BİR MİLYARDER KAPIYI AÇAR VE TERK EDİLMİŞ BİR KIZ ÇOCUĞUNU GÖRÜR — SÖYLEDİKLERİ KALBİNİ PARÇALAR…
.
.
.
Bir Milyarder Kapıyı Açtığında
Temmuz sabahlarının garip bir soğuğu vardır. Takvim yazı gösterse de, bazı sabahlar insanın içi kış gibi uyanır. Kemal Demirci için o sabah da öyleydi.
Malikanesinin yüksek tavanlı yatak odasında gözlerini açtığında, üç yıldır her sabah hissettiği aynı ağırlık göğsüne çöktü. Pelin’in yokluğu… Ne servet, ne iş başarısı, ne de yıllar içinde büyüttüğü tarım imparatorluğu bu boşluğu doldurabilmişti.
Saat altıyı biraz geçiyordu. Kemal her zamanki gibi kalktı, üzerini giydi ve mermer merdivenlerden sessizce aşağı indi. Zehra Hanım mutfakta çoktan uyanmış, kahveyi hazırlıyordu. Yirmi yıldır bu evde çalışan kadın, patronunun sessizliğini artık bir dil gibi öğrenmişti.
Kemal gazetelere göz gezdirirken kapı zili çaldı.
Saat yediyi on beş geçiyordu.
Bu evde o saatte kapı çalmazdı.
Kemal kaşlarını çattı. Zehra Hanım da şaşkındı. Caner, güvenlik işleri için dışarıdaydı. Evde yalnızdılar.
Kemal ağır adımlarla ana kapıya yöneldi. Kapının yanındaki ekranda bulanık bir görüntü vardı: yerde oturan küçük bir siluet.
Kapıyı açtığında kalbi, yıllardır unuttuğu bir ritmi hatırladı.
Kapının önünde, yıpranmış küçük bir bavulun yanında, sekiz yaşlarında bir kız çocuğu oturuyordu. Saçları dağınıktı, yüzünde kurumuş gözyaşları vardı. Üzerindeki elbise inceydi, ayakkabıları eskimişti. Küçük pembe sırt çantasını göğsüne bastırmıştı.
Kemal çömeldi.
“İyi misin?” diye sordu.
Kız başını kaldırdı. Yeşil gözleri, bir çocuğa ait olmaması gereken bir yorgunluk taşıyordu.
“Amca…” dedi titrek bir sesle.
“Annemizi kaybettiğimizde… bu acı bir gün geçer mi?”
Soru, Kemal’in kalbine bir bıçak gibi saplandı.
Bir süre cevap veremedi.
“Adın ne?” dedi sonunda.
“İdil.”
İdil, geceyi otogarda geçirdiğini anlattı. Güvenlik görevlilerinin onu kovduğunu. Bir otobüste tanıştığı kadının bu mahallede iyi insanların yaşadığını söylediğini. Bu yüzden sokak sokak yürüyüp bu evi bulduğunu…
Kemal onu içeri davet etti.
O an fark etmedi ama o kapıdan yalnız bir çocuk değil, kendi kaderi de içeri girmişti.

Bir Mektup, Bir Sır
Zehra Hanım İdil’e sıcak bir kahvaltı hazırladı. Kız her lokmada teşekkür ediyor, sanki yük olmamaya çalışıyordu. Kemal onu izlerken içindeki huzursuzluk artıyordu.
Bu çocuk…
Hareketleri…
Bakışı…
Tanıdıktı.
Öğleye doğru Zehra Hanım kızın eşyalarını yerleştirirken bir zarf buldu. Üzerinde Kemal’in adı yazıyordu.
Kemal yazıyı tanıdı.
Bu Pelin’in el yazısıydı.
Zarfı açtığında dünyası sarsıldı.
Pelin, yıllarca sakladığı bir sırrı anlatıyordu. Kemal’le tanışmadan önce, genç yaşta bir ilişki yaşamıştı. O ilişkiden bir kızı olmuştu: Deniz. Deniz büyümüş, anne olmuş, İdil dünyaya gelmişti.
Pelin hastalığını öğrendiğinde gerçeği açıklamaya cesaret edememişti. Ama bir şey olursa diye her şeyi planlamıştı.
İdil…
Pelin’in torunuydu.
Ve Pelin, Kemal’den tek bir şey istemişti:
“Eğer bir gün kapını çalarsa…
Lütfen onu benim sevdiğim gibi sev.”
Kemal mektubu defalarca okudu.
O gece ilk kez ağladı.
Tehlike
Ertesi gün Gülizar Doğancı çıkageldi. İdil’in kuzeni olduğunu iddia etti. Kızı almak istiyordu. Belgeleri eksikti, sözleri tutarsızdı.
İdil korkuyla Zehra Hanım’ın arkasına saklandı.
Kemal’in içgüdüleri bağırıyordu.
İdil fısıldadı:
“Onu tanımıyorum… annemden hep para sorardı…”
Avukat Nadir devreye girdi. Araştırma yapıldı. Gülizar’ın niyeti paraydı. Yetim bir çocuktan faydalanmak.
Gülizar gönderildi.
Ama bu son tehdit değildi.
Mahkeme
Biyolojik baba ortaya çıktı: Murat Aksoy.
Alkol sorunları, şiddet geçmişi, terk edilmiş bir çocuk daha…
İdil korkmadı.
Kemal’e baktı ve dedi ki:
“Ben zaten babamı buldum.”
Mahkemede İdil’in yazdığı mektup okundu:
“Beni seven bir babam var.
Onunla kalmak istiyorum.”
Hakim kararını verdi.
Velayet Kemal Demirci’nindi.
Bir Aile
İdil artık Demirci’ydi.
Zaman geçti.
Malikane değişti.
Sessizlik gitti.
Piyano sesi geldi.
Kahkahalar geldi.
İdil büyüdü. Müzik yaptı. Yardım etti. Hayaller kurdu.
Kemal yalnız değildi artık.
Bir akşam, bahçede Pelin’in anısına dikilen beyaz gülün altında otururken İdil sordu:
“Baba…
Sence kayıp acısı geçer mi?”
Kemal gülümsedi.
“Geçmez,” dedi.
“Ama sevgi…
Onunla yaşamayı öğretir.”
Ve o an, yıllar önce kapısında oturan küçük kızın sorusu nihayet cevabını buldu.
News
1998’de zengin bir aile, yüzündeki büyük bir ben yüzünden doğumdan hemen sonra bir bebeği terk etti.
1998’de zengin bir aile, yüzündeki büyük bir ben yüzünden doğumdan hemen sonra bir bebeği terk etti. . . . YÜZÜNDEKİ…
Dert Kutusundan Mahkemeye 707 Efsanesinin Vicdan İçin Kanunu Çiğneyişi
Dert Kutusundan Mahkemeye 707 Efsanesinin Vicdan İçin Kanunu Çiğneyişi . . Dert Kutusundan Mahkemeye: 707 Efsanesinin Vicdan İçin Kanunu Çiğneyişi…
Annemin yaşlı komşusu şöyle dedi: “Kocan, annen ve başka bir kadın bir şeyler çeviriyor. Dikkatli ol
Annemin yaşlı komşusu şöyle dedi: “Kocan, annen ve başka bir kadın bir şeyler çeviriyor. Dikkatli ol . . . “Kocan,…
Annem Bir Generaldi Askere Giden Oğlunu Ziyarete Geldiğinde
Annem Bir Generaldi Askere Giden Oğlunu Ziyarete Geldiğinde . Annem Bir Generaldi: Askere Giden Oğlunu Ziyarete Geldiğinde Aralık ayının son…
Mafya Babasının İkizleri Felçli Doğmuştu Ve Konuşamıyordu — Hizmetçiyi Öyle Görünce Dondu Kaldı
Mafya Babasının İkizleri Felçli Doğmuştu Ve Konuşamıyordu — Hizmetçiyi Öyle Görünce Dondu Kaldı . . Mafya Babasının İkizleri Felçli Doğmuştu…
पुलिस वाले ने की आर्मी ऑफिसर के साथ बदतमीजी! फिर DM ने बीच सड़क पर जो किया…
पुलिस वाले ने की आर्मी ऑफिसर के साथ बदतमीजी! फिर DM ने बीच सड़क पर जो किया… . . ….
End of content
No more pages to load






