Bir Taksi Şoförü 1992’de Kayboldu — 20 Yıl Sonra Dalgıçlar Ürpertici Bir Keşif Yaptı…

.
.
.

1992’de Kaybolan Taksi Şoförü — 20 Yıl Sonra Boğaz’ın Derinliklerinden Gelen Sessizlik

İstanbul’un geceleri hiçbir zaman tamamen uyumaz. Sokak lambalarının titrek ışığı, yağmurla ıslanmış asfaltın üzerinde yansırken şehir kendi sırlarını saklamaya devam eder. 16 Mayıs 1992 gecesi de diğer gecelerden farklı değildi… en azından başlangıçta.

Hayrettin Durmuş için o gün sıradan başlamıştı.


1. Bölüm: Sıradan Bir Günün Başlangıcı

Saat akşamüstü 16:45 civarında, Hayrettin evden çıkarken karısı Cemre’nin yanağına hafif bir öpücük kondurdu. İki odalı mütevazı evlerinde her şey her zamanki gibiydi. Küçük oğlu Selim camdan el sallıyor, büyük oğlu Nurettin ders çalışıyordu.

“Geç kalma baba,” dedi Selim.

Hayrettin gülümsedi.
“Her zamanki gibi dönerim.”

O hep dönerdi.

Yıllardır İstanbul sokaklarında taksicilik yapıyordu. Sessiz, güvenilir, rutinlerine bağlı bir adamdı. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi: Hayrettin sürpriz yapmazdı. Hayatı çizgilerle, saatlerle ve alışkanlıklarla örülmüştü.

Ama o gece… o çizgi kırılacaktı.


2. Bölüm: Son Yolcu

Hayrettin, İstiklal Caddesi’ndeki taksi durağından 157 numaralı sarı Şahin’ini aldı. Depoyu doldurdu, telsizi kontrol etti ve vardiyasına başladı.

Saatler ilerledikçe işler normal seyrinde devam etti. Yolcular, kısa mesafeler, birkaç sohbet… her şey alışıldık.

Ta ki saat 23:08’e kadar.

Karaköy’deki Kara Mercan meyhanesinin önünde telsizden bir çağrı geçti. Ama bu çağrı sistemde kayıtlı değildi. Bir “yoldan çevirme”ydi.

Güvenlik kamerası o anı kaydetti.

Görüntüde, koyu renk pardösülü, şapkalı bir adam taksiye yaklaşıyor. Yüzü gölgede. Kapıyı açıyor. Hiç tereddüt etmeden arka koltuğa oturuyor.

Hayrettin aynadan kısa bir bakış atıyor.

Sonra vites değişiyor.

Taksi geceye karışıyor.

Ve… bir daha asla görülmüyor.


3. Bölüm: Kayboluş

Sabah olduğunda Hayrettin eve dönmemişti.

Başta kimse panik yapmadı. Taksiciler bazen geç kalırdı. Araç arızalanır, müşteri uzar, gece uzardı.

Ama saatler günlere dönüştüğünde… sessizlik ağırlaşmaya başladı.

Cemre sabah erken saatlerde Emniyet’e başvurdu.

“Eşim böyle yapmaz,” dedi.
“Mutlaka bir şey oldu.”

Araştırma başladı. Ama hiçbir şey bulunamadı.

Ne bir kavga izi…
Ne bir kan lekesi…
Ne bir tanık…

Sadece… yokluk.


4. Bölüm: Terk Edilmiş Taksi

İki gün sonra taksi bulundu.

Sarayburnu Yat Limanı otoparkında.

Kapılar kilitsizdi. Camlar hafif aralıktı. İçerisi garip bir şekilde temizdi.

Ama bir şeyler yanlıştı.

Sürücü koltuğu Hayrettin’e göre fazla geriye itilmişti
Torpido karıştırılmıştı
Defteri kayıptı
Arka koltuk kemeri gerilmişti
İçeride tanımadığı sigara izleri vardı

Ama… en korkutucu şey şuydu:

Hiçbir mücadele izi yoktu.

Sanki… biri gelmiş… her şeyi yapmış… ve hiçbir iz bırakmadan gitmişti.


5. Bölüm: Sessizlik ve Unutuluş

Aylar geçti.

Sonra yıllar.

Tanıklar konuşmadı. İpuçları tükendi. Dosya soğudu.

Hayrettin Durmuş… unutuldu.

Ama Cemre unutmadı.

Her sabah pencereye onun fotoğrafını koydu.
Her gece kapı sesini dinledi.
Her bayram bir mum yaktı.

20 yıl boyunca…

Bekledi.


6. Bölüm: 2012 — Su Konuşmaya Başlıyor

2012 yılında, Boğaz’da bir temizlik projesi başlatıldı.

Dalgıçlar, Sarayburnu açıklarında dip taraması yapıyordu. Amaç sadece çöp toplamaktı.

Ta ki sonar cihazı bir şeye takılana kadar.

Büyük. Metal. Düz kenarlı.

Bir dalgıç aşağı indi.

Çamuru temizledi.

Sonra durdu.

“Bu bir tekne değil…” dedi telsizden.
“Bu… bir araba.”

Biraz daha temizlediler.

Sarı boya ortaya çıktı.

Ve o an herkes anladı.

Bu… bir taksiydi.


7. Bölüm: Yüzeye Çıkan Kabus

Ertesi gün ekip geri döndü.

Araç dikkatle yukarı çıkarıldı.

Paslı, çürümüş, ama hâlâ bütün.

Plaka okunuyordu:

34 AB 157

Hayrettin’in taksisi.

Kapılar zorla açıldı.

İçeride…

Bir iskelet vardı.

Sürücü koltuğunda.

Direksiyona yaslanmış.

Kolunda saat.

Parmağında yüzük.

Kimliği ayak ucunda.

Hayrettin… 20 yıl sonra bulunmuştu.

Ama artık sadece bir cesetti.


8. Bölüm: Gerçeğin Parçaları

Adli inceleme başladı.

Yeni bir soru doğdu:

Bu bir kaza mıydı?

Ama hayır.

Araç bilinçli şekilde suya bırakılmıştı
Camlar kırık değildi
Kapılar içeriden açılmamıştı
Koltuk pozisyonu değişmişti

Bu… bir cinayetti.


9. Bölüm: Son Yolcuya Dönüş

Eski dosyalar yeniden açıldı.

Dispatcher kayıtlarında bir isim bulundu:

“Mezarı”

Eksik yazılmıştı. Takma isimdi.

Ama bu tek ipucuydu.

Araştırma derinleşti.

Bir isim öne çıktı:

Mücahit Mezarı

1992’de Kara Mercan’da görülmüştü
Limanda çalışıyordu
Suç kayıtları vardı
Kaybolduktan sonra iz bırakmamıştı

Ve en önemlisi…

O gece oradaydı.


10. Bölüm: Karanlık Ağ

Tanıklar yıllar sonra konuşmaya başladı.

Bir barmen şunu söyledi:

“Birini ortadan kaldırabileceğini söylemişti.”

Bir liman işçisi:

“Elinde İngiliz anahtarıyla dolaşıyordu.”

Bir muhbir:

“Yanlış şeyleri duyan insanlar… kaybolurdu.”

Hayrettin… yanlış şeyi duymuştu.


11. Bölüm: Gerçek

O gece olanlar yavaş yavaş şekillendi.

Hayrettin yanlış bir yolcu aldı.

Bu yolcu… sıradan biri değildi.

Bir suç ağının parçasıydı.

Belki Hayrettin bir şey gördü.

Belki bir konuşma duydu.

Belki sadece yanlış yerdeydi.

Ama sonuç aynıydı:

Onun yaşamasına izin verilmedi.

Öldürüldü.

Taksisiyle birlikte suya atıldı.

Ve 20 yıl boyunca…

Sessizliğe gömüldü.


12. Bölüm: Son

Cemre, haberi aldığında ağlamadı.

Sadece şunu sordu:

“Emin misiniz?”

Evet.

Artık emindiler.

Hayrettin geri dönmüştü.

Ama… geç kalmıştı.


13. Bölüm: Boğaz Hâlâ Hatırlıyor

Bugün İstanbul hâlâ aynı.

Taksiler hâlâ gece çalışıyor.

Boğaz hâlâ akıyor.

Ama suyun altında…

Hâlâ hikâyeler var.

Bazıları hiç bulunmayacak.

Bazıları bekliyor.

Tıpkı Hayrettin gibi.

Çünkü bazı insanlar kaybolmaz…

Sadece…

gecikir.