu. Bir şeyler yanlıştı. Her şey fazla hızlı, fazla düzenliydi.

Ve sonra…

Dayanamayıp yeni doğan yoğun bakım ünitesine girdi.

İkizleri yan yana yatıyordu.

Küçük, hareketsiz bedenler…

Ama Mehmet tam oğluna eğildiğinde bir şey fark etti.

Gözünün kenarında küçük bir parıltı vardı.

Bir damla.

Gözyaşı mıydı bu?

Yoksa sadece ışığın oyunu mu?

Kalbi hızlandı.

Parmağını uzatıp dokunmak istedi…

Ama kapı aniden açıldı.

“Beyefendi! Burada ne yapıyorsunuz?”

Sert bir hemşire onu dışarı çıkardı.

“Travma sonrası halüsinasyon görmeniz normal,” dedi. “Bebekleriniz artık yok.”

Ama Mehmet içindeki sese kulak veriyordu.

Hayır.

Gördüğü şey gerçekti.


Kayıp Bebek

Ertesi gün Mehmet hastanenin morguna gitmek istedi.

Ama güvenlik görevlisi onu durdurdu.

“Burada sadece bir bebek kaydı var.”

Mehmet dondu kaldı.

“Ne demek bir? İkizlerdi onlar!”

Görevli listeyi tekrar kontrol etti.

“Hayır. Sadece bir bebek.”

İşte o an her şey değişti.

Bu bir hata değildi.

Bir şey gizleniyordu.


Gerçeğin İlk Parçası

Mehmet, hastanede çalışan eski arkadaşı hemşire Zeynep’e ulaştı.

Gece gizlice hastaneye girdiler.

Bilgisayar kayıtlarını incelediler.

Hamilelik sürecinde her şey açıktı:

İkiz gebelik.

Ama doğum raporunda…

Sadece bir bebek vardı.

Bu imkânsızdı.

Zeynep fısıldadı:

“Bir bebek kaybolamaz…”

Mehmet’in cevabı soğuktu:

“Kaybolmadı… alındı.”


İtiraf

Doğumu yapan doktor Ahmet’i buldular.

Adamın yüzü suçlulukla doluydu.

Ve sonunda itiraf etti:

“Evet… iki bebek doğdu.”

Mehmet’in kalbi duracak gibi oldu.

“Peki kızım nerede?”

Doktor başını eğdi.

“Yaşıyordu… ama bize ölü dememiz emredildi.”

“Kim verdi bu emri?”

“Yönetim…”

O an Mehmet’in dünyası yıkıldı.

Kızı yaşamıştı.

Ama ondan alınmıştı.


Fatma’nın Sırrı

Fatma uyandığında Mehmet’e bir şey söyledi:

“Doğum sırasında bir şey duydum…”

“Neydi?”

“Bir doktor ‘Bu bebek özel’ dedi. Sonra biri ‘Onu üçüncü kata götürün’ dedi.”

Artık her şey netleşiyordu.

Kızları yaşıyordu.

Ve hastanenin içinde bir yerde tutuluyordu.


B6 Odası

Mehmet üçüncü kata çıktı.

B6 odasını buldu.

Kapı kilitliydi.

Ama içeriden konuşmalar duydu:

“Bu çocuk bir mucize…”

“Genetik olarak eşsiz…”

“Ankara’dan ekip geliyor…”

Mehmet’in kanı dondu.

Kızını bir deney nesnesine çevirmişlerdi.


Karşılaşma

Kapı açıldığında Mehmet içeri daldı.

Ve onu gördü.

Küçük kızını…

Yaşıyordu.

Küvezin içinde, gözleri açık, annesini arıyordu.

Fatma içeri girdiğinde bebek aniden sakinleşti.

Monitörler normale döndü.

Doktorlar şoktaydı.

“Bu mümkün değil…” dediler.

Ama gerçek ortadaydı.

Anne ile bebek arasında açıklanamaz bir bağ vardı.

.
.

Karanlık Gerçek

Hastane müdürü içeri girdi.

“Bu bebek devlet korumasında,” dedi.

“Ulusal Genetik Araştırma Projesi kapsamında.”

Fatma bağırdı:

“O benim kızım!”

Ama müdür soğuktu:

“Bu çocuk artık bir araştırma vakası.”


Kaçış

Bir kadın — Esin — onlara yardım etti.

“Buradan çıkmalısınız,” dedi.

Onları hastanenin alt katına götürdü.

Morga…

Ama orada gördükleri şey daha da korkunçtu.

Bir kız çocuğu…

3-4 yaşlarında…

Ama ne yaşıyordu ne ölüydü.

Gözleri açıktı.

Ve karnında aynı işaret vardı.

Ay şeklinde bir doğum lekesi.

Fatma’nın da aynı işareti vardı.

Ve…

Bebeklerinde de.


İmkânsız Gerçek

DNA sonuçları ortaya çıktı.

İki çocuk…

Aynıydı.

Tamamen aynı.

Ne ikiz…

Ne kardeş…

Aynı kişi.

Farklı zamanlarda.


Sonuç

Mehmet artık gerçeği anlamıştı.

Bu sadece bir hastane skandalı değildi.

Bu…

Zamanın kendisiyle oynanan bir deneydi.

Ve onların kızları…

Bu deneyin merkezindeydi.

Fatma bebeğini kucağına aldı.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Kim olursan ol…” dedi.

“Hangi zamandan gelirsen gel…”

“Sen benim kızımsın.”

Ve o an…

Bebek gözlerini açtı.

Ve sanki her şeyi biliyormuş gibi…

Gülümsedi.


SON