İkizler 1985’te kayboldu, 25 yıl sonra tarlada şok edici sır bulundu!

.
.
.

Bu sabah, tıpkı her sabah olduğu gibi Mustafa Bey, eşi Hatice ile sohbet ederken, 6 yaşındaki ikiz torunları Emre ve Burak’ı büyükanne evine bırakmıştı. Çocuklar çok zeki, çok neşeli, her zaman büyüklerini güldüren çocuklardı. Birbirlerinden oldukça farklı karakterlere sahiplerdi. Emre, maceraperest, meraklı ve konuşkan bir çocukken, Burak daha sakin, düşünceli ve içe kapanık bir çocuktu. Ancak her ikisi de, babaannelerini ve dedelerini çok severdi.

Mustafa Bey, her yaz tatilinde, İstanbul’dan gelen bu ikiz torunları, tarlada çalışarak eğitmeye, onlara çiftçilik işlerini öğretmeye özen gösterirdi. O sabah da, çocuklarla birlikte tarlada domates ekimi yapacaklardı. Emre ve Burak, büyüklerinin onlara öğrettiği tarla işlerini öğrenmek için çok heyecanlıydılar. Kahvaltıdan sonra, tarlaya gitmek üzere evlerinden ayrıldılar. Mustafa Bey, “Bugün size domates ekimini göstereceğim.” dedi, ikizler neşeyle ona eşlik ediyordu.

Gün ilerledikçe, öğlen saatlerine gelindi. Hatice Hanım, ikizlerin öğle yemeği için tarlaya gitmelerini bekliyordu. Ancak saat 12:30’a gelindiğinde, hiçbirisi hala geri dönmemişti. Hatice Hanım, önce çocukların oyun oynadığını düşündü, ama saatler geçtikçe endişelenmeye başladı. Mustafa Bey ve torunlarından hiçbir iz yoktu. 13:00’te endişesi arttı. Çocuklar acıkmış olmalıydı. “Acaba nerede kaldılar?” diye düşünerek tarlaya gitmek üzere yola koyuldu.

Tarlaya vardığında, hayal kırıklığı ve korku içinde kaldı. Traktör, o günkü işlerin yarısı yapılmıştı, fakat tarlada hiçbir kimseyi göremedi. İki küçük şapka, bazı eşyalar dağınık şekilde yerdeydi. Yerdeki kürek, sanki birinin aceleyle terk ettiği izlenimini veriyordu. Çocuklar ve Mustafa Bey’den hiçbir iz yoktu. Hatice Hanım, komşu çiftçileri hemen arayarak yardım istedi.

Komşu Hasan Amca, öğle saatlerinde çocukları ve Mustafa Bey’i gördüğünü ancak daha sonra tarladan ayrıldığını söyledi. Saatler geçtikçe köy halkı da aramalara katıldı. Akşam saatlerinde, 17:45’te, tarlanın 200 metre uzağındaki hendekte baygın halde bulunan Mustafa Bey, kafasından aldığı darbelerle yaralanmıştı. Ancak ikizler hala kayıptı. Bu kaybolma vakası, yıllarca sürecek acı verici bir gizemin başlangıcıydı.

Mustafa Bey, hastaneye kaldırıldığında hafıza kaybı yaşadığını öğrendi. Sadece sabah kahvaltısını hatırlayabiliyordu. Çocukların kaybolduğu günden bir şey hatırlamıyordu. “Çocuklar nerede? Ne oldu onlara?” diye defalarca sorarak acı içinde kaldı. Olayın ardından Bursa İl Jandarma Komutanlığı devreye girdi ve kapsamlı bir soruşturma başlattı.

Başlangıçta, köydeki herkes şüpheli görülmüyordu. Ancak yapılan incelemeler, olayın sadece bir kaybolma vakasından ibaret olmadığını gösteriyordu. Jandarma, Mustafa Bey’in traktöründen aldığı kan izlerini, ayak izlerini buldu, ancak çocuklara ait izlerin çok az olduğunu fark etti. Çocukların başka bir yere taşınmış olabileceği düşünülüyordu.

Komşu köydeki Mehmet Amca, o öğlen saatlerinde köyün yakınından geçen beyaz bir minibüs gördüğünü ve aracın Ankara plakalı olduğunu söyledi. Bu bilgi, soruşturmanın yönünü değiştirdi. Hızla, minibüsün Ankara plakalı olduğunu doğrulayan yeni ipuçları bulmaya başlandı. Ayrıca, köydeki bakkal Ayşe Hanım, sabah erken saatlerde köyde tanımadığı bir adamın olduğunu, Mustafa Bey’in evinin yerini sorduğunu belirtti. Bu yeni şüpheli bilgiler, soruşturmanın planlı bir suç olduğunu gösteriyordu.

Olayın büyümesiyle birlikte, Türkiye’nin farklı bölgelerinden de benzer ihbarlar gelmeye başladı. Aile, her yıl ikizlerin doğum günlerinde ilanlar vererek çocuklarını aradı. Ancak tüm bu çabalar, hayal kırıklığına yol açtı. Her yıl, umutlar bir nebze daha azaldı. Mustafa Bey, 1985’te kaybolan torunları için sabırla beklemeye devam etti. Ancak 25 yıl boyunca hiçbir kesin bilgiye ulaşamadılar.

Birçok yıl boyunca her yıl, aile çocukları bulma ümidiyle çeşitli yerlerde iz aradı. Lise yıllarına gelen Ahmet, “Baba, internet sayesinde belki bulabiliriz,” diyerek, ikizlerin kaybolduğu yılın üzerinden yıllar geçmişken, çok az bir umutla internet üzerinden yardım arayışını başlattı. Bir internet sitesi kurarak tüm dünyaya duyurdular. Ancak yine de somut bir bilgiye ulaşamayacaklardı.

25 yıl sonra, 2010 yılında, bir sabah Mustafa Demir, tarlada çalışırken traktörünü sürerken tarlasının güneydoğu köşesinde beyaz bir şeyin gözüne takıldı. Başlangıçta taş olduğunu düşündü ancak yaklaştıkça bunun kemik gibi bir şey olduğunu fark etti. Kalbi hızla çarpmaya başladı. İki torununun kaybolduğu yıl, bu kemikler, onun aklına korkunç bir şüpheyi getirdi. Traktörünü hemen bıraktı ve köye koşarak köy muhtarına haber verdi.

Muhtar, Mustafa Bey’in tarladaki bulgusunu görünce şoke oldu ve hemen jandarmayı aradı. Bursa İl Jandarma Komutanlığı’ndan gelen ekip, tarlayı detaylı şekilde taradığında, gerçekten insan kemikleri buldular. Yapılan kazı sonucunda, iki küçük çocuk iskeleti ortaya çıktı. Bunlar gerçekten de Emre ve Burak’a aitti. 25 yıl sonra kaybolan torunları, toprak altındaki sırra gömülmüştü.

DNA testleri, iskeletlerin Emre ve Burak Demir’e ait olduğunu doğruladı. Bu bulgu, aileyi şoka soktu. Zeynep Hanım, bayılarak yere düştü. Ahmet, ağlayarak “25 yıl boyunca, onları bulacaklarını umdum, ama şimdi öğrendik ki, onlar hep burada, bizim ayaklarımızın altındaydılar,” dedi.

Soruşturma devam ederken, 1985’teki kaybolma olayının sorumlusu olarak Ali Yılmaz isimli geçici işçi olduğu ortaya çıktı. Ali Yılmaz, 1985 yılında, Mustafa Bey’in tarlasında para taşıdığını görüp, onu soyma planı yapmış. Çocuklar da durumu gördüğü için onları susturmak zorunda kalmış ve korkuya kapılan Ali, çocukları öldürerek orada gömmüştü.

Bu korkunç itirafın ardından, 25 yıl sonra adalet yerini buldu. Ali Yılmaz’ın ölmüş olmasına rağmen, suçluluğunun vicdan azabıyla yaşadığını, en büyük günahı işlediğini itiraf etti. Bu büyük sır, aileye acı da olsa gerçekleri sundu. 25 yıl sonra Emre ve Burak’ın cenazesi toprağa verildi. Cenaze töreni, tüm köy halkının katılımıyla duygusal bir şekilde gerçekleşti. Herkes ağladı, ancak imam Efendi, “Bu masum yavrular cennetin en güzel yerindeler. Onlar için üzülmeyin,” dedi.