Herkes Mafya Patronunun Masasından Uzak Durur – Tek İstisna, Her Şeyi Değiştiren Bir Garson Kız.

.
.
.

Dokuz Numara Masası

I. Bölüm – Kimsenin Oturmak İstemediği Yer

İstanbul’da bazı masalara kimse yaklaşmazdı.

Boğaz’a karşı konumlanmış, lüks İtalyan restoranı Covanis’te bir masa vardı ki, personel arasında yalnızca bir numarayla anılırdı:

Dokuz.

Bu isim yemek kalitesinden gelmiyordu.

O masada oturan adam yüzündendi.

Her salı akşamı saat tam sekizde restoranın müziği kısılırdı. Mutfaktan gelen tencere sesleri azalır, servis elemanları refleksle sırtlarını dikleştirirdi. Kimse o masaya doğrudan bakmazdı.

Çünkü o masada oturan adamın bir işareti, bir şehrin kaderini değiştirebilirdi.

Adı:

Salvatore Rossi.

Yeraltı dünyasında başka bir isimle daha bilinirdi: Aziz.


19:55

Salon doluydu. İş insanları, yabancı diplomatlar, siyasetçiler…

Ama havada görünmeyen bir gerilim vardı.

Arin Demir önlüğünü düzeltti. Ellerindeki çatlaklar dezenfektandan beyazlamıştı. Yirmi dört yaşındaydı. Yorgunluğu makyajla saklanamıyordu.

Kahraman olmak istemiyordu.

Sadece kira ödeyebilmek istiyordu.

“Arin,” diye fısıldadı salon müdürü Levent. “Dokuz sana kaldı.”

Arin’in eli durdu.

“Geçen hafta ben baktım. Bugün Rıza’nın sırası.”

“Rıza kusuyor,” dedi Levent çaresizce. “Ne olur. Sadece suyu sen götür. İki kat servis payı.”

Arin derin bir nefes aldı.

“Peki.”

Tam o anda kapı açıldı.

Önce iki koruma girdi. Ardından o.

Salvatore Rossi.

Otuzlarının sonunda. Uzun, ince yapılı. Üzerindeki koyu gri takım elbise el işçiliğiydi. Sessiz bir tehlike gibi yürüyordu.

Restoran sustu.

Arin sürahiyi aldı ve yürüdü.


İlk Temas

“İyi akşamlar Bay Rossi,” dedi sakin bir sesle.
“Suyunuz gazlı mı, sade mi olsun?”

Adam başını kaldırdı.

Garsonlar genelde titrerdi. Bu kız titremiyordu.

“Sade,” dedi.

“Pellegrino kalmadı,” dedi Arin.

Bu yalandı.

Depoda vardı.

Ama ağır kasayı taşımak istememişti.

İsterseniz Aquapanna getirebilirim.”

Salvatore’un gözleri daraldı.

Uzun bir sessizlik.

Sonra hafif bir tebessüm.

“Panna olsun.”

Arin başını salladı ve döndü.

Ne eğildi, ne özür diledi.

O an aralarında görünmez bir çizik oluştu.


Çatışma

Ana yemek geldiğinde Salvatore konuştu.

“Benden korkmuyor musun Arin?”

“Gerek var mı?”

“Çoğu insan korkar.”

“Çoğunun kaybedecek bir şeyi vardır.”

Adamın eli havada kaldı.

“Demek senin yok?”

“Bir vardiyam ve yetişmem gereken otobüsüm var.”

Tam o anda kapı gürültüyle açıldı.

Üç adam.

Yüzleri sert.

Ellerinde silah.

Bağırışlar.

Masalar devrildi.

Silah namlusu doğrudan Dokuz’a çevrildi.

O an Arin düşünmedi.

Refleksle Salvatore’un üzerine atladı.

Kurşunlar camı deldi.

Kıvılcımlar.

Çığlıklar.

Salvatore saniyeler içinde silahını çekti.

Üç net atış.

Sessizlik.


Sonrası

Arin yerdeydi. Yanağında küçük bir kesik vardı.

Salvatore mendilini çıkarıp yüzüne bastırdı.

“Kaçmadın,” dedi.

“Refleksti,” dedi Arin.

Adam cebinden kalın bir zarf çıkarıp masaya attı.

“Levent!”

Müdür titreyerek geldi.

“Onu kov.”

Arin dondu.

“Beni mi? Az önce hayatınızı kurtardım.”

“Bir daha burada görünmeyeceksin.”

Salvatore döndü ve çıktı.


Zarf

Restoran boşaldığında Arin masadaki zarfı açtı.

On bin dolar.

Ve bir kart.

Sadece bir numara.

Altında tek kelime:

Yarın.


II. Bölüm – Teklif

Arin o gece parayı Beykoz’daki rehabilitasyon merkezine götürdü.

Kardeşi Kaan için.

Borç ödendi.

Üç ay daha kazanılmıştı.

Ama işi yoktu.

Ertesi sabah numarayı aradı.

“Demir,” dedi telefondaki ses.

İki dakika sonra siyah bir Mercedes geldi.

Arin arabaya bindi.

Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu.


Liman bölgesindeki devasa bir binaya geldiler.

Üst katta geniş camların önünde Salvatore duruyordu.

“Kardeşinin borcunu ödedin,” dedi arkasını dönmeden.

Arin irkildi.

“Beni araştırdınız.”

“Hayatımı kurtaran kişiyi tanımam gerekir.”

Döndü.

Gözleri yorgundu.

“Seni kovmadım. Seni korudum.”

“Ne demek bu?”

“O gece seni gördüler. Geri dönseydin öldürürlerdi.”

Sessizlik.

“Şimdi sana bir teklifim var.”

Arin’in kalbi hızlandı.

“Benim için çalış.”

“Ne iş?”

“Evimi yönet. Programımı düzenle. Personeli kontrol et.”

“Ve karşılığında?”

“Kardeşinin tüm tedavisi. Aylık on bin lira.”

Arin düşündü.

“Pazar günleri izin.”

“Anlaştık.”

El sıkıştılar.

Ve o anda kader değişti.