Harp Okulu Skandalı Sınırdaki Yolsuzluk Çetesini Kadın General Bitirdi

.
.
.

Harp Okulu Skandalı: Sınırdaki Yolsuzluk Çetesini Bitiren Kadın General

Gaziantep – Karkamış.
Sınır çizgisinin, barutla yağmur arasında gidip gelen gri coğrafyası.

Kış yağmuru ince ince yağıyordu. Karkamış otogarında, dağcı kıyafetleri giymiş orta yaşlı bir kadın otobüsten indi. Eski bir Gore-Tex ceket, bol bir yürüyüş pantolonu, yüzünü yarıya kadar kapatan geniş kenarlı bir şapka… İlk bakışta odun toplamaya gelmiş sıradan bir köylü kadını gibiydi.

Oysa adı Ayla Savaşçıydı.
Türkiye Kara Kuvvetleri’nde bir kolordunun komutanı, üç yıldızlı bir korgeneral.

Buraya yalnız gelmişti. Ne koruma vardı yanında ne de protokol. Bunun sebebi, kolordu komutanlığının doğrudan posta kutusuna düşen isimsiz bir ihbardı:

“Sayın Komutanım,
Kartal Alayı cehennemdir. Alay komutanı kral, biz köleyiz. Isıtma yok. Askerler buz gibi koğuşlarda yatıyor. Gıda çalınıyor. Sulu çorba içiyoruz. Lütfen bizi kurtarın.”

Ayla Savaşçı mektubu okuduğunda kanı beynine sıçramıştı. Güney sınırını tutan bir kolorduda, ön cephedeki bir alayda bunlar yaşanıyorsa bu sadece disiplin sorunu değil, çürümenin kendisiydi.

Gösterişli bir teftiş yapabilirdi. Helikopter iner, kırmızı halı serilir, herkes rolünü oynardı.
Ama o hayalet teftişi seçti.


Çamur ve Rakı

Ayla Savaşçı, Fırat Nehri boyunca uzanan tel örgü yolundan taksiyle ilerledi. Nehrin karşı kıyısı Suriye’ydi. Rüzgâr ürperticiydi.

Taksi onu Kartal Alayı karargâhının altındaki patikada bıraktı. Kadın, kaygan yaprakların arasından çevik adımlarla sırt noktasına tırmandı. Dürbününü çıkardı.

Gördüğü manzara mide bulandırıcıydı.

Sağanak yağmur altında askerler sadece iç çamaşırlarıyla çamurlu su birikintilerinde yuvarlanıyordu. Bu eğitim değildi. Bu işkenceydi.

Megafonlu bir subay bağırıyordu:

“Şu salyangozlar bile sizden hızlı!”

Askerler titriyordu. Hipotermiye girmek üzereydiler.

Ve biraz ötede…
Bir çadır.

Çadırdan et kokusu geliyordu. Dürbün odağı yaklaştı. Lüks kamp masası, mangal, rakı kadehleri… Ortada göbekli, kır saçlı bir adam oturuyordu.

Alay Komutanı Albay Hakan Demir.

Askerlerin çamurda sürünüşünü izleyerek kahkaha atıyordu.

“Şuradaki en sondaki adam! Daha çok süründürün!”

Yanakları kızarmıştı. Sarhoştu.

Ayla Savaşçı’nın eli titredi. Ama kendini tuttu.
Delil gerekiyordu.

Telefonunu dürbüne dayayıp her şeyi kaydetti.

Sonra aşağı indi.


Tokat

Kartal Alayı nizamiyesinde soba başında ısınan nöbetçi çavuş camı açtı.

“Hey abla! Burası askeri bölge. Defol!”

Ayla Savaşçı saf bir ifade takındı.

“Evladım, kayboldum. Bir yudum su alabilir miyim?”

“Su yok! Git!”

Tam o sırada siyah bir makam aracı hızla çıktı. Bariyer kalktı. Ayla Savaşçı arabanın önüne atladı.

“Durun! Komutanla görüşmem lazım!”

Araç ani fren yaptı. Arka koltuktaki Hakan Demir kafasını çarptı.

“Ulan düzgün sürsene!”

Cam indi. Hakan Demir kadını süzdü.

“Bu kim?”

Ayla Savaşçı gözlerinin içine baktı:

“Senin askerlerin çamur yerken sen içki içiyorsun. Bu mu komutanlık?”

Bir sessizlik çöktü.

Hakan Demir arabadan indi. Alkol kokusu yüzüne çarptı.

“Hey karı! Ben Albay Hakan Demir’im. Harp Okulu 50. Dönem. Sen kimsin?”

Ayla Savaşçı gülümsedi.

“Harp okulunda karı diye hitap etmeyi mi öğrettiler?”

Bu cümle, kibri paramparça etti.

Tokat.

Avuç Ayla Savaşçı’nın yüzünde patladı. Kan tadı geldi ağzına.

Nizamiye dondu.

Ayla başını yavaşça çevirdi. Gözleri artık bambaşkaydı.

“Bir sivile vurduğunu biliyor musun?”

Hakan Demir küstahça güldü.

“Şikâyet et! Kimi çağırıyorsan çağır!”

Yarbay araya girdi:

“Komutanım, bu kadın casus olabilir. İçeri alalım.”

Ayla Savaşçı karşı koymadı.

“Gerek yok. Kendim gelirim.”


Bodrum

Nemli, küf kokan hücre.

Nöbetçi asker: Er Emre Gök.

Ayla Savaşçı yere oturdu.

“Adın ne evlat?”

“Er Emre Gök, komutanım.”

“Üşüyor musun?”

“Üşüyorum. Kalorifer bozuk.”

Ayla’nın içi yandı.
Kolordu bütçesi neredeydi?

Kapı açıldı. Hakan Demir içeri girdi.

“Düşündün mü casus? Kimin adına geldin?”

Ayla ayağa kalktı.

“Şeref nedir, öğrendin mi harp okulunda?”

Hakan Demir elini uzattı.
Ayla bileğini yakaladı. Büktü.

Kemik sesi duyuldu.

O anda…

Helikopter sesi.

Duvarlar titredi.

“Komutanım!” diye bağırdı biri.
“Üç yıldız! Kolordu komutanının helikopteri!”

Hakan Demir’in yüzü bembeyaz oldu.

Parmaklıkların arasındaki kadın konuştu:

“Misafirini karşılamayacak mısın, Albay?”

Kapı kırıldı. Özel tim içeri daldı.

Tören üniformasıyla bir albay diz çöktü:

“Komutanım… özür dilerim.”

Ayla Savaşçı’nın çamurlu ceketi çıkarıldı. Üniforma giydirildi.
Omzunda üç yıldız parladı.

Hakan Demir çöktü.