Fakir Anne Düğünde Aşağılandı, Generaller Gelince Kim Olduğu Ortaya Çıktı!
.
.
BÖLÜM I
Ateş ve Gümüş
New York geceleri hiçbir zaman karanlık değildir. Işık sadece gökdelenlerin camlarında değil, insanların gözlerinde de yanar. Hırs, korku, açgözlülük ve umut… Hepsi neon gibi parlar.
O akşam New York City’nin kalbi olan Manhattan yine altın rengindeydi. Şehir pahalı şarap, yağmur ve sıcak asfalt kokuyordu.
Lamask’ın içi kalabalıktı.
Kristal avizeler, İtalya’dan getirilen mermer zemin ve loş ışıkta parlayan koyu ceviz masalar… Burası sadece bir restoran değildi. Burası güç sahiplerinin sessiz anlaşmalar yaptığı bir mabeddi.
Ve dört numaralı masa, o mabedin tahtıydı.
Vincent Romano oturuyordu orada.
Onun hakkında gazetelerde yazmazlardı. Yazamazlardı. Çünkü adı başlık olmazdı — fısıltı olurdu.
Kömür rengi özel dikim takımı kusursuzdu. Kravatı düğümlenmemiş gibiydi ama asla gevşek değildi. Yüzü mermer gibi sakindi. Ama gözleri…
Gözleri hesap makinesi gibiydi.
Restoranın müdürü Henderson masasına yaklaşırken nefesini ayarlamaya çalışıyordu.
“Her şey yolunda mı, Bay Romano?”
Vincent cevap vermedi.
Çünkü o anda bir çatal yere düştü.
Ses küçüktü.
Ama yankısı büyüktü.
Genç garson yardımcısı Brad’in eli titremişti. Çatal mermer zemine çarpıp döndü.
Sessizlik.
Vincent yavaşça başını kaldırdı.
Brad’in yüzü bembeyaz kesilmişti.
Vincent öne eğildi ve Sicilya lehçesinde konuştu. Bu, akademik İtalyanca değildi. Bu, kanın ve intikamın diliydi.
“Onu buradan çıkarın.”
Müdür anlamadı ama ton yeterliydi.
Brad’in gözleri doldu.
Ve tam o anda başka bir ses yükseldi.
Yumuşak ama keskin.
“Non è inutile, Don Vincenzo.”
Restoran ikinci kez sustu.
Konuşan, su servisi yapan genç bir kadındı.
Sofi.
Siyah üniforması içinde sıradan görünüyordu. Ama gözleri sıradan değildi. Onlar korkuyu tanıyordu. Ama korkuya teslim olmuyordu.
Elindeki sürahiyi masaya koydu.
Vincent’ın boş bardağını doldurdu.
Aynı lehçeyle devam etti:
“La paura fa tremare le mani, non il cuore.”
Korku elleri titretir, kalbi değil.
Vincent’ın eli masadaki bıçağa kaydı.
Ama dokunmadı.
Başını kaldırdı.
“Ne dedin?” dedi İngilizce.
Sofi’nin kalbi hızlanmıştı ama yüzü sakindi.
“Sadece korktuğunu söyledim.”
Vincent onu inceledi.
“Bu lehçeyi nereden biliyorsun?”
“Büyükannem Trapani’liydi.”
Yalandı.
Gerçek adı Sofi Miller değildi.
Gerçek adı Sofia De Marco’ydu.
Ve o lehçeyi bir büyükanneden değil, babasından öğrenmişti.
Babası mafya danışmanıydı.
Ve ölmüştü.

O gece Sofi eve gitmedi.
Çünkü Vincent Romano karar vermişti.
Yağmur, Manhattan sokaklarını griye boyarken siyah bir SUV kaldırımda yavaşladı.
Cam indi.
Rocco başını çıkardı.
“Bin.”
Bu bir teklif değildi.
Sofi içeri bindi.
Araç Upper East Side’a doğru ilerledi.
Yüksek demir kapılar açıldı. Güvenlik kameraları her köşeyi izliyordu.
Bu bir malikâne değil, bir kaleydi.
Sofi kütüphaneye götürüldü.
Vincent pencere önünde duruyordu.
Ceketini çıkarmıştı. Gömlek kolları sıvalıydı. Sağ bileğinde küçük bir haç dövmesi vardı.
“Adını araştırdım,” dedi dönmeden.
“Ohio’da üç yıl önce alınmış bir kimlik. Ondan önce hiçbir şey yok.”
Döndü.
“Sen bir hayaletsin.”
Sofi sustu.
“Benden korkmuyorsun,” dedi Vincent. “Bu daha kötüsünü gördüğün anlamına gelir.”
Kapı açıldı.
Rocco içeri girdi.
“Patron. Bronx’taki depo yanıyor.”
Vincent’ın gözleri daraldı.
“Duvara bir mesaj yazmışlar. Sicilya lehçesiyle.”
Vincent yavaşça Sofi’ye baktı.
“Benimle geliyorsun.”
.
Tamam. O zaman roman versiyonunu bölümler halinde, sinematik ve derinleştirilmiş biçimde yazıyorum.
Başlıyoruz.
BÖLÜM I
Ateş ve Gümüş
New York geceleri hiçbir zaman karanlık değildir. Işık sadece gökdelenlerin camlarında değil, insanların gözlerinde de yanar. Hırs, korku, açgözlülük ve umut… Hepsi neon gibi parlar.
O akşam New York City’nin kalbi olan Manhattan yine altın rengindeydi. Şehir pahalı şarap, yağmur ve sıcak asfalt kokuyordu.
Lamask’ın içi kalabalıktı.
Kristal avizeler, İtalya’dan getirilen mermer zemin ve loş ışıkta parlayan koyu ceviz masalar… Burası sadece bir restoran değildi. Burası güç sahiplerinin sessiz anlaşmalar yaptığı bir mabeddi.
Ve dört numaralı masa, o mabedin tahtıydı.
Vincent Romano oturuyordu orada.
Onun hakkında gazetelerde yazmazlardı. Yazamazlardı. Çünkü adı başlık olmazdı — fısıltı olurdu.
Kömür rengi özel dikim takımı kusursuzdu. Kravatı düğümlenmemiş gibiydi ama asla gevşek değildi. Yüzü mermer gibi sakindi. Ama gözleri…
Gözleri hesap makinesi gibiydi.
Restoranın müdürü Henderson masasına yaklaşırken nefesini ayarlamaya çalışıyordu.
“Her şey yolunda mı, Bay Romano?”
Vincent cevap vermedi.
Çünkü o anda bir çatal yere düştü.
Ses küçüktü.
Ama yankısı büyüktü.
Genç garson yardımcısı Brad’in eli titremişti. Çatal mermer zemine çarpıp döndü.
Sessizlik.
Vincent yavaşça başını kaldırdı.
Brad’in yüzü bembeyaz kesilmişti.
Vincent öne eğildi ve Sicilya lehçesinde konuştu. Bu, akademik İtalyanca değildi. Bu, kanın ve intikamın diliydi.
“Onu buradan çıkarın.”
Müdür anlamadı ama ton yeterliydi.
Brad’in gözleri doldu.
Ve tam o anda başka bir ses yükseldi.
Yumuşak ama keskin.
“Non è inutile, Don Vincenzo.”
Restoran ikinci kez sustu.
Konuşan, su servisi yapan genç bir kadındı.
Sofi.
Siyah üniforması içinde sıradan görünüyordu. Ama gözleri sıradan değildi. Onlar korkuyu tanıyordu. Ama korkuya teslim olmuyordu.
Elindeki sürahiyi masaya koydu.
Vincent’ın boş bardağını doldurdu.
Aynı lehçeyle devam etti:
“La paura fa tremare le mani, non il cuore.”
Korku elleri titretir, kalbi değil.
Vincent’ın eli masadaki bıçağa kaydı.
Ama dokunmadı.
Başını kaldırdı.
“Ne dedin?” dedi İngilizce.
Sofi’nin kalbi hızlanmıştı ama yüzü sakindi.
“Sadece korktuğunu söyledim.”
Vincent onu inceledi.
“Bu lehçeyi nereden biliyorsun?”
“Büyükannem Trapani’liydi.”
Yalandı.
Gerçek adı Sofi Miller değildi.
Gerçek adı Sofia De Marco’ydu.
Ve o lehçeyi bir büyükanneden değil, babasından öğrenmişti.
Babası mafya danışmanıydı.
Ve ölmüştü.
O gece Sofi eve gitmedi.
Çünkü Vincent Romano karar vermişti.
Yağmur, Manhattan sokaklarını griye boyarken siyah bir SUV kaldırımda yavaşladı.
Cam indi.
Rocco başını çıkardı.
“Bin.”
Bu bir teklif değildi.
Sofi içeri bindi.
Araç Upper East Side’a doğru ilerledi.
Yüksek demir kapılar açıldı. Güvenlik kameraları her köşeyi izliyordu.
Bu bir malikâne değil, bir kaleydi.
Sofi kütüphaneye götürüldü.
Vincent pencere önünde duruyordu.
Ceketini çıkarmıştı. Gömlek kolları sıvalıydı. Sağ bileğinde küçük bir haç dövmesi vardı.
“Adını araştırdım,” dedi dönmeden.
“Ohio’da üç yıl önce alınmış bir kimlik. Ondan önce hiçbir şey yok.”
Döndü.
“Sen bir hayaletsin.”
Sofi sustu.
“Benden korkmuyorsun,” dedi Vincent. “Bu daha kötüsünü gördüğün anlamına gelir.”
Kapı açıldı.
Rocco içeri girdi.
“Patron. Bronx’taki depo yanıyor.”
Vincent’ın gözleri daraldı.
“Duvara bir mesaj yazmışlar. Sicilya lehçesiyle.”
Vincent yavaşça Sofi’ye baktı.
“Benimle geliyorsun.”
Bronx’ta gökyüzü alev rengindeydi.
Duvara kırmızı boyayla yazılmış cümle geceyi yarıyordu:
“Kan kanı çağırır. Küçük kız eve döndü.”
Sofi’nin dizleri hafifçe titredi.
Bu mesaj Vincent’a değil, ona yazılmıştı.
Vanzetti ailesi onu bulmuştu.
Vincent duvara baktı.
“Ne yazıyor?”
Sofi derin bir nefes aldı.
“Borçlar geri döner.”
Vincent uzun süre yüzünü inceledi.
Yalan söylediğini anlamış mıydı?
Ertesi gece saldırı geldi.
Silah sesleri Upper East Side gecesini yardı.
Vincent omzundan vuruldu.
Sofi onu sürükleyerek yangın merdivenine götürdü.
Yeraltı tünellerinden kaçtılar.
Hell’s Kitchen’da yüzeye çıktılar.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Queens’teki eski bir güvenli eve sığındılar.
Sofi onun yarasını dikti.
Vincent dişlerini sıktı.
“Ellerin titremiyor.”
“Titrememeyi öğrendim.”
Vincent gözlerini kısmıştı.
“Baban kim, Sofia?”
Adını doğru söylemişti.
Kaçamazdı artık.
“Marco De Marco,” dedi.
Vincent bir an durdu.
“O öldü.”
“Evet.”
“Seni Vanzetti’ler arıyor.”
“Evet.”
Sessizlik.
Sonra Vincent yavaşça gülümsedi.
“Yanlış aileyi seçmişler.”
Ertesi gün Red Hook’ta tuzak kuruldu.
Konteynerler arasında puslu bir sabah.
Sofi yem oldu.
Paulie ihanet etmişti.
Silahlar patladı.
Sofi ilk kez birini vurdu.
Zaman yavaşladı.
Barut kokusu, çığlıklar, metal yankısı…
Ve sonra Salvatore Vanzetti ortaya çıktı.
On adamıyla.
Vincent uzaktan kumandalı makineli tüfeği aktive etti.
Dakikalar içinde savaş bitti.
Salvatore çamurun içine düştü.
Gözleri açık kaldı.
Altı ay sonra Lamask yeniden açıldı.
Ama artık eski Lamask değildi.
Sofi siyah üniforma giymiyordu.
Zümrüt yeşili bir elbise içindeydi.
Restoranın yüzde kırk ortağıydı.
Dört numaralı masada Vincent oturuyordu.
İki kadeh şarap doldurdu.
“Gelirler arttı,” dedi Sofi.
Vincent hafifçe gülümsedi.
“Korku işe yarar.”
Sofi eğildi.
Sicilya lehçesinde fısıldadı:
“Mutfağın patronu kim, unutma.”
Vincent güldü.
Restoran bir kez daha sustu.
Çünkü mafya babası yine İtalyanca konuşmuştu.
Ama bu kez herkes biliyordu—
Son sözü söyleyen kişi artık bir garson değildi.
Bir kraliçeydi.
News
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi!
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi! . . . TAHİNLİ KURABİYE Bölüm I – Gece…
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu . . . AKREP VE YILDIZLAR Bölüm I…
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan . . . Mafya Patronunun…
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü!
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü! . . . FIRTINA OPERASYONU Bölüm 1 –…
Yaşlı Adam Çavuş Alay Etti Kod Adının ‘Demir Pençe’ Olduğunu Bilmiyordu
Yaşlı Adam Çavuş Alay Etti Kod Adının ‘Demir Pençe’ Olduğunu Bilmiyordu . . DEMİR PENÇE Bölüm I – Suskunlar Köyü…
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı!
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı! . . . ALPEREN’İN GÖLGESİ Bölüm I – Çığlık Toros…
End of content
No more pages to load






