“Babam Bacaklarını Onarabilir” Dedi Çocuk Felçli Milyardere — O Güldü

.

“Babam Bacaklarını Onarabilir” Dedi Çocuk Felçli Milyardere — O Güldü

İstanbul’da yağmurlu bir Ekim sabahıydı. Nişantaşı’nın zarif sokakları gri bulutların altında ağır ağır nefes alıyordu. Ağaçlardan düşen yapraklar kaldırım taşlarına yapışmış, şehir sanki kendi içine kapanmıştı. Nişantaşı’nın en lüks özel hastanelerinden birinin en üst katında, geniş camlı özel bir odada Elif Yılmaz tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.

Elif Yılmaz kırk yaşındaydı. Türkiye sağlık sektörünün en güçlü kadınlarından biri olarak anılıyordu. Kurucusu ve sahibi olduğu Yılmaz Medical Group, Türkiye genelinde on bir özel kliniğe sahipti. İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’daki merkezlerinde yüz elli doktor, dört yüzü aşkın personel çalışıyordu. Yıllık cirosu elli milyon euroyu aşıyordu.

Ama Elif, beş yıldır yürüyemiyordu.

Beş yıl önce, bir sonbahar gecesi Ankara’daki bir tıp konferansından İstanbul’a dönüyordu. Son model BMW X5’i, tüm güvenlik sistemleriyle donatılmıştı. Ancak yağmur, yorgunluk ve bir kamyon şoförünün direksiyon başında uyuyakalması her şeyi değiştirmişti. TEM Otoyolu’nda kamyon sinyalsiz şekilde şeridine girmişti. Elif sadece çığlık atmaya vakit bulabilmişti.

Çarpma korkunçtu. Araç üç kez takla atmış, otoyolun ortasında hurdaya dönmüştü.

Elif hayatta kalmıştı ama omuriliği ağır hasar almıştı. Sinir dokuları kopmuş, belden aşağısı felç kalmıştı. Türkiye’nin en iyi nöroşirürjiyenleri, ardından Almanya ve İsviçre’deki uzmanlar, hatta Amerika’daki deneysel klinikler… Aylar süren ameliyatlar, rehabilitasyonlar, milyonlarca euro harcanan tedaviler… Sonuç hep aynıydı:

“Asla yürüyemeyecek.”

Elif’in parayla satın alamadığı tek şey buydu: Ayağa kalkabilmek.

Babam Bacaklarını Onarabilir” Dedi Çocuk Felçli Milyardere — O Güldü -  YouTube

Nişantaşı’ndaki dairesi tamamen engelliler için yeniden tasarlanmıştı. Kapılar genişletilmiş, zeminler eşiksiz yapılmış, özel asansör doğrudan evine açılıyordu. Günün her saati ulaşabileceği doktorları, haftada beş gün gelen fizyoterapistleri vardı.

Ama geceleri, Boğaz’a bakan camın önünde tek başına kaldığında hissettiği şey boşluktu.

Kocası kazadan bir yıl sonra ayrılmıştı.

— “Başa çıkamıyorum,” demişti.

Elif onu suçlamamıştı. Hayat bazen bazı insanlara ağır gelirdi.

Bir Aralık akşamı, İstanbul kar altındayken Elif yine yalnızdı. Tam o sırada, kontrol muayenesi için geldiği Nişantaşı kliniğinde beklenmedik bir şey oldu.

Kapı açıldı.

İçeri sekiz yaşlarında bir çocuk girdi.

Üzerinde büyük gelen bir eşofman, solmuş bir futbol takımı logolu sweatshirt vardı. Saçları dağınıktı, yanakları koşmaktan kızarmıştı. Elif şaşkınlıkla baktı.

— “Özür dilerim hanımefendi,” dedi çocuk utangaçça. “Annemi arıyorum.”

Elif yumuşak bir sesle sordu:

— “Annen burada mı çalışıyor?”

— “Evet. Gece vardiyasında temizlik yapıyor.”

Çocuk, Elif’in tekerlekli sandalyesine baktı. Acıma yoktu bakışlarında, sadece saf bir merak.

— “Yürüyemiyor musunuz?”

— “Hayır.”

— “Neden?”

— “Bir kaza geçirdim.”

Çocuk bir an düşündü. Sonra Elif’in hayatını değiştirecek o cümleyi söyledi:

“Babam senin bacaklarını tamir edebilir.”

Elif önce ne diyeceğini bilemedi. Sonra güldü.

Acı, yorgun bir gülüş… Umudunu çoktan kaybetmiş bir kadının gülüşüydü bu.

— “Baban doktor mu?”

— “Hayır. Ama o her şeyi tamir eder. İnsanları da.”

Elif cevap veremeden, mavi temizlikçi üniforması giymiş bir kadın içeri girdi. Yusuf’un annesiydi. Defalarca özür dileyerek çocuğu alıp çıktı.

Ama Yusuf’un sözleri odada kaldı:

“Hiçbir şey tamamen kırık değildir. İnsanlar denemeyi bırakır.”

Elif günlerce bu cümleyi unutamadı.

İki hafta sonra kliniğe tekrar geldiğinde Yusuf’un annesini gördü ve dayanamadı.

— “Oğlun… babasının bacaklarımı tamir edebileceğini söylemişti.”

Kadın utandı ama sonunda anlattı. Eşi Kemal, resmi eğitimi olmayan bir fizyoterapistti. İnsanlara evlerinde yardım ediyordu. Doktorların umudu kestiği vakalarla çalışıyordu.

Elif ilk kez mantığıyla açıklayamayacağı bir karar verdi.

— “Adresinizi verin.”

Üç gün sonra Elif Yılmaz, taksiyle Tarla Başı’ndaki mütevazı bir apartmanın önündeydi. Küçük, sade bir daire… Kapıyı açan adam, Kemal’di.

— “Yapabilir miyim bilmiyorum,” dedi sakinlikle. “Ama deneyebilirim.”

Ve Elif kabul etti.

Seanslar haftalarca sürdü. Aylar geçti. Umut yok gibiydi. Ta ki bir gün Elif bacağında karıncalanma hissedene kadar…

Sonra bir parmak oynadı.

Sonra bir kas kasıldı.

Bir yıl sonra Elif ayağa kalktı.

İki yıl sonra yürümeye başladı.

Ama asıl değişim Elif’in bacaklarında değil, kalbindeydi.

Kliniklerini yeniden yapılandırdı. Ücretsiz tedavi birimleri açtı. Kemal’i danışman yaptı. Paranın değil, insanın önemli olduğu bir sistem kurdu.

Yıllar sonra Elif bastonsuz yürüyordu.

Yusuf büyümüştü. Doktor olmak istiyordu.

Elif bazen o ilk güne dönüyordu. Küçük bir çocuğun, imkânsızı bu kadar kolay söylemesine…

Ve gülümsüyordu.

Çünkü en büyük engelin felç değil, umutsuzluk olduğunu artık biliyordu.

.
.