Gizli Görevdeki Amir – Yolsuz Ekibi – Kamerasını Açınca Olanlar OLDU!

.
.

.

Gizli Görevdeki Amir

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün eski toplantı salonunda o sabah alışılmadık bir gerginlik vardı. Yaz sıcağı henüz erken saatlerde kendini hissettirmeye başlamıştı. Klimanın soğuk havası bile odadaki ağır atmosferi dağıtamıyordu.

Masada oturan genç polis memurları başlarını öne eğmiş sessizce bekliyordu.

Bir anda odada sert bir ses yankılandı.

“Yeter artık. Bu ne rezillik!”

Sözlerin sahibi Başkomiser Asuman Kaya idi.

Kırklı yaşlarının ortalarında olan Asuman, teşkilatta dürüstlüğü ve tavizsizliğiyle tanınan bir isimdi. Yüzündeki ince çizgiler yılların verdiği tecrübenin izlerini taşıyordu. Çelik grisi gözleri bir insanın en küçük yalanını bile yakalayabilecek kadar keskin görünürdü.

Masadaki dosyaları sertçe kapattı.

“Size soruyorum,” dedi.

“Sizi buraya halka hizmet edin diye mi getirdiler yoksa üç kuruş kazanan garibanın ekmeğine göz dikin diye mi?”

Kimse konuşmadı.

Çünkü herkes Asuman’ın bahsettiği dosyayı biliyordu.

Son üç aydır özellikle Kağıthane çevresinde aynı şikayetler tekrar tekrar geliyordu. Gültepe Halk Pazarı’na giden yolda görev yapan bir trafik ekibi, sabah erken saatlerde pazara giden seyyar satıcıları sürekli durduruyordu.

Sebep ise her seferinde farklıydı.

Egzoz sesi fazla.

Sinyal vermedin.

Kaskın uygun değil.

Lastiğin havası az.

Ama sonuç hep aynıydı.

Ceza yerine “kolay çözüm”.

Yani para.

Üstelik bu parayı verenler zenginler değildi.

Sabahın karanlığında pazara giden yaşlı manavlar, sebze taşıyan kadınlar, kuryeler ve motosikletiyle çalışan gençlerdi.

Asuman’ın öfkesinin nedeni tam da buydu.

“Bu insanlar akşama çocuklarına ekmek götürmek için çalışan insanlar,” dedi.

“Onların cebindeki 50 lira bir başkasının cüzdanındaki 1000 liradan daha değerlidir.”

Odanın içinde sessizlik oluştu.

Sonunda genç bir memur çekinerek konuştu.

“Amirim… denetim yaptık ama ekip hiçbir şey yapmıyor gibi davranıyor. Müfettiş geldiği gün kimseyi durdurmuyorlar.”

Asuman başını salladı.

“Çünkü uyanıklar.”

Dosyadaki fotoğrafları masaya yaydı.

“Standart soruşturma bu işi çözmez.”

Sonra cümlesini yavaşça tamamladı.

“Onların tuzağına düşmemiz gerekiyor.”


Plan

Toplantıdaki herkes başını kaldırdı.

Asuman masanın üzerine eğildi.

“Ben onların hedefi olacağım.”

Odaya şaşkınlık yayıldı.

“Sebze satıcısı kılığına gireceğim. Eski bir motosiklet kullanacağım. Pazara giden yoksul bir kadın gibi görüneceğim.”

Genç bir polis hemen itiraz etti.

“Başkomiserim bu çok tehlikeli!”

Asuman hafifçe gülümsedi.

“Tam da bu yüzden işe yarayacak.”

Teknik ekip tarafından hazırlanmış küçük bir kamera vardı. Bir pazar çantasının sapına gizlenmişti.

Düğmeye basıldığı anda görüntü ve ses doğrudan izleme aracına aktarılacaktı.

Özel bir ekip de olay yerine yakın bir minibüste bekleyecekti.

Sinyal gelince müdahale edeceklerdi.

Plan basitti.

Ama riskliydi.


Kılık Değiştirme

O akşam Asuman evinde aynanın karşısında duruyordu.

Üzerindeki ütülü polis üniformasını çıkardı.

Yerine solgun bir etek ve eski bir hırka giydi.

Başına çiçekli bir yazma bağladı.

Ayağına plastik terlikler geçirdi.

Aynadaki kadına baktı.

Artık karşısında İstanbul’un en sert başkomiserlerinden biri değil, hayatın yorgunluğunu taşıyan sıradan bir Anadolu kadını vardı.

Teknik ekipten gelen polis pazar çantasını uzattı.

“Başkomiserim kamera hazır.”

Asuman başıyla onayladı.

“Yarın sabah her şey ortaya çıkacak.”


Operasyon

Ertesi sabah İstanbul gri bir gökyüzüyle uyanmıştı.

Gece yağan yağmur asfaltın üzerinde su birikintileri bırakmıştı.

Asuman eski motosikletine bindi.

Arkasında bir kasa maydanoz ve dereotu vardı.

Uzaktan bakıldığında onu bir polis amiri olarak tanımak imkansızdı.

Sadece pazara yetişmeye çalışan yorgun bir kadın gibi görünüyordu.

Kağıthane köprüsüne yaklaştığında şikayetlerde anlatılan manzara ortaya çıktı.

Yol kenarında bir polis motosikleti duruyordu.

Üç trafik polisi araçları çeviriyor, özellikle eski motosiklet kullananları durduruyordu.

Ortada duran adam ise Komiser Yardımcısı Hakan Çelik idi.

Şikayetlerin merkezindeki isim.

Asuman köprüden geçerken Hakan elini kaldırdı.

“Hanım abla! Çek kenara.”

Asuman motoru durdurdu.

Korkmuş gibi konuştu.

“Hayırdır memur bey? Pazara gidiyorum.”

Hakan motoru inceledi.

Sonra alaycı bir gülümseme yaptı.

“Bu motor hurda olmuş. Trafikte tehlike yaratıyor.”

Bir polis daha yaklaşıp sanki ciddi bir sorun bulmuş gibi başını salladı.

Hakan eğildi.

“Bak abla… şimdi tutanak tutsak iş uzar. Motor bağlanır. Malın çürür.”

Sonra fısıldadı.

“Ama bir kolay yolu var.”

Asuman rolünü sürdürdü.

“Nasıl yani memur bey?”

Hakan dudaklarını büzdü.

“Kardeşlere bir çorba parası verirsin. Biz de görmemiş oluruz.”

“Ne kadar?”

Hakan gözünü bile kırpmadı.

“500 lira.”


Tuzak

Asuman cüzdanını açtı.

İçinden 250 lira çıkardı.

“Üzerimde bu kadar var memur bey.”

Hakan kaşlarını çattı.

“Eksik.”

Sonra sertçe konuştu.

“500 olacak.”

Asuman başını eğdi.

Elini maydanoz kasasına uzattı.

Ama aslında yaptığı şey başka bir şeydi.

Çantanın sapındaki gizli düğmeye bastı.

Minibüste kırmızı ışık yandı.

Ekip hazırdı.


Gerçek Ortaya Çıkıyor

Hakan sabırsızlandı.

Motorun anahtarını almak için elini uzattı.

Tam o anda Asuman başını kaldırdı.

Sesi artık titremiyordu.

“Yanlış yapıyorsun memur bey.”

Hakan şaşırdı.

“Ne dedin?”

Asuman yazmasını çıkardı.

Yüzü ortaya çıktı.

“Ben Başkomiser Asuman Kaya.”

Polis kimliğini gösterdi.

“İç Soruşturma Bürosu.”

Üç polis donup kaldı.

Asuman sert bir sesle konuştu.

“Vatandaştan 500 lira rüşvet talep ettin. Her şey kaydedildi.”

O anda soruşturma ekibi koşarak geldi.

Minibüs yanlarında durdu.

Kalabalık toplanmaya başlamıştı.

Asuman kısa bir emir verdi.

“Bu üç memuru merkeze götürün.”


Soruşturma

Aynı gün öğleden sonra emniyette sorgu başladı.

Video kayıtları ekranda oynatıldı.

Hakan’ın sesi odada yankılanıyordu.

“500 lira… temiz iş.”

Video bittiğinde Asuman sakin bir şekilde sordu.

“Anlatmak istediğin bir şey var mı?”

Hakan terliyordu.

“Amirim… yanlış anlaşılma.”

Asuman başını salladı.

“Yalan söyleme.”

Sonunda Hakan konuştu.

“Amirim… biz baskı altındaydık.”

“Kimin baskısı?”

“Kota vardı.”

Odaya sessizlik çöktü.


Daha Büyük Bir Ağ

Araştırma derinleştikçe gerçek ortaya çıktı.

Bu sadece üç polisin işi değildi.

Bazı üst rütbeli amirler de durumu biliyor ve göz yumuyordu.

Soruşturma genişletildi.

Birçok memur görevden uzaklaştırıldı.


Adalet

Bir hafta sonra disiplin kararları açıklandı.

Hakan ve ekibi görevden alındı.

Haklarında dava açıldı.

Haksız yere alınan paralar vatandaşlara geri verildi.

Gültepe Halk Pazarı’nda insanlar bunu konuşuyordu.

Yaşlı bir seyyar satıcı kadının gözleri doldu.

“Allah sizden razı olsun başkomiserim.”

Asuman sadece gülümsedi.

“Ben sadece görevimi yaptım.”


Son

O akşam Asuman Kağıthane köprüsünde durdu.

Aşağıdaki kalabalığı izledi.

İnsanlar evlerine yetişmeye çalışıyordu.

İçinden bir cümle geçti.

“Adalet kendiliğinden gelmez.”

“Onu koruyacak cesur insanlar gerekir.”

Ve o gün İstanbul’da küçük ama önemli bir adalet kazanılmıştı.