Beş Mercedes Kamyon Alacağım” Dedi Yırtık Pırtık Adam. Herkes Güldü. Büyük Bir Hata Yaptılar!

1. Bölüm: Cam Kulelerin Gölgesinde Bir Yabancı

İstanbul Maslak… Burası, paranın nabzının attığı, çelik ve camdan kulelerin gökyüzünü deldiği bir modern zaman krallığıydı. Ağustos sıcağı, Büyükdere Caddesi’nin asfaltını eritirken, klimalı ofislerinde oturanlar için hayat sadece sayılardan ve prestijden ibaretti. 32 dereceye ulaşan sıcaklıkta, lüks araçların motorlarından çıkan ısı havayı titretiyordu.

Bu lüksün tam kalbinde, güneşin altında dev bir elmas gibi parlayan Mercedes-Benz bayisi duruyordu. İçerisi deri kokusu, pahalı parfümler ve 20 bin liralık makinelerden çıkan espresso aromasıyla doluydu. Satış temsilcileri Aylin, Kemal, Murat, Cem ve Burak için dünya ikiye ayrılırdı: Satın alma gücü olanlar ve zaman çalanlar.

Aylin Yılmaz, 28 yaşında, Boğaziçi mezunu bir resepsiyonistti. Bileğindeki Cartier saatiyle gelen müşteriyi üç saniyede analiz ederdi. Ayakkabıdaki deri kalitesi, saatin orijinalliği ve dik duruş… Onun için insanın değeri bunlarla ölçülürdü.

Tam saat 14:23’te, bu steril dünyaya bir “yabancı” girdi.

2. Bölüm: Yırtık Ayakkabılı Bir Dev

Galerinin otomatik kapıları tıslayarak açıldığında içeri giren adam, Maslak’ın dokusuna tamamen aykırıydı. 70 yaşlarındaki bu adamın üzerinde yırtık yeşil bir ceket, dirseklerinde kaba yamalar ve belinde eski bir kemerle tutturulmuş bol bir pantolon vardı. Ama en çok dikkat çeken şey ayakkabılarıydı; tabanı açılmış, bağcıkları solmuş, yılların çamurunu ve tozunu üzerinde taşıyan kahverengi bir çift ayakkabı…

Elinde lastikle tutturulmuş sarı bir karton dosya vardı. Yüzü güneşten kavrulmuş, elleri ise ağır işlerde çalışmaktan nasır tutmuştu. İçeriye toprak ve eski tütün kokusu yayılmıştı.

Aylin, bilgisayarından başını kaldırdığında yüzü anında asıldı. “Yine bir evsiz sıcak yer arıyor,” diye düşündü. Satış temsilcilerine “Şunu dışarı atın” dercesine bir bakış fırlattı.

Murat ve Cem, bir AMG GT’nin yanında durmuş, adamın yırtık ayakkabılarını parmakla göstererek fısıldaşıp gülmeye başladılar. Adam onlara aldırmadı; mermer zeminde gıcırdayan ayakkabılarıyla en büyük kamyonun, 620 bin liralık bir dev olan siyah Aktros’un yanına gitti. Ona bir müzede nadide bir parçaya bakar gibi hayranlıkla dokundu.

3. Bölüm: Kibrin Tokadı

Galerinin en yaşlı satıcısı Kemal Demir, istemeyerek de olsa adama yaklaştı. Sesi buz gibiydi: “Yardımcı olabilir miyim?”

Yaşlı adam, soluk mavi gözlerini Kemal’e dikti. Sesi tozluydu ama titrek değildi: “Kamyon almak istiyorum. Beş tane. Bunun aynısından.”

O an galeri sessizliğe gömüldü, ardından Murat’ın alaycı kahkahası duyuldu. Kemal, gülmemek için dudaklarını sıktı. “Beyefendi, bir tanesi yarım milyondan fazla. Beş tanesi 2,5 milyon eder. Sizin bütçeniz var mı?”

Yaşlı adam sakin bir güvenle yanıtladı: “Param var.”

Burak Arslan, bir sirk seyircisi gibi yaklaştı: “Beyefendi burası bakkal değil, Mercedes bayisi. Yanlış geldiniz herhalde, hurdalık aşağı mahallede!”

Tam o sırada, cam ofisinden sahneyi izleyen Müdür Kerem Özdemir dışarı çıktı. Rolex saatini düzelterek yaşlı adamın önünde durdu. “Burası ciddi iş adamları içindir beyefendi. Sosyal yardım merkezi değil. Lütfen güvenliği çağırmama gerek kalmadan burayı terk edin.”

Yaşlı adamın gözlerinde öfke yoktu, sadece derin bir hayal kırıklığı vardı. Bir kez başını salladı, arkasını döndü ve çıktı. Arkasından “Dilencilere giriş yasaktır tabelası asmalıyız” diyenlerin kahkahalarını duyabiliyordu.

4. Bölüm: Ahmet Yılmaz’ın Gizli Tarihi

O adamın adı Ahmet Yılmaz’dı. Ve o küçümsenen karton dosyanın içinde 23 milyon 400 bin liralık banka dökümü vardı.

Ahmet, Kayseri’nin en fakir köyünde doğmuş, 12 yaşında çalışmaya başlamıştı. 50 yıl boyunca ne sigara içmiş, ne kumar oynamıştı. Tasarruf ettiği her kuruşla arsalar almış, binalar onarmış ve dev bir servet biriktirmişti. Birkaç hafta önce doktoru dördüncü evre kanser olduğunu söylemişti. Ahmet, ölmeden önce bir hayalini gerçekleştirmek istiyordu: Kendi gibi çalışkan ama imkanı olmayan gençler için bir nakliye şirketi kurmak. Onlara beş kamyon verecek, işi öğretecek ve hayata tutunmalarını sağlayacaktı.

Maslak’tan kovulduktan sonra parkta bir banka oturdu. Ağlamadı. Sadece bu insanların kibrine acıdı. Pes etmedi. Diğer galerileri gezdi ama her yerde aynı muameleyi gördü. Takım elbisesi olmayana insan muamelesi yapılmıyordu.

Ertesi gün, Bahçelievler yakınındaki daha küçük bir galeriye, “Otto Partner”e gitti.

5. Bölüm: Elif’in Farkı ve Büyük Ders

Otto Partner’da masada oturan Elif, sadece 6 aydır bu işi yapıyordu. O da fakir bir köyden gelmişti, akşamları üniversiteye gidiyordu. Ahmet içeri girdiğinde Elif ayağa kalktı ve samimiyetle gülümsedi: “Hoş geldiniz beyefendi, size nasıl yardımcı olabilirim?”

Ahmet şüpheyle sordu: “Kamyon alacağım, beş tane Aktros. Satacak mısın bana?”

Elif hiç istifini bozmadı: “Tabii ki, lütfen oturun. Detayları konuşalım.”

Elif ona çay ikram etti, modelleri anlattı, gençlere iş kurma hayalini dinledi ve hayran kaldı. Ahmet dosyayı açıp banka dökümünü masaya bıraktığında Elif şok oldu. 23 milyon lira! Hemen müdürü Gökhan Bey’i çağırdı. Bir saat içinde Ahmet, 3,2 milyon liralık nakit sözleşmeyi imzaladı.

Bu devasa satış haberi kısa sürede Mercedes-Benz Türkiye merkezine ulaştı. Bölge Müdürü Mehmet Kılıç, Maslak’taki Kerem’i aradı.

“Kerem, dün yaşlı, hırpani bir adamı galeriden kovmuşsun doğru mu?”

Kerem alayla cevap verdi: “Evet efendim, bir dilenci gelip kamyon sormuştu, attık dışarı.”

Mehmet Kılıç’ın sesi buz kesti: “O dilenci az önce Bahçelievler’deki bayiden 5 kamyon nakit aldı. Ve 20 milyonluk daha yatırım planlıyor. Senin kibrin yüzünden bu galerinin ‘Premium Partner’ statüsünü bugün itibariyle iptal ediyorum. Artık o lüks primleri rüyanda görürsün.”

Son Söz: Gerçek Zenginlik

Bir ay sonra Ahmet Yılmaz, “Şans Nakliye” şirketini açtı. Beş dev Aktros, Ahmet’in seçtiği beş dürüst genç tarafından sürülüyordu. Elif, şirketin operasyon müdürü oldu.

Maslak’taki galeride ise satış temsilcileri artık birbirlerinin yüzüne bakamıyordu. Çünkü kaybettikleri sadece komisyon değil, bir insanın onuruydu.

Ahmet Yılmaz bir yıl sonra huzur içinde öldü. Ama arkasında on genç insana umut, dürüst bir iş ve tüm Türkiye’nin dilinden düşmeyecek bir hikaye bıraktı.

Unutmayın: Zenginlik takım elbise giymez ve saygı hiçbir şeye mal olmaz; ama yokluğu her şeye mal olabilir.

Adalet ve dürüstlük dolu bir dünya dileğiyle…