Bir Generalin Orduda Gizlenen Skandalı Annesinin Ziyareti Her Şeyi Ortaya Çıkardı!

.

Bir Generalin Sessiz Öfkesi

1. Şırnak Yollarında

Şırnak’ın dağlık yolları kışın en sert yüzünü gösteriyordu.

Aralık ayının sonlarına doğru gri gökyüzü alçalmış, rüzgâr dağların arasında uğuldayarak esmeye başlamıştı. Yüksek tepelerin eteklerinde kar birikmişti. Soğuk hava, insanın kemiklerine kadar işleyen türdendi.

Kıvrımlı askeri yol boyunca ağır ağır ilerleyen koyu renkli zırhlı makam aracının motoru dışında hiçbir ses yoktu.

Aracın arka koltuğunda oturan kişi düşüncelere dalmıştı.

Tümgeneral Ayşe Yılmaz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en güçlü isimlerinden biriydi. Genelkurmay Personel Daire Başkanı olarak görev yapıyordu.

Bu makam sıradan değildi.

Orduda terfiler, atamalar, disiplin soruşturmaları…
Subayların kaderini belirleyen dosyalar onun masasından geçiyordu.

Omzundaki iki yıldız, sadece bir rütbe değil aynı zamanda devasa bir sorumluluktu.

Ama o anda Ayşe Yılmaz bir general gibi düşünmüyordu.

Bir anne gibi düşünüyordu.

Çünkü Şırnak’a gelişinin tek nedeni vardı.

Kızını görmek.

Üsteğmen Elif Yılmaz.

Elif annesinin soyadını taşımıyordu. Aile geçmişindeki karmaşık nedenlerden dolayı farklı bir soyadı kullanıyordu.

Ama aralarındaki bağ, soyadından çok daha güçlüydü.

Ayşe Yılmaz kızının askeri akademiyi kazandığı günü hatırladı.

O gün hem gurur duymuş hem de derinden korkmuştu.

Çünkü askeri hayatın ne kadar zor olduğunu herkesten iyi biliyordu.

Özellikle de sınır birliklerinde görev yapan genç bir kadın subay için.

Araç birliğin ana kapısına yaklaşırken nöbetçi askerler dikkat kesildi.

Lüks makam aracını görünce gerildiler.

Şoför koltuğundaki kıdemli başçavuş Metin Aslan kimliğini uzattı.

Nöbetçi kimliği okudu.

Bir saniye.

Sonra yüzü bembeyaz oldu.

Hemen esas duruşa geçti.

“Buyurun komutanım!”

Bariyer açıldı.

Ayşe Yılmaz aracı durdurmalarını istedi.

“Buradan sonrası yürüyelim.”

Aracın kapısını açtı.

Soğuk hava yüzüne çarptı.

Ve birkaç saniye sonra uzaktan biri yaklaştı.

Üzerinde kamuflaj üniforması vardı.

Genç bir subay.

Elif.

“Elif Yılmaz, emredersiniz komutanım!” diye tekmil verdi.

Ama annesi onun sesindeki titremeyi fark etti.

Ayşe Yılmaz yumuşak bir sesle konuştu.

“Komutan değilim şu anda… sadece annenim.”

Elif hafifçe gülümsedi.

Ama gözlerinin altındaki morluklar saklanamıyordu.

Ayşe Yılmaz bunu hemen fark etti.

“Uykusuz görünüyorsun.”

“Sınır birlikleri hep böyledir anne.”

Ama cevap yeterince ikna edici değildi.

Bir şeylerin ters olduğu belliydi.


2. Depo Arkasındaki Ses

Anne ve kız birliğin içinde yürümeye başladılar.

Ayşe Yılmaz özellikle kalabalık yerlerden uzak durmayı tercih etti.

Birliğin arka kısmına doğru yöneldi.

Orada eski depo binaları vardı.

Elif birden durdu.

“Anne… o tarafa gitmemize gerek yok.”

Ayşe Yılmaz kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Neden?”

“Sadece depo… sıkıcı bir yer.”

Ayşe Yılmaz içgüdülerine güvendi.

Yıllarca askerlerle çalışmış bir komutanın sezgileri vardı.

Bir şey saklanıyordu.

Araca döndüler.

Metin Başçavuş’a emir verdi.

“Depo bölgesine doğru ilerle.”

Araç yavaşça binanın arkasına döndü.

Ve o anda bir ses duyuldu.

Bir çarpma sesi.

Sonra bir inleme.

“Komutanım lütfen… yapmayın!”

Ayşe Yılmaz’ın yüzü bir anda değişti.

“Aracı durdur.”

Elif panikle konuştu.

“Anne lütfen gitmeyelim.”

Ama artık çok geçti.

Ayşe Yılmaz kapıyı açtı.

Ve gördüğü manzara kanını dondurdu.

Bir er diz çökmüş haldeydi.

Yüzü kan içindeydi.

İki kişi onu tekmeliyordu.

Bir yüzbaşı.

Bir başçavuş.

“Durun!” diye bağırdı Elif.

Aralarına girdi.

Ama yüzbaşı onu sertçe itti.

“Karışma Üsteğmen!”

Bu kişi Yüzbaşı Can Demir’di.

Yanındaki ise Başçavuş Murat Kaya.

Can Demir öfkeyle bağırdı.

“Bu çaylak haddini bilmiyor!”

Başçavuş Murat erin saçını tutarak güldü.

“Elif Üsteğmen yine kurtarıcı rolünde.”

O anda Can Demir Ayşe Yılmaz’ı fark etti.

Sivil bir kadın.

Lüks araç.

Ama kim olduğunu bilmiyordu.

“Hanımefendi burası askeri bölge.”

“Derhal buradan çıkın.”

Ayşe Yılmaz sakin bir sesle konuştu.

“Ben Üsteğmen Elif’in velisiyim.”

Can Demir alaycı bir kahkaha attı.

“Demek öyle…”

“Şimdi anlaşıldı.”

“Bu kızın niye bu kadar cesur olduğu.”

Başçavuş Murat da lafa karıştı.

“Kızınıza biraz terbiye verin.”

“Yoksa burada askerlik zor.”

Elif utançtan donmuştu.

Ama Ayşe Yılmaz tek kelime söylemeden arkasını döndü.

Arabaya yürüdü.

Can Demir öfkeyle bağırdı.

“Hey! Sana konuşuyorum!”

Arabanın camına vurdu.

“İn aşağı!”

Ayşe Yılmaz telefonunu çıkardı.

Ve bir numara çevirdi.

“Ben Tümgeneral Ayşe Yılmaz.”

“Şırnak 3. Kolordu Komutanı ile bağlantı kurun.”

Bir saniyelik sessizlik.

Sonra arabaya vuran yumruklar durdu.

Can Demir dondu.

Murat Kaya’nın yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü az önce hakaret ettikleri kişi…

Ordunun en güçlü generallerinden biriydi.


3. Kolordu Komutanının Gelişi

Beş dakika sonra motor sesleri duyuldu.

Bir konvoy hızla yaklaşıyordu.

Siyah makam araçları.

En öndeki araçtan bir adam indi.

Korgeneral Ali Rıza Soylu.

    Kolordu Komutanı.

Koşarak Ayşe Yılmaz’ın yanına geldi.

Tekmil verdi.

“Emredin paşam!”

Ayşe Yılmaz başıyla işaret etti.

“Şu iki kişi.”

İnzibat askerleri anında harekete geçti.

Can Demir ve Murat Kaya’nın kollarını bükerek kelepçelediler.

“Komutanım yanlış anlaşılma!” diye bağırdı Can Demir.

Ama kimse dinlemiyordu.

Yerdeki er kanlar içindeydi.

Ayşe Yılmaz diz çöktü.

“Adın ne evladım?”

“Murat Çelik komutanım…”

“Korkma.”

“Artık güvendesin.”

.
.

4. Gece Boyunca Soruşturma

O gece kolordu karargâhında kimse uyumadı.

Ayşe Yılmaz bütün dosyaları istedi.

Son üç yılın raporları.

Disiplin kayıtları.

Tanık ifadeleri.

Gerçekler korkunçtu.

Can Demir yıllardır zorbalık yapıyordu.

Babası emekli bir korgeneraldi.

Bu yüzden korunuyordu.

Murat Kaya ise erlerden para sızdırıyordu.

İkisi birlikte bütün suçları örtbas etmişti.

Ve Elif…

Onları rapor etmeye çalıştığı için hedef olmuştu.

Ayşe Yılmaz dosyayı kapattı.

“Bu iş burada bitmeyecek.”


5. Mahkeme

Birkaç hafta sonra askeri mahkeme başladı.

Salon doluydu.

Sanık sandalyesinde Can Demir ve Murat Kaya oturuyordu.

Avukatları güçlüydü.

Ama tanıklar daha güçlüydü.

Önce Elif konuştu.

Sonra Murat Çelik.

Her şeyi anlattılar.

Dayakları.

Tehditleri.

Hakaretleri.

Savcı ayağa kalktı.

“Bu bir disiplin meselesi değil.”

“Bu suçtur.”

Karar günü geldiğinde salon sessizdi.

Mahkeme başkanı dosyayı kapattı.

“Sanık Murat Kaya.”

“15 yıl hapis.”

Murat Kaya yere çöktü.

“Sanık Can Demir.”

“25 yıl hapis.”

Ve onursuz terhis.

Tokmak masaya vurdu.

Dava bitmişti.


6. Anne ve Kız

Mahkeme sonrası Ayşe Yılmaz kızının yanına geldi.

“Elif.”

“Evet anne.”

“Şimdi ne yapacaksın?”

Elif derin bir nefes aldı.

“Burada kalacağım.”

“Bu birliği yeniden ayağa kaldıracağız.”

Ayşe Yılmaz gülümsedi.

“İşte benim kızım.”

Dışarıda kar yağıyordu.

Şırnak’ın soğuk dağları sessizdi.

Ama o gün orada bir şey değişmişti.

Adalet.

Ve cesaret.


SON