FAKİR KIZ MİLYONERİN AYAĞINA KUTSAL SU DÖKÜYOR… VE İMKANSIZ GERÇEKLEŞIYOR
.
.
.
Kutsal Su ve İmkansızın Gerçekleşmesi
1. Bölüm: Umutsuzluğun Kıyısında
Mehmet Yılmaz, Ankara’nın merkezindeki ofisinin önünde tekerlekli sandalyesinde oturuyordu. 53 yaşında, başarılı bir iş adamıydı; ancak iki yıl önce geçirdiği bir kaza sonucu bacaklarını kullanamaz hale gelmişti. Hayatının en karanlık dönemindeydi. Sadece bacaklarını değil, umudunu da kaybetmişti. En yakın arkadaşı ve ortağı Serkan’ın ihanetini öğrendiğinde, dünyası başına yıkılmıştı. Şirketin tüm varlıkları elinden gitmiş, hayatta tutunduğu dallar bir bir kopmuştu. Doktorlar, felcinin fizyolojik değil, psikosomatik olduğunu söylemişlerdi. Yani acı, ihanet ve travma vücudunu kilitlemişti.
O sabah, Mehmet düşüncelerine dalmışken, ayak parmaklarında ılık bir suyun akışını hissetti. Şaşkınlıkla aşağı baktığında, bukleli saçlı, pembe yamalı bir elbise giymiş, çıplak ayaklı küçük bir kızın ayaklarına altın renkli bir şişeden su döktüğünü gördü.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu Mehmet, öfke değil şaşkınlıkla.
Kız başını kaldırdı, kahverengi gözlerinde kararlı bir parıltı vardı. “Sizin yeniden yürümenize yardım ediyorum,” dedi dünyanın en olağan şeyiymiş gibi.
Mehmet birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Duyduklarını anlamaya çalışıyordu. “Bu suyu nereden buldun?”
Kız, “Bu mavi camiden kutsal su. Büyükannem hep yaralı olan her şeyi iyileştirdiğini söylerdi,” diyerek şişeyi çantasına yerleştirdi. Mehmet, kızın ayaklarının çıplak ve kirli olduğunu, elbisesindeki yamaları fark etti. Ama en çok gözlerindeki saf ışık etkileyiciydi.
“Adın ne?” diye sordu.
“Zeynep ama herkes bana Zey diyor. Ya siz?”
“Mehmet. Ama söyle bana Zey, neden bunu yaptın?”
Kız yere baktı, elleriyle oynadı. “Çünkü sizi her gün burada görüyorum. Hep üzgün, hep yalnız. Büyükannem birisi çok acı çektiğinde ona yardım etmemiz gerektiğini söylerdi.”
Mehmet’in göğsüne bir sıkıntı çöktü. Aylardır kimse ona gerçek bir ilgi göstermemişti. “Büyükannen hâlâ seninle mi?” diye sordu.
Zey başını salladı. “O üç ay önce cennete gitti. Şimdi köşedeki yetimhanede yaşıyorum,” dedi ve eski bir binayı işaret etti.
Mehmet’in kalbi daha da sıkıştı. Bu çocuk büyükannesini kaybetmişti ve yine de bir yabancıya yardım etmeye çalışıyordu.
“Zey, nezaketin için teşekkür ederim. Ama doktorlar bir daha yürüyemeyeceğimi söyledi. Bu inanç ya da kutsal su meselesi değil.”
“Doktorlar her şeyi bilmez,” dedi Zey inançla. “Benim büyükannem de yürüyemiyordu ve ona her gün kutsal su getirmeye başladıktan sonra iyileşti. En azından bir süreliğine…”
Mehmet, çocuğun umudunu kırmaya cesaret edemedi. Onun inancında incitmek istemediği saf bir şey vardı.
“Tamam Zey, su için teşekkür ederim.”
Zey uzaklaşırken, Mehmet iki yıldır ilk kez içtenlikle gülümsedi.

2. Bölüm: Umut Işığı
O gece Mehmet, lüks dairesinde Zey ile olan karşılaşmasını aklından çıkaramadı. Kızı Ayşe, İstanbul’da çalışıyordu ve babasıyla ilişkisi kazadan sonra soğumuştu. Ayşe, babasının neden savaşmaktan vazgeçtiğini anlamıyordu. “Baba, fizik tedaviye gitmelisin, denemelisin,” diyordu sık sık. Ama Mehmet biliyordu ki sorun sadece fiziksel değildi. Serkan’ın ihaneti, onun için bir kardeşin kaybı gibiydi. Felci, duygusal bir travmanın bedeni kilitlemesiydi.
Ertesi gün Mehmet, Zey’in gelip gelmeyeceğini merak ederek normalden erken resepsiyona indi. Saat tam dokuzda Zey oradaydı. Pembe elbisesi, çıplak ayakları ve altın renkli şişesiyle.
“Günaydın Mehmet Bey,” dedi neşeyle.
“Günaydın Zey, gerçekten döndün.”
“Söz sözdür,” dedi Zey ve hemen diz çökerek ayaklarına biraz daha su dökmeye başladı. Mehmet bu sefer suyun hafif gül kokusunu, Zey’in mırıldandığı duaları fark etti.
“Ne söylüyorsun?”
“Allah’tan ve büyükannemden size yardım etmelerini istiyorum. Büyükannem, önemli bir şey istediğimizde yukarıdakilerle konuşmamız gerektiğini söylerdi.”
Mehmet, Zey’in adanmışlığında dokunaklı bir şey buldu. “Bana büyükannenden biraz daha bahset.”
Kızın yüzü ışıldadı. “Fatma Nine, dünyadaki en iyi insandı. Ben bebekken o bana bakardı. Annem ve babam seyahate gitmek zorunda kalmışlardı. Kadıköy’de küçük bir evde yaşardık. Hastalandığında ben de ona baktım. Cesaret korkmamak değildir, korktuğumuzda bile doğru olanı yapmaktır derdi.”
Mehmet bu sözleri gün boyu düşündü. Sonraki günlerde Zey ile buluşmak, Mehmet’in gün içinde en çok beklediği şey oldu. Zey her zaman aynı saatte altın şişesiyle beliriyor, cesaret verici sözler söylüyordu.
“Mehmet Bey, bugün ayak parmaklarınızı oynatmayı denediniz mi?” diye sordu bir gün.
“Hayır Zey, dediğim gibi oynamıyorlar.”
“Ama gerçekten denediniz mi? Fatma Nine, işe yarayacağına inanmasak bile denememiz gerektiğini söylerdi.”
O gece Mehmet, Zey için denemeye karar verdi. Gözlerini kapattı, bacak kaslarına sinyaller göndermeye çalıştı. Hiçbir şey olmadı. Ama pes etmek üzereyken, hafif bir karıncalanma hissetti. Sanki bir şey uzun bir uykudan uyanıyor gibiydi.
3. Bölüm: İnanç ve Sevgi
Cuma günü Zey daha heyecanlı geldi. “Mehmet Bey, bugün özel bir gün. Fatma Nine doğum gününü kutlayacaktı. O yüzden fazladan kutsanmış su getirdim.” Normalden daha fazla su döktü, dualarını daha uzun süre mırıldandı.
“Zey, beni neden bu kadar önemsiyorsun? Beni tanımıyorsun bile.”
Kız ciddiyetle baktı. “Fatma Nine, Allah’ın insanları hayatımıza bir sebeple koyduğunu söylerdi. Bazen birbirimizin meleği oluruz. Sizin uzun zamandır üzgün olduğunuzu biliyorum ve ben insanların üzgün olmasından hoşlanmıyorum.”
Mehmet’in gözleri doldu. Uzun zamandır kimse onun duygularını bu kadar içtenlikle önemsememişti. “Zey, bugün benimle öğle yemeği yer misin?”
Zey tereddüt etti. “Benim param yok Mehmet Bey.”
“Ben davet ediyorum. Sizinle birlikte olmak bir onur olur.”
Birlikte şehir merkezindeki aile işletmesi bir restorana gittiler. Zey her lokmayı kıymetli bir şeymiş gibi yavaşça tattı. Mehmet, çocuğun hayatının ne kadar zor olduğunu fark etti.
“Umudun çocuk yuvasındaki hayat nasıl?”
“Farklı. Çok fazla çocuk var, bazen gürültülü oluyor. Ama müdire Ayşe Hanım bizimle iyi geçiniyor. Orada arkadaşların var mı?”
“Birkaç tane ama ben daha çok yalnız kalıp Fatma Nine’yi ve insanlara nasıl yardım edebileceğimi düşünmeyi seviyorum.”
“Peki kutsanmış suyu nasıl buluyorsun?”
Zey başını eğdi. “Mumlar için para biriktirmek için caminin önünde tatlı satıyorum. Sonra suyu kutsaması için papaza rica ediyorum.”
Mehmet şok oldu. Bu küçük çocuk kendisi için değil, ona yardım etmek için para kazanmaya çalışıyordu.
“Zey, paranı benim için harcamak zorunda değilsin.”
“Ama ben harcamak istiyorum. Fatma Nine, paranın ancak iyilik yapmak için kullanılırsa bir değeri olduğunu söylerdi.”
O anda Mehmet bir karar verdi. Şoförü Mustafa’dan bir çocuk ayakkabısı mağazasına gitmesini istedi. Zey’in ayak numarasına göre en güzel ve rahat çifti aldı.
4. Bölüm: Küçük Mucizeler
Pazartesi günü Zey geldiğinde Mehmet elinde bir ayakkabı kutusuyla onu bekliyordu.
“Bu nedir Mehmet Bey?”
“Bir hediye, senin için.”
Zey kutuyu açtı ve küçük, parıltılı pembe bir çift bale ayakkabısı görünce gözleri yaşlarla doldu. “Bu hayatımda gördüğüm en güzel ayakkabılar.”
Zey dikkatle ayaklarını yıkadı, yeni ayakkabılarını giydi. Artık sokakta ayaklarını incitmeyecekti.
Teşekkür ederim Mehmet Bey. Gerçekten teşekkür ederim,” dedi ve koşup ona sıkıca sarıldı. Mehmet göğsünde bir şeyin kıpırdadığını hissetti. Uzun zamandır hissetmediği bir duygu, içten bir sevinç.
O öğleden sonra Mehmet beklenmedik bir telefon aldı. Kızı Ayşe arıyordu. Baba, Mustafa bana son zamanlarda daha sık dışarı çıktığını söyledi. Doğru mu?”
“Evet, doğru. Dışarı çıkmak için sebeplerim oldu.”
Ayşe, cuma gecesi Ankara’ya geldiğinde Mehmet’in yıllardır görmediği kadar neşeli olduğunu fark etti. Akşam yemeği sırasında Zey’den bahsetti ama kutsal su detayını açıklamadı.
“Yani her gün 7 yaşında bir çocukla buluşmak için dışarı mı çıkıyorsun?”
“Öyle değil. Binada beliriyor ve sohbet ediyoruz. Çok özel bir kız Ayşe.”
“Baba, dikkatli olmalısın. Bu sokak çocukları bazen kötü niyetli yetişkinler tarafından kullanılıyor.”
“Zey sokak çocuğu değil. Bir yetimhanede kalıyor ve farklı. Onun bana huzur veren bir yanı var.”
Ayşe babasını dikkatle gözlemledi. Gerçekten onda farklı bir şeyler vardı. Daha mevcut, daha az içine kapanıktı.
5. Bölüm: Kaybolan Umut
Cumartesi sabahı Ayşe, Zey ile tanışmak için babasıyla birlikte aşağı indi. Kız altın şişesiyle belirdiğinde Ayşe hemen tetikteydi.
“Günaydın Mehmet Bey,” dedi Zey. Ama Ayşe’yi görünce duraksadı.
“Zey bu benim kızım Ayşe. Ayşe bu sana bahsettiğim Zey.”
“Merhaba Ayşe teyze,” dedi Zey utangaçça.
“Merhaba,” diye soğuk bir şekilde karşılık verdi Ayşe. “Taşıdığın o şişe ne?”
“Camiden kutsal su,” dedi Zey dürüstçe.
“Peki bu suyla ne yapıyorsun?”
“Ben… babanıza yardım ediyorum.”
Ayşe gözlerini kıstı. “Nasıl yani yardım ediyorsun?”
Mehmet hemen araya girdi. “Ayşe, neden yukarı çıkmıyoruz? Yukarıda konuşabiliriz.”
“Hayır baba. Burada neler olduğunu anlamak istiyorum.”
Zey gerilimi fark ederek bir adım geri attı. “Ben gidiyorum Mehmet Bey. Teyze benden hoşlanmadı.”
“Hayır Zey, bekle,” dedi Mehmet ama kız çoktan uzaklaşıyordu.
“Baba bana gerçeği söyle. Bu çocuk burada gerçekten ne yapıyor?”
Mehmet derin bir iç çekti. “Ayaklarıma kutsal su döküyor. Bunun beni yeniden yürüteceğine inanıyor.”
Ayşe birkaç saniye sessiz kaldı. Bilgiyi sindirmeye çalıştı. “Baba, bir çocuğun sizi batıl inançlarla duygusal olarak manipüle etmesine izin mi veriyorsunuz?”
“Bu manipülasyon değil Ayşe. Zey samimi. O gerçekten bana yardım edebileceğine inanıyor.”
“Ya sen, sen buna inanıyor musun?”
Mehmet yanıtlamadan önce düşündü. “Ben onun iyiliğine inanıyorum ve iki yıl boyunca hiç umut hissetmemişken bu bile bir şey.”
Hafta sonu gergin geçti. Ayşe, babasını Zey ile görüşmeyi bırakmaya ikna etmeye çalışırken Mehmet onların arkadaşlığını savundu.
6. Bölüm: Kayıp ve Tekrar Buluşma
Pazartesi günü Zey ortada yoktu. Mehmet endişelendi ve Mustafa’dan onu yetimhaneye götürmesini istedi. Umut çocuk yuvası, eski bir binaydı.
İyi günler. Benim adım Mehmet Yılmaz. Burada kalan 7 yaşındaki Zeynep adlı bir kızla görüşmek istiyorum.”
Müdür Ayşe Hanım, onu şüpheyle karşıladı. “Zey cezalı. Sizinle buluşmak için yetimhaneden izinsiz ayrılıyor. Bu böyle devam edemez.”
Mehmet, “Onunla konuşabilir miyim?”
“Hayır beyefendi. Ve bu buluşmaları daha fazla teşvik etmemenizi rica ediyorum. Zey hassas bir çocuk ve etrafta yabancılarla buluşamaz.”
Mehmet o gün önemli bir bağış yaptı ama Zey’i göremedi.
Üç gün sonra yağmurlu bir öğleden sonra Mehmet ofisindeyken Mustafa acıyla zili çaldı. “Mehmet Bey, aşağıda sırıl sıklam olmuş bir kız var. Sanırım Zey.”
Mehmet hızla aşağı indi ve Zey’i titrer halde buldu. Ona verdiği ayakkabıları yoktu ve göğsüne altın renkli şişesini sıkıca bastırıyordu.
“Zey, ne oldu? Neden ayakkabısızsın?”
“Kaçtım. Görünmediğim için size kızdığınızı sandım.”
“Kızgın mı? Sana nasıl kızabilirim ki?”
“Ayşe Hanım sizin geldiğinizi ve beni artık görmek istemediğinizi söyledi.”
Mehmet öfke ve üzüntü karışımı bir duygu hissetti. Müdire durumu tamamen çarpıtmıştı.
“Bu doğru değil Zey. Senin için endişeleniyordum. Hadi yukarı çıkalım. Buz gibi olmuşsun.”
Mehmet’in dairesinde Zey sıcak bir duş aldı, bornoz giydi, sıcak çikolata içti. “Zey, bana yurtta gerçekten ne olduğunu anlat.”
“Ayşe Hanım, sizi rahatsız ettiğimi ve benim gibi insanların sizin gibi insanlarla arkadaş olamayacağını söyledi. Ayakkabılarımı aldı ve bu kadar güzel şeyleri hak etmediğimi söyledi.”
Mehmet içinde öfkenin büyüdüğünü hissetti. Bir çocuğa nasıl bu kadar acımasız olunabilirdi?
“Zey, sana bir teklifim var. Resmi olarak beni ziyaret etmeye ne dersin? Ayşe Hanım’la konuşup denetimli ziyaretler ayarlayabilirim.”
“Bunu gerçekten yapar mısınız?”
“Tabii ki yaparım. Sen benim için önemlisin.”
Zey geldiğinden beri ilk kez gülümsedi.
7. Bölüm: Mucizenin Başlangıcı
“Mehmet Bey, şimdi kutsanmış suyu yapabilir miyim? Bugün getirmeyeli bir hafta oldu ve kötüleşeceğinizden korkuyordum.”
Mehmet başını salladı, Zey dikkatle suyu ayaklarına döktü. Bu sefer Mehmet her damlaya, Zey’in mırıldandığı her kelimeye, her nazik harekete dikkat etti ve tam o sırada beklenmedik bir şey oldu. Mehmet bacaklarında bir karıncalanma hissetti. Hayal değildi, gerçekti.
“Zey,” dedi titreyen bir sesle.
“Evet, Mehmet Bey?”
“Sanırım bacaklarımda bir şey hissettim.”
“Gerçekten mi?” Zey sevinçle zıpladı.
“Çok hafif ama evet, bir karıncalanma.”
“Fatma Nine her zaman ilk işaretin karıncalanma olduğunu söylerdi. Bu bazı şeylerin uyandığı anlamına gelir.”
Mehmet bunun bir telkin mi, tesadüf mü yoksa gerçekten Zey’in kutsanmış sularının sonucu mu olduğunu bilmiyordu ama iki yıldır ilk kez bacaklarında bir şey hissetmişti.
8. Bölüm: Bilim ve İnanç
O gece Zey’i yurda geri götürüp Ayşe Hanım’la saygı ve onur hakkında ciddi bir konuşma yaptıktan sonra Mehmet karıncalanmayı düşünerek uyuyamadı. Ertesi sabah nöroloğu Doktor Ahmet Yıldırım’ı aradı.
“Doktor, durumumu yeniden değerlendirmek için bir randevu almak istiyorum. Dün farklı bir şey hissettim. Bir karıncalanma.”
Doktor, “Karıncalanma ilginç. Nörolojik blokların azalmakta olduğunu gösterebilir. Yarın için randevu ayarlasak nasıl olur?”
Mehmet günün geri kalanını endişeli ve heyecanlı geçirdi. Zey denetimli ziyareti için göründüğünde hemen doktor randevusunu anlattı.
“Mehmet Bey, Fatma Nine her zaman derdi ki, ‘Gerçekten iman ettiğimizde işler yoluna girmeye başlar.’”
“Peki sen yürüyebileceğime imanın var mı Zey?”
“Ben eminim. Fatma Nine bana söyledi.”
“Nasıl yani? Seninle konuştu.”
“Bazen onu rüyamda görüyorum. Rüyamda bana dedi ki, ‘Siz sadece nasıl yürüneceğini unutmuşsunuz. Zemzem suyu vücudunuza hatırlatacak.’”
Doktor Ahmet’in muayenehanesinde testler şaşırtıcı bir şey gösterdi.
“Mehmet, bacaklarınızda önceki testlerde olmayan sinirsel aktivite belirtileri var. Fazla değil ama anlamlı. Beyninizin travma nedeniyle bloke olan bağlantıları yeniden kurmaya çalıştığı anlamına geliyor. Sanki bir şey bu sinir yollarını uyandırmış gibi.”
“Peki buna ne sebep olmuş olabilir?”
“Önemli duygusal değişimler bazen psikosomatik blokajları tersine çevirebilir. Son zamanlarda önemli bir değişiklik yaşadınız mı?”
Mehmet, Zey’i ve onun günlük ziyaretlerini düşündü. Belki son zamanlarda çok özel biriyle tanıştım. Bu açıklayabilir.”
9. Bölüm: Yeniden Doğuş
Mehmet fizik tedaviye başladı. Zey, seanslara katılmak için izin aldı. Her seansta yanında altın şişesiyle dua etti. Mehmet, Zey’in varlığında daha fazla çaba gösteriyor, daha hızlı ilerliyordu. İki haftalık fizik tedaviden sonra Mehmet daha belirgin değişiklikler hissetmeye başladı. Bir seansta ayak parmaklarını hafifçe oynatabildi.
“Zey! Şuna bak,” dedi Mehmet.
“Gördüm, gördüm,” diye bağırdı Zey sevinçle zıplayarak. “Bacaklarınız uyanıyor, doktor.”
Doktor Mehmet, “Mehmet, meslekte 20 yıldır psikosomatik felçten bu kadar hızlı bir toparlanma nadiren gördüm. Olağanüstü iyi yanıt veriyorsun.”
Mehmet, “Bunun çoğunu Zey’e borçluyum. Bana yeniden yürümek için bir sebep verdi.”
O öğleden sonra Mehmet’e Ayşe’den beklenmedik bir telefon geldi.
“Baba, Mustafa bana fizik tedaviden bahsetti. Gerçekten iyileşiyor musun?”
“Evet Ayşe. Henüz erken ama önemli gelişmeler var.”
“Baba, ben özür dilerim. Belki de sana ve o kıza karşı çok sert davrandım.”
“Zey Ayşe. Onun adı Zey.”
“Evet, Zey. Belki de gerçekten özel bir yanı var.”
10. Bölüm: Aile Olmak
Ayşe cuma günü geldiğinde tamamen farklı bir babayla karşılaştı. Mehmet daha neşeli, daha umutluydu.
“Baba, gerçekten değişmişsin. Gözlerinde yıllardır görmediğim bir ışık var.”
“O ışığı Zey geri getirdi Ayşe.”
Cumartesi günü Ayşe, Mehmet ve Zey fizik tedavi seansına birlikte katıldılar. Küçük kızın babasını nasıl cesaretlendirdiğini, altın renkli şişeyi saygıyla nasıl tuttuğunu, her küçük ilerlemeyi nasıl kutladığını gözlemledi.
Ayşe Hanım, “Zey, sizin varlığınız da babanıza iyi geliyor,” dedi. “Duygusal motivasyon iyileşmenizde temel rol oynuyor.”
O akşam yemekte Ayşe ve Mehmet yıllardır yaptıkları en samimi konuşmayı yaptılar. Baba, senin neler yaşadığını anlamadığım için özür dilerim. Her şeyi mantıkla çözmenin yeterli olduğunu düşünmüştüm.”
“Özür dilemene gerek yok Ayşe. Herkes zorluklarla kendi yöntemiyle başa çıkar. Ben içime kapandım, sen de çözmeye çalıştın. Hiçbirimiz yanlış değildik.”
“Baba, bana Serkan’dan bahset. Şirkette gerçekten ne oldu?”
Mehmet derin bir nefes aldı. “Serkan benim için bir kardeş gibiydi. Şirketi birlikte kurduk. Ona tamamen güveniyordum. Birkaç belgede imzamı taklit edip tüm varlığı kişisel hesaplara aktardığını öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı sanki.”
“Peki şimdi tüm bunlar hakkında nasıl hissediyorsun?”
“Hala acıyor Ayşe. Ama Zey bana dünyada hala iyi insanlar olduğunu gösterdi. İnsan iyiliğine inanmanın hala değer olduğunu.”
11. Bölüm: Evlat Edinme
Ayşe pazar günü babasıyla Zey’in arasındaki etkileşimi gözlemledi. Birbirlerini nasıl önemsediklerini, aralarında nasıl gerçek bir bağ olduğunu gördü.
“Baba, Zey hakkında bir soru sorabilir miyim?”
“Tabii ki.”
“Hiç düşündünüz mü? Yani onun ailesi olmayı resmen.”
Mehmet bir süre sessiz kaldı. “Evet düşündüm ama ona karşı adil olur muyum bilmiyorum. Hala iyileşiyorum. Hala çözmem gereken kendi sorunlarım var.”
“Baba kendine bir bak. Zey ile geçirdiğin birkaç haftada iki yıllık tedaviden daha fazla ilerleme kaydettin. Belki de birbirinize ihtiyacınız var.”
Ya sen bir kız kardeşin olsa nasıl hissedersin?”
Ayşe gülümsedi. “Bence bu dünyadaki en harika şey olurdu.”
Pazartesi günü Ayşe İstanbul’a döndükten sonra Mehmet aklından o konuşmayı çıkaramadı. Zey ile gerçekten bir aile kurmak mümkün olabilir miydi?
O günkü fizik tedavi seansında Mehmet sadece parmaklarını değil tüm sağ ayağını hareket ettirmeyi başardı. Oradaki herkes için yoğun duyguların yaşandığı bir andı.
“Zey, bunu gördün mü?”
“Gördüm. Bacaklarınız güçleniyor.”
Doktor Mehmet coşkuluydu. “Bu tempoda devam edersek birkaç hafta içinde ayağa kalkmayı deneyebilirsiniz.”
O gece Mehmet bir karar verdi. Doktor Ahmet’i aradı. “Evlat edinme süreçlerinde uzmanlaşmış biriyle görüşmek istiyorum.”
12. Bölüm: Resmi Bir Aile
Mehmet süreci resmen başlatmadan önce Zey ile konuştu.
“Zey, sana önemli bir soru sorabilir miyim?”
“Tabii ki Mehmet amca.”
“Ben gerçekten baban olsam nasıl hissederdin? Benimle yaşasaydın ve resmen ailemden olsaydın.”
Zey’in gözleri yaşlarla doldu. “Ciddi misiniz?”
“Evet, ciddiyim. Eğer sen de istersen seni evlat edinmeyi çok isterim.”
Zey sevinçten ağlayarak Mehmet’in kollarına atıldı. “İstiyorum. Çok istiyorum. Fatma Nine hep Allah’ın bana yeni bir aile vereceğini söylerdi.”
Ayşe Hanım’la yapılan konuşma Mehmet’in beklediğinden daha kolay geçti. “Mehmet Bey, Zey sizi ziyaret etmeye başladığından beri tamamen değişti. Daha mutlu, daha kendine güvenen biri oldu. Aranızda özel bir bağ olduğu aşikar.”
13. Bölüm: Mutluluğun Zirvesi
Avukat Aylin Demir hemen gerekli tüm belgeleri düzenlemeye başladı. Süreç uzun olacaktı: psikolojik değerlendirmeler, ev ziyaretleri ve duruşmalar.
Psikolojik değerlendirme sırasında doktor Elif Kaya, Mehmet ve Zey ile hem ayrı ayrı hem de birlikte birkaç seans yürüttü.
“Bay Mehmet, biyolojik akraba olmayan bir yetişkin ve çocuk arasında bu kadar gerçek bir bağ çok nadiren gördüm.”
Mehmet’in fizik tedavisi olağanüstü şekilde ilerlemeye devam ediyordu. Tedavinin 5. haftasında destekle birkaç saniye ayakta durmayı başardı.
“Mehmet amca, başardınız,” diye bağırdı Zey alkışlayarak.
“Evet, başardım Zey ve bunu seni düşünerek, sana gezmeye oynamaya götürecek gücüm olması için yaptım.”
Doktor Mehmet Çelik etkilenmişti. “Mehmet, tüm beklentileri aşıyorsun. Duygusal motivasyon iyileşmenizde temel rol oynuyor.”
News
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
बेटी का एडमिशन कराने लंदन गई थी साधारण माँ…दुबई का सबसे बड़ा करोड़पति उसे देखते ही पैरों में झुक गया
बेटी का एडमिशन कराने लंदन गई थी साधारण माँ…दुबई का सबसे बड़ा करोड़पति उसे देखते ही पैरों में झुक गया…
End of content
No more pages to load






