Beyaz Trençkotlu O Gizemli Kız: Bir Tokatla Devlet Sırları Ortaya Döküldü
.
.
.
İstanbul’un üzerine çöken kurşuni bulutlar öğleden sonrayı akşam karanlığına çevirmişti. Yağmur göğü yararcasına yağıyor, rüzgâr Barbaros Bulvarı boyunca uzanan ağaçların dallarını savuruyordu. Trafik neredeyse kilitlenmişti; korna sesleri, sileceklerin tekdüze ritmi ve insanların telaşlı bakışları birbirine karışıyordu. Herkes yaklaşan fırtınadan kaçıp güvenli bir yere sığınmanın derdindeydi.
Bu keşmekeşin ortasında parlak siyah bir araç sinyal vererek yavaşça sağa yanaştı. Direksiyonun başındaki genç kadın beyaz bir trençkot giymişti. Saçlarını ensesinde sıkı bir topuz yapmıştı; yüzü sade, makyajsızdı ama gözlerindeki yorgunluk derindi. Günlerdir tam anlamıyla uyumamış gibiydi.
Adı Elif Aydın’dı. Onu dışarıdan görenler için sıradan, hatta belki de varlıklı bir ailenin kızı gibi görünüyordu. Oysa Elif, devletin en gizli birimlerinden birinde saha personeli olarak görev yapıyordu. Kimliği, görevi ve ailesi hakkında bildikleri son derece sınırlıydı. Babası Kenan Demir, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın en kritik operasyonlarını yöneten isimlerden biriydi. Ancak bu bilgi, devletin en üst kademeleri dışında kimsenin erişimine açık değildi.
Elif’in altındaki araç lüks sayılabilecek bir modeldi ama o bunu bir gösteriş aracı olarak görmüyordu. Görevi gereği zaman zaman dikkat çekmemesi, zaman zaman da dikkat çekmesi gerekiyordu. Bugün sıradan bir vatandaş gibi görünmesi gereken bir gündü. Yağmur o kadar şiddetliydi ki görüş mesafesi neredeyse sıfıra inmişti. Elif yolu daha net görebilmek için camını bir parmak araladı.
Tam o anda keskin bir düdük sesi duyuldu.
Yakındaki kontrol noktasından bir trafik polisi hızla yola atladı ve elindeki copu kaldırarak dur işareti verdi. Elif frene bastı. Araç kaygan asfaltta hafifçe savruldu ama hemen toparlandı.
Polis memuru Murat Sönmez’di. Görev yaptığı bölgede sert mizacıyla tanınırdı. Gücünü sonuna kadar kullanmayı seven, otoritesinin sorgulanmasına tahammülü olmayan biriydi. Çevredeki esnaf onun için hep aynı şeyi söylerdi: Güçsüz gördüğüne karşı aslan kesilir, güçlü gördüğüne karşı ise bir anda yumuşardı.
Murat yağmur altında araca yaklaştı. Üniforması sırılsıklamdı. Elif camı biraz daha indirdi.
“Buyurun memur bey, bir sorun mu var?” diye sordu sakin bir sesle.
Murat gözlerini Elif’in yüzünde gezdirdi, ardından aracın içine baktı. Abartılı bir takı yoktu, gösterişli bir kıyafet yoktu. Yüzünde yorgun ama sakin bir ifade vardı.
“Şerit ihlali yaptınız,” dedi sertçe. “Tabelayı görmüyor musunuz?”

Elif kaşlarını hafifçe çattı. “Şeridimde olduğumu sanıyordum. Eğer bir hata yaptıysam, nerede olduğunu gösterebilir misiniz?”
Bu soru Murat’ın hoşuna gitmedi. Ona göre bu, itiraz demekti. Dişlerini sıktı, cama biraz daha yaklaştı.
“Ben hatalısın diyorsam hatalısın. Uzatma. Ruhsatını ve ehliyetini ver.”
Elif sabrını koruyarak konuştu. “Size karşı gelmiyorum. Sadece hatamı anlamak istiyorum.”
Cümlesini bitiremeden Murat’ın eli havada yükseldi ve bir an sonra Elif’in yanağında sert bir tokat olarak patladı.
Yağmurun sesi bile o an sustu sanki.
Elif’in başı yana savruldu. Yanağı anında kızardı, gözleri dolmadı ama içindeki sarsıntı yüzüne yansıdı. Çevredeki birkaç kişi şok içinde bakakaldı. Kimse müdahale etmedi.
Murat eğilip dişlerinin arasından tısladı. “Şimdi anladın mı hatanı?”
Elif yavaşça yüzünü ona çevirdi. Gözlerinde korku yoktu. Sadece buz gibi bir sakinlik vardı.
“Çok büyük bir hata yaptınız,” dedi alçak ama net bir sesle. “Ve bunun sonuçları olacak.”
Murat alaycı bir kahkaha attı. “Kimsin sen?”
Elif cevap vermedi. Telefonunu çıkardı ve tek bir numarayı aradı.
“Baba,” dedi. “Barbaros Bulvarı ana kavşaktayım. Bir polis bana tokat attı.”
Hattın diğer ucundan sadece şu soru geldi: “İyi misin?”
“Elimden geleni yaptım,” dedi Elif.
“Beş dakika,” dedi babası ve telefonu kapattı.
Murat bu konuşmayı küçümseyerek izledi. Ama birkaç dakika sonra uzaktan gelen bir aracın sert fren sesi duyuldu. Siyah camlı bir araç hızla yaklaşıp durdu. İçinden orta yaşlı, sert bakışlı bir adam indi: Kenan Demir.
Yağmur altında ağır adımlarla Elif’in yanına yürüdü. Yanağındaki kızarıklığı gördüğünde gözlerinde kısa bir öfke parladı ama hemen kontrol altına aldı.
“İyi misin kızım?” diye sordu.
“Elimden geleni yaptım,” dedi Elif.
Kenan Demir başını salladı. Sonra ilk kez Murat’a baktı.
“Sen mi vurdun?” diye sordu.
Murat hâlâ meydan okur bir tavırla duruyordu. “Görevimi yaptım.”
Kenan Demir yanındaki görevliye dönerek kısa bir talimat verdi. Dakikalar içinde bölgedeki en üst düzey emniyet amirleri olay yerine gelmeye başladı. Siren sesleri yağmura karıştı.
Murat’ın yüzü yavaş yavaş solmaya başladı.
Kamera kayıtları incelendi. Tanık ifadeleri alındı. Elif’in karşı gelmediği, sadece soru sorduğu açıkça görüldü.
Trafik şube müdürü Murat’a döndü. “Bir vatandaşa sebepsiz yere tokat attın. Üstelik raporunda yalan söyledin.”
Murat’ın sesi titredi. “Ben onun kim olduğunu bilmiyordum.”
Kenan Demir soğuk bir ifadeyle konuştu: “Demek ki kim olduğunu bilseydin vurmazdın.”
Bu soru Murat’ı susturdu.
O gece Murat açığa alındı. Ancak mesele burada bitmedi. Yapılan incelemede Elif’in yürüttüğü görevin son derece hassas olduğu, kimliğinin ifşa olmasının aylarca süren bir operasyonu riske atabileceği anlaşıldı.
Ertesi gün üst düzey bir heyet karakola geldi. Kamera görüntüleri tekrar izlendi. Değerlendirme yapıldı.
Elif toplantıda söz aldı. “Ben ağır bir ceza istemiyorum,” dedi. “Hatasını kabul ediyorsa, ona kendini düzeltme şansı verin.”
Odadakiler şaşkınlıkla ona baktı.
Sonunda karar açıklandı: Murat Sönmez üç ay süreyle görevden uzaklaştırılacak, psikolojik değerlendirmeden geçirilecek ve saha görevinden alınacaktı. Disiplin süreci tamamlandıktan sonra masa başı bir birime atanacaktı.
Bu, ne en hafif ne de en ağır cezaydı. Ama bir ders niteliğindeydi.
Elif görevine devam etti. Artık uzaktan onu izleyen iki gizli personel vardı. Kimliği daha dikkatli korunacaktı.
Murat ise o tokadın sadece bir tokat olmadığını anladı. O tokat, kendi kibrine attığı bir imzaydı. Üniformanın arkasına saklanarak yaptığı her küçük haksızlığın aslında büyüyebileceğini geç de olsa kavradı.
İstanbul’da yağmur birkaç gün sonra dindi. Barbaros Bulvarı yine kalabalıktı. Kimse o kavşakta yaşananları bilmiyordu.
Ama bazı insanlar için hayat, tek bir anda değişmişti.
Ve Elif o günden sonra şunu hiç unutmadı:
Gerçek güç, sahip olunan makamda değil; o makamı nasıl taşıdığında saklıdır.
News
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi
Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Hikayesi . Tarihte Bir Yasal Boşluk: Liselotte Kraus’un Sessizliği Nisan 1938’de, Bavyera’nın küçük ve…
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu
Hemşire 1978’de Kayboldu — 30 Yıl Sonra Kimlik Kartı Ormanda Bulundu . . . 1978’DE KAYBOLAN HEMŞİRE: 30 YIL SONRA…
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek
1987’de Konya’da kaybolan hamile Aylin Demir vakası… 19 yıl sonra ortaya çıkan şok edici gerçek . Konya’da Kaybolan Bir Hayat:…
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı
2009’da yeni evli genç gelin kayboldu; 7 yıl sonra apartman görevlisinin şok itirafı ortaya çıktı . . . 2009’da Kaybolan…
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı
(Safranbolu, 2012) Dört kız kardeş aynı anda hamile kaldı — annelerinin tepkisi tüm ülkeyi ağlattı . . . Safranbolu’da Bir…
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti
1993, Kayseri’de: Fatma Demir iz bırakmadan kayboldu — 12 yıl sonra kocası her şeyi itiraf etti . . . 1993,…
End of content
No more pages to load






