General Anne – Kızına Kurulan Hain Tuzak – Gelen O Gizemli Mesaj Oyunu Bozdu!
.
.
.
1) Ankara’da bir odada, Hakkâri’de bir fısıltı
Saat 09:45’ti. Ankara’daki Genelkurmay karargâhının en üst katında, Tuğgeneral Asena Altınay’ın odası, onun karakteri gibi tertipliydi: sade, disiplinli, gereksiz hiçbir eşya yok. Ceviz ağacından masası üzerinde imza bekleyen dosyalar, sanki birer emir gibi dimdik duruyordu.
Koca bir duvarı kaplayan kütüphanede askeri hukuk, strateji, lojistik ve istihbarat kitapları diziliydi. Aralarında tek bir boşluk bile yoktu.
Odaya sıcaklık katan tek şey, masanın köşesindeki küçük çerçevedeydi.
Çerçevede Elif vardı: askeri üniformasıyla, gözleri ışıl ışıl, gülümsüyordu. Asena, o çerçeveye her baktığında hem gurur hem endişe hissederdi. Çünkü Elif, onun tek çocuğuydu. Ve onun gibi bir kadının çocuğu olmak, bazen “gurur” kadar “yük” de demekti.
Asena Altınay’a orduda “Demir Asena” derlerdi. Bu lakap, sesinin sertliğinden değil; geri adım atmayışından gelirdi. Otuz yıl boyunca yolsuzluğun, rüşvetin, kayırmacılığın üzerine gitmiş; üniformasının hakkını vermeyenleri tek tek ayıklamıştı. Bu yüzden düşmanları çoktu. Hem görünür hem görünmez…
Masasının üzerinde duran dosya ise, son altı ayın en büyük davasıydı: Dahan Holding’in savunma sanayi yolsuzluğu. Milyarlarca lira… Paravan şirketler… Sahte faturalar… Ve en tehlikelisi: olayın ucu, bazı üst rütbeli isimlere kadar uzanıyordu.
Asena rapora bakıyor, ama zihni bir türlü orada kalmıyordu.
Dışarıda Ankara güneşliydi; içeride Asena’nın içi Hakkâri’nin ayazı gibiydi.
Kızını en son bir hafta önce aramıştı. Elif’in sesi neşeliydi:
“Anneciğim, iyiyim. Alıştım. Arkadaşlarım iyi. Komutanlarım ilgili…”
Ama Asena o konuşmada bir şey yakalamıştı: minicik bir duraksama… sesin içinde ince bir titreme… Elif, annesini üzmemek için neşeli konuşuyordu. Ama bir şey vardı.
Asena, raporun para akış şemasına bakarken, masadaki kişisel telefonu titredi.
Bu hat, sadece aile ve çok az kişinin bildiği, özel numaraydı.
Ekranda üç kelime belirdi:
“Canım kızım Elif.”
Asena’nın boğazına görünmez bir yumru oturdu. Bu saat, Elif’in arama saati değildi.
Telefonu açtı.
“—Alo Elif? Kızım… iyi misin?”
Karşıdan birkaç saniye boyunca sadece düzensiz nefes sesi geldi. Koşar gibi… saklanır gibi… Korku dolu.
Sonra Elif’in sesi duyuldu; sanki suya batmış pamuk gibi boğuk:
“Anne… çok korkuyorum…”
Asena’nın yüzü bir anda taş kesildi. Askeri disiplinin karanlık yüzünü o kadar iyi biliyordu ki; beyninden ihtimaller bir film şeridi gibi geçti.
“Neden korkuyorsun? Ne oldu? Sakin ol. Bana anlat.”
“Hayır anne… zorbalık değil. Bugün eğitimde… bir arkadaşım bayıldı. Güneşin altında… tam teçhizat… koşarken… ağzından köpük geldi… yere yığıldı.”
Asena dişlerini sıktı. “Revir? Hemen revire götürdüler değil mi?”
Elif’in sesi daha da kısıldı. Etrafı dinler gibi fısıldadı:
“Hayır… Komutanlar gölgeye çekti… ‘Numara yapıyor, ruhu zayıf’ dediler… su vermeye bile izin vermediler.”
Asena’nın damarlarında bir şey kıpırdadı: o tanıdık öfke. Bir askeri, güneş çarpması geçirirken “numara” diye aşağılamak… Bu sadece kötü komutanlık değildi. Bu, insanlıktan kopmaktı.
“Kim? Kim yaptı bunu? Adını söyle.”
Elif bir an durdu.
“Anne… hepsi bu değil. Burada… garip şeyler oluyor. Her gece levazım deposundan tuhaf sesler geliyor. Birkaç gün önce… sivil bir kamyona kasalarca askeri malzeme yüklediklerini gördüm.”
Asena’nın bütün bedeni gerildi. Bu cümle, odadaki havayı değiştirdi. Bu artık sadece disiplin sorunu değildi.
“Ne zaman? Nerede? Kimi gördün?”
Elif nefes aldı. “Karanlıktı… ama… Üsteğmen Kaan Yalkın’ı gördüm. Kamyonun yanındaydı. Sivil giyimli birkaç adamla konuşuyordu.”
Asena’nın zihninde bir isim çakıldı: Kaan Yalkın. Elif, daha önce komutanının fotoğrafını gösterip “çok iyi biri gibi” demişti. Demek ki iyi görünenin altı bazen çürük olabiliyordu.
Tam o anda, telefonun diğer ucundan birinin öfkeli sesi duyuldu:
“Astsubay Elif Demir! Orada ne halt ediyorsun? Çabuk buraya gel!”
Ardından boğuk bir boğuşma sesi… devrilen bir şeyin gürültüsü… hızlanan ayak sesleri…
Elif panikle fısıldadı:
“Anne… gördüler beni… kapatmam lazım…”
“ELİF! Elif—!”
Ama hat kesildi.
Asena, telefonu kulağında donmuş halde kaldı. O mekanik “bip” sesi odanın içine yayıldı. Asena’nın kalbi, bir an gerçekten duracak gibi oldu.
Bir anne için, evladının sesinin yarıda kesilmesi; dünyanın durması demekti.
Ama Asena Altınay sadece anne değildi.
O aynı zamanda Tuğgeneraldi. Ve hayatı boyunca öğrendiği bir şey vardı:
Birileri bir şeyi saklıyorsa, bunu korkudan saklar.
Ve korkanlar, tehlikelidir.
Asena ayağa fırladı. Dahan Holding dosyası artık görünmez olmuştu. Gözleri tek bir yere kilitlendi: Hakkâri.
Dahili telefonu kaldırdı.
“Ben Tuğgeneral Altınay. Bugünkü tüm programı iptal edin. Daire başkan yardımcısı vekâleti alsın. Bana derhal araç hazırlayın.”
Omuzlarındaki yıldızlar, ışık altında soğuk parladı.
“En hızlı yoldan Hakkâri’ye gidiyoruz.”
2) Dağların içine girerken: Düşman üniforma giyer
Siyah makam aracı otoyolda bir mermi gibi ilerlerken, Ankara’nın ışıkları geride kaldı. Şehrin gürültüsü yerini rüzgârın uğultusuna bıraktı.
Asena arka koltukta gözlerini kapadı. Zihninde Elif’in son fısıltısı dönüp duruyordu. Levazım deposu… sivil kamyon… Kaan Yalkın…
Bu bir sızıntıydı. Ve askeri malzeme sızıntısı, sadece para değil; vatan güvenliği meselesiydi.
Asena, Hakkâri’ye vardığında gece yarısı yaklaşmıştı. Nizamiye ışıkları sertti. Nöbetçi erler tüfekleriyle dimdikti. Makam aracı bariyere yaklaşınca ortam dondu.
Evraklar uzatıldı. Nöbetçi askerin yüzünde şaşkınlık belirdi.
“Askeri İstihbarat Daire Başkanı… Tuğgeneral…”
Bariyer ağır ağır kalktı.
Araç tugay komutanlığına yöneldi. Bina gece yarısı olmasına rağmen ışıl ışıldı. Bu, Asena’nın hoşuna gitmedi. Gece yarısı ışık… ya aşırı disiplinin göstergesidir ya da bir şeyler saklanıyordur.
Kapıda bir yaver koştu.
“Komutanım hoş geldiniz. Bu kadar ani… beklemiyorduk.”
Asena’nın sesi ayaz gibi:
“Tugay komutanı nerede?”
“Efendim… makamında.”
Asena içeri alındı. Tugay komutanının odası, Asena’nın odasının tam tersiydi: geniş, pahalı mobilyalar, gösterişli tablolar… güç gösterisi. Masanın arkasında Tümgeneral Barlas Gürkan oturuyordu.
Gürkan, politik manevralarıyla bilinen biriydi. Gülümsedi ama gözleri gülmüyordu.
“Asena Paşam… gecenin bu vaktinde… hayırdır?”
Asena elini sıkmadı.
“Kızım Astsubay Elif Demir nerede?”
Barlas Gürkan’ın gülümsemesi bir an dondu. Sonra ustaca üzüntülü bir ifade takındı.
“Demek Elif için geldiniz… Olayın detaylarını bölük komutanından dinlemeniz daha doğru olur. Hemen çağırıyorum.”
Dahili telefona uzandı.
Kapı açıldı. Jilet gibi üniformasıyla genç bir subay içeri girdi. Boylu poslu, düzenli, “örnek” görünüyordu.
“Üsteğmen Kaan Yalkın… arz ederim.”
Asena, onun gözlerindeki soğuk parıltıyı kaçırmadı. Bu bakış, askerini seven bir komutanın bakışı değildi.
“Kaan Yalkın,” dedi Asena. “Kızım nerede?”
Kaan hiç tereddüt etmeden konuştu:
“Komutanım… şu anda tugay askeri cezaevinde disiplin tecridinde tutulmaktadır.”
Asena’nın göğsü sıkıştı.
“Sebep?”
“Kendisi bir silah arkadaşına saldırı ve yaralama ile suçlanmaktadır.”
Asena neredeyse gülecekti. Elif… hayatı boyunca kavga etmemişti. Haksızlığa dayanamazdı. Zayıfı korurdu.
“Detayları rapor et.”
Kaan, sanki önceden ezberlenmiş bir metni okur gibi anlattı: Elif’in “uyumsuz” olduğu, annesinin rütbesiyle “kibir” yaptığı, eğitimden kaçtığı… ve bir tartışmada bir eri yumrukladığı…
Asena dinlerken yüzünü bozmadı. Ama içi kaynıyordu. Bu bir iftiraydı. Ve iftira metni o kadar “fazla düzgündü” ki, plan kokuyordu.
“Bu raporları destekleyecek delil?” diye sordu.
Kaan bir dosya uzattı: mağdur er ifadesi, tanık beyanları…
Asena dosyaya göz gezdirdi. Cümleler… kelimeler… noktalama… hepsi birbirine benziyordu. Sanki tek elden çıkmıştı.
Barlas Gürkan araya girdi:
“Asena Paşam… ben de inanamadım. Ama kanıtlar bu kadar ‘açık’ olunca prosedür gereği işlem yapmak zorundaydık.”
Asena dosyayı masaya bıraktı. Dosyanın sesi odada yankılandı.
“Barlas Paşa,” dedi. “Bu kadar hızlı gözaltı kararı verilmesi size de tuhaf gelmiyor mu? Normalde disiplin kurulu toplanır, karar verilir. Siz prosedürü atlamışsınız.”
Barlas’ın yüzü sertleşti.
“Olayın ciddiyeti… ve sanığın bir generalin kızı olması… yanlış anlaşılmalar doğurabilirdi. Daha da ciddi ele almak zorundaydık.”
Asena ayağa kalktı.
“O halde şimdi askeri cezaevine gidip kızımla görüşeceğim.”
Kaan refleksle önüne geçti.
“Komutanım olmaz. Yönetmelik gereği… soruşturma sürecinde… birinci derece akrabalar dahil görüşme yok.”
Asena’nın gözleri buz kesti.
“Çekil yolumdan.”
Kaan dişlerini sıktı. “Emrinize uyamam. Tugay komutanının da talimatı.”
Asena, Barlas’a baktı. Barlas “sakin olun” tavrıyla, duvar ördü:
“Yönetmelik… prosedür… emsal… birkaç gün bekleyin…”
Asena anladı: Kapı yüzüne kapatılmıştı. Bu kale, içeriden kilitlenmişti. Ve içeride Elif vardı.
Asena döndü, çıkarken odanın içine bıraktığı cümle buz gibiydi:
“Eğer kızıma bir şey olursa… saçının tek teline zarar gelirse… sadece üniformalarınız sökülmez. Hayatınız sökülür.”
Koridora çıktığında öfke ile çaresizlik birbirine karışmıştı.
Tam o sırada telefonu titredi.
Bilinmeyen numara.
Ekranda bir mesaj:
“Paşam, kızınız kurban seçildi. Söyledikleri her şey yalan.
Gerçeği öğrenmek istiyorsanız bu gece 22:00’de birliğin arka kapısı yakınındaki ahşap zeminli kafeye gelin.
Tek başınıza.”
Asena’nın göz bebekleri küçüldü.
Bu bir umut muydu, yoksa daha sinsi bir tuzak mı?
Mesajı sildi. Yüzünü soğuk tuttu. Ama içinde tek bir karar vardı:
Gitmek zorundaydı.
3) Asena’nın hamlesi: Duvarı yıkmaz, kapı açar
Asena, açık çatışmanın onları daha da sertleştireceğini biliyordu. Barlas, yönetmelik duvarının arkasına saklanmıştı. Kaan, emirlerin arkasına saklanmıştı.
O zaman Asena, kendi yetkisini kullanacaktı: Askeri istihbarat denetimi.
Tugay savcısının numarasını çevirdi.
“Yarbay Mehmet Aydın.”
Uykulu bir ses: “Dinliyorum.”
“Ben Tuğgeneral Asena Altınay.”
Hattın diğer ucundaki hava dondu.
“Efendim… bu saatte…”
“Beni iyi dinle Yarbay Aydın. Birliğinizde ciddi insan hakları ihlalleri ve işkence iddiaları var. Yetkime dayanarak askeri cezaevine ani denetim başlatıyorum. 10 dakika içinde kapıda olacaksınız.”
“Şimdi mi efendim?”
“Evet. Tugay komutanının onayı gerekmiyor.”
Asena telefonu kapattı.
On dakika sonra cezaevi binasının önündeydi. Eski, kasvetli… rutubet kokusu daha kapıdan vuruyordu. Yarbay Aydın bembeyaz yüzle bekliyordu.
Asena içeri girdi. Demir kapıların arasından yürüdü. Koridor soğuktu. Bir yerlerden sanki inleme geliyordu.
“Kızım nerede?”
Yarbay titreyerek en sondaki hücreyi gösterdi.
Asena kapının önünde durdu.
“Kapıyı açın.”
Kilit döndü. Kapı ağır ağır açıldı.
Ve Asena içerideki manzarayı görünce, gerçekten nefesi kesildi.
Daracık bir hücre… beton zemin… ağır koku…
Köşede Elif… büzülmüş… yüzü solgun… üniforması yırtık ve kirli… yanağında tokat izi… gözleri donuk…
Ama en korkuncu: bilekleri.
Bileklerinde ip izleri vardı. Derisi soyulmuş, morarmış, kan sızmış.
Asena’nın “Demir” denen tarafı bile o an çatladı.
“Elif…”
Elif başını zorla kaldırdı. Bir süre odaklanamadı. Sonra annesini görünce, gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü.
“Anne… gerçekten… sen misin?”
Asena diz çöktü. Elif’e sarıldı. O an, rütbe yoktu, yıldız yoktu. Sadece anne vardı.
Elif hıçkıra hıçkıra:
“Çok korktum…”
Asena, kızının saçını okşadı.
“Geçti kızım. Annen burada.”
Bir süre sonra Elif konuşabildi. Tüm gerçeği anlattı:
Eğitimde bayılan er… Kaan Yalkın’ın su vermeyi bile yasaklaması… Elif’in yardım etmeye çalıştığı için tokat yemesi… depoya sürüklenmesi… Onur Sancak adlı erin Elif’e tokat atmaya zorlanması… bunun “saldırı kanıtı” yapılması…
Ve asıl neden:
Elif, birkaç gün önce sabaha karşı levazım deposunda askeri malzeme yüklediklerini görmüştü. Sandıkların üzerinde kodları seçmişti: çelik yelekler, gece görüş dürbünleri… ön cephe için kritik ekipmanlar…
Kaan Yalkın’la göz göze gelmişti.
Ve o günden sonra Elif “kurban” seçilmişti.
Asena’nın içindeki öfke artık sıcak değildi. Buz gibiydi. Buz, kırdığı şeyi paramparça eder.
Asena kapıya döndü. Yarbay Aydın ve inzibatlar titreyerek geri çekildi.
Asena’nın sesi netti:
“Kızım buradan çıkacak. Şimdi.”
Kimse itiraz edemedi.
Asena Elif’i güvenli şekilde askeri hastaneye sevk ettirdi. Hakkâri’den Ankara’ya doğru yola çıktılar.
Ama savaş bitmemişti.
Savaş yeni başlıyordu.
4) Medya darbesi: İtibarı öldür, gerçeği göm
Ankara gişelerine yaklaşırken, Asena’nın yaveri panikle aradı:
“Komutanım… haberleri gördünüz mü?”
Asena telefonunu açtı. Büyük bir haber sitesinde kocaman başlık:
“GENERALİN KIZI SİLAH ARKADAŞINI VAHŞİCE DÖVDÜ!”
İçerikte Elif, kibirli, baskıcı, kaçakçı… Asena ise “adalet tanrıçası” diye alay edilerek hedef gösteriliyordu.
Yorumlar zehir gibiydi.
Bu bir haber değildi.
Bu bir karalama operasyonuydu.
Asena anladı: Barlas ve Kaan sadece suç işlemiyordu; hikâyeyi de yönetiyordu. Medyayı kullanarak Asena’nın en güçlü silahını—itibarını—kırmaya çalışıyorlardı.
Elif arka koltukta titreyerek:
“Anne… senin yüzünden…”
Asena dikiz aynasından kızına baktı. Sesi yumuşadı ama içi çelikti:
“Elif. Bu senin suçun değil. Bundan sonrası benim savaşım.”
Asena, telefonu kapattı. Bir karar verdi: Dinleniyor olma ihtimali vardı. Normal hatlarla konuşmayacaktı.
Kızını hastaneye yatırdıktan sonra Ankara’da eski bir binaya gitti. Bir ankesörlü telefondan iki arama yaptı.
İlk aradığı kişi: Hakan Kurt.
Eski özel kuvvetler… “Gölge” lakaplı… bir zamanlar tanık korurken vurulmuş, malulen emekli olmuş. Şimdi özel dedektiflik yapıyordu. Karanlığın diliyle karanlığı çözüyordu.
Hakan telefonu açınca kısa bir sessizlik oldu. Sonra alaycı bir gülüş:
“Demir Asena… yine bu numara? Dünyayı yerinden oynatacak bir şey oldu herhalde.”
Asena tek cümleyle bıçağı sapladı:
“Dünyam yıkıldı Hakan. Kızıma kumpas kurdular. Bana yardım et.”
Hakan’ın sesi ciddileşti.
“Yüz yüze.”
İkinci aradığı kişi: Zeynep Aksoy.
Asena’nın Harp Okulu’ndan arkadaşı. Eski askeri savcı. “En Gerek” diye anılırdı—çünkü kimsenin “gerek yok” dediği yerde o “gerek var” derdi. Üniformayı bırakıp insan hakları avukatı olmuştu.
Zeynep telefonda net konuştu:
“Gazeteleri okudum. İyi misin?”
“İyi değilim. Sana ihtiyacım var.”
“Neredesin?”
“Bir saat sonra Ankara Kalesi’nin altındaki çay bahçesi.”
5) Adalet Takımı geri dönüyor
Eski çay bahçesinde zaman durmuş gibiydi. Asena pencere kenarında oturuyor, soğuyan çayına bakıyordu.
Tam saatinde Hakan ve Zeynep geldi. Biri deri ceketli, yıpranmış kotlu, gözleri avcı gibi keskin; diğeri siyah takım elbiseli, yüzü sakin ama zihni jilet gibi.
Asena, son 48 saatte olan her şeyi anlattı: Elif’in telefonu, cezaevi, ip izleri, Barlas’ın duvarı, Kaan’ın senaryosu, medya kampanyası, gizemli mesaj…
Hakan’ın yüzündeki alay kayboldu. Yerine soğuk bir öfke geldi.
“Aşağılık herifler.”
Zeynep gözlüğünü düzeltti:
“Bu basit bir yolsuzluk değil. Medyayı bile oynatıyorlarsa arka plan büyük.”
Asena başını salladı:
“Resmi yollardan tek başıma kazanamam. Oyun alanını onlar kurmuş. O zaman… oyun alanını yıkacağız.”
Plan netleşti:
Hakan, sivil kamyonu ve para/şirket bağlantısını bulacaktı.
Zeynep, dosyadaki sahte ifadelerin çatlaklarını yakalayıp hukuki stratejiyi kuracaktı.
Asena, lojistik sistemdeki manipülasyonu izleyip içeriden kanıt toplayacaktı.
Üçü, yıllar sonra yeniden aynı masadaydı. Bu kez amaç daha kişiseldi: Elif’i kurtarmak. Ama savaş daha büyüktü: ordunun içine sızmış çürümenin kökünü kesmek.
6) Hakan iz sürer: Hayalet şirket ve Gürkan İnşaat
Hakan, Elif’in tarif ettiği kamyon tipini ve silik plaka anısını aldı. Yeraltı araç simsarlarını, sahte plaka işlerini, kiralık kasa kamyon ağını hareketlendirdi.
Bir gece sonra yüzlerce şüpheli aracın içinden tek bir plaka sıyrıldı:
Hayalet bir şirket adına kayıtlı görünen, ama şirketin gerçekte var olmadığı bir kamyon…
Hakan adresi buldu: Ankara dışında eski bir iş hanında boş bir ofis. Tabela yok. Ama Hakan’ın hedefi ofis değil, izdi.
Binanın arkasındaki çöp konteynerinde yırtılmış bir taahhüt zarfı buldu.
Gönderici adı okunuyordu:
Gürkan İnşaat.
Hakan’ın gözleri parladı. Gürkan İnşaat, son yıllarda askeri inşaat ihalelerini tekeline alan, özellikle Hakkâri’deki tugayın yeni tesislerini yapan şirketti.
Ticaret siciline baktı. Yönetim listesinde bir isim:
Volkan Gürkan — Tümgeneral Barlas Gürkan’ın kardeşi.
Hakan sigarasından derin bir nefes çekti:
“Yakalandınız.”
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load


