İstanbul’da Çekilen Bu Düğün Fotoğrafında Herkes Mutluydu… Peki Penceredeki Kadın Kimdi?
.
.
Penceredeki Kadın
İstanbul’da çekilmiş eski bir düğün fotoğrafında herkes mutluydu.
En azından ilk bakışta öyle görünüyordu.
I
2023 yılının sonbaharı, İstanbul’da tuhaf bir canlılık taşıyordu. Özellikle eski ailelerin sandıklarından çıkan hatıralar müzayede salonlarını dolduruyor, geçmiş bir kez daha paraya, meraka ve hafızaya dönüşüyordu.
Nişantaşı’ndaki küçük ama itibarlı antika ekspertiz ofisinde Selin Çelik, ikindi güneşinin pencereye vuran turuncu ışığında büyütecini ayarlıyordu. Masasının üzeri eski çerçeveler, imzalı porselenler ve sararmış belgelerle doluydu. Fakat o günkü randevunun ayrı bir ağırlığı vardı.
Kapı nazikçe çalındı.
İçeri, yetmişli yaşlarının sonunda, zarafeti hâlâ dimdik duran bir hanımefendi girdi. Üzerinde sade ama pahalı bir ipek pardösü, boynunda inci kolye vardı.
“Ben Neriman Hanzade,” dedi, İstanbul Türkçesinin eski nezaketiyle.
Elinde, ipek bir kumaşa sarılmış büyük, varaklı bir çerçeve taşıyordu.
“Bu fotoğraf bir asırdan fazla süredir ailemizde,” dedi çerçeveyi dikkatle masaya bırakırken. “Büyük büyükannem Müjgan’ın 1912 yılındaki düğün fotoğrafı.”
Selin çerçeveyi açtığında nefesi hafifçe kesildi.
Sepya tonlarındaki görüntü olağanüstü netti. Boğaziçi’ne nazır görkemli bir yalı bahçesi… Fransız dantelleriyle süslü kabarık gelinlik içinde genç bir gelin… Redingotlu, kendinden emin bir damat… Arkalarında fesli beyler, zarif hanımlar… Herkes objektife gülümsüyordu.
Görkemli bir Osmanlı sonbaharı.
“Yeniköy’deki Hanzade Yalısı,” dedi Neriman Hanım. “Kırk odalıydı. Denize sıfır. O dönem için bir saray yavrusu sayılırdı.”

Selin büyütecini yavaşça fotoğraf üzerinde gezdirdi.
Detaylar büyüleyiciydi. Gelinin boynundaki inciler, misafirlerin şapkalarındaki tüyler, yalının ahşap oymaları…
Derken büyüteç üçüncü katın cumba pencerelerine geldi.
Selin’in eli durdu.
Orada… bir siluet vardı.
Aşağıdaki neşeli kalabalığın aksine hareketsiz, cama yaslanmış bir figür. Beyaz bir entari içinde bir kadın.
Ve duruşunda bir keder.
Selin başını kaldırıp Neriman Hanım’a baktı.
“Üçüncü katta kimler kalırdı?” diye sordu dikkatle.
Yaşlı kadının yüzünden bir gölge geçti.
“Orası yatak odalarıydı,” dedi kısa bir duraksamadan sonra. “Pek mühim bir şey yok.”
Selin fotoğrafın dijital taramasını yaptı. Ekranda görüntü büyüdüğünde siluet artık inkâr edilemezdi.
Bir kadındı.
Ve yalnızdı.
Neriman Hanım ekrana yaklaştı. Yüzü bir an bembeyaz oldu.
“Ben… bir şey göremedim,” dedi ama sesi titriyordu.
Selin yumuşakça konuştu.
“Bu tür detaylar genelde aile tarihinde saklı kalmış hikâyelere işaret eder.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Neriman Hanım fısıldadı:
“Ailemizde… Elnur adında bir kadın vardı.”
II
Elnur.
Cemil Bey’in eşi.
1910’da evlenmişti. Amerikan Kız Koleji mezunuydu. Fransızca konuşur, piyano çalar, şiir okurdu. İstanbul’un gözde genç kızlarından biriydi.
1911’de ilk bebeğini kaybetti.
Ve o günden sonra, aile kayıtlarına göre, “akli dengesi yerinde değil” olarak kayda geçti.
“Onu üçüncü katta tutarlardı,” dedi Neriman Hanım. “Aile şerefini korumak için.”
Selin’in içi daraldı.
Lohusa depresyonu.
Ama 1912’de kimse buna böyle demiyordu.
O dönemde adı “melankoli”ydi. “Histeri”ydi. “Sinir zafiyeti”ydi.
Selin araştırmaya başladı.
Devlet arşivleri, eski tıp dergileri, özel yazışmalar…
Ve sonunda bir isim çıktı karşısına:
Doktor Haydar Rıfat.
Dönemin tanınmış asabiye hekimi.
Tedavi yöntemleri: Tam izolasyon. Zihinsel faaliyet yasağı. Kloral hidrat. Gerekirse yatağa bağlama.
Selin’in boğazı düğümlendi.
Arşiv belgeleri arasında asıl yıkıcı olanı buldu:
Gönderilmemiş mektuplar.
Elnur’un İzmir’deki kız kardeşi Kerime’ye yazdığı ama asla postalanmamış mektuplar.
“Canım kardeşim,” diye başlıyordu biri.
“Penceremin altındaki bahçede düğün hazırlıklarını izliyorum. Bir kez daha güzel bir entari giymeyi, boğaz rüzgârını yüzümde hissetmeyi ne kadar isterdim.”
Yazı inci gibiydi.
Düşünceler berraktı.
Delilik yoktu.
Sadece yas.
Ve yalnızlık.
Düğün günü yazılan satırlar Selin’i ağlattı:
“Müjgan danteller içinde bir kuğu gibiydi. Yüzümü cama bastırdım. Belki biri beni fark eder diye. Ama görünmezdim.”
Selin artık penceredeki kadının kim olduğunu biliyordu.
.
III
Fakat hikâye burada bitmedi.
Fotoğrafın çerçevesini incelerken Selin arka astarın içinde küçük bir deri defter buldu.
Gizli bir günlük.
15 Haziran 1912 tarihli sayfa:
“Orkestra vals çalarken odamda tek başıma dans ettim.”
Selin okumaya devam etti.
“Doktor geldiğinde sessiz kalırsam ilaçlarımı azaltıyor. İlaçları yatağımın altına saklıyorum. Zihnim berrak. Kocam kitaplarımı yaktı ama hafızamdaki şiirleri yakamaz.”
Bu bir “hasta”nın yazısı değildi.
Bu hayatta kalmaya çalışan bir kadının yazısıydı.
Günlüğün son sayfasında şu cümle vardı:
“Bir gün beni anlayacak biri bu defteri bulacak. O zaman gölge değil, insan olduğumu görecekler.”
Selin defteri kapattığında gözlerinden yaş süzülüyordu.
111 yıl sonra.
Bulunmuştu.
IV
Neriman Hanım aileyi topladı.
Oğlu Murat, torunu Esra, İzmir’den gelen akrabalar…
Elnur’un mektupları yüksek sesle okundu.
On yedi yaşındaki Esra öfkeyle konuştu:
“Depresyon geçirdiği için bir kadını hapsedemezsiniz!”
Avukat Murat başını salladı.
“O dönemin hukuku farklıydı ama bu… insanlık dışı.”
Aile bir karar verdi.
Utancı saklamayacaklardı.
Onurlandıracaklardı.
V
Altı ay sonra İstanbul’da bir kültür merkezinde bir sergi açıldı:
“Kayıp Hayatlar: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadın ve Ruh Sağlığı”
Serginin merkezinde o düğün fotoğrafı vardı.
Altında bir açıklama:
“1912. Yeniköy. Müjgan Hanzade’nin düğünü. Üçüncü kattaki pencerede görülen kişi: Elnur Aksoy. Şair. Anne. Direnişçi.”
Elnur’un günlüğü cam vitrin içindeydi.
Mektupları yanında.
Profesör Leyla Yalçın açılış konuşmasında şöyle dedi:
“Bu hikâye yalnızca bir kadının değil, bir dönemin aynasıdır. Histeri teşhisi çoğu zaman kadınların susturulmasının adıdır.”
Ziyaretçiler fotoğrafa bakarken artık bir hayalet görmüyordu.
Bir direniş görüyordu.
VI
Sergi kapandıktan sonra Selin salonda tek başına kaldı.
Fotoğrafa son kez baktı.
Artık o siluet yalnız değildi.
Elnur 1919’da, otuz yaşında, hâlâ o odada kapalıyken hayatını kaybetmişti.
Ama sesi şimdi yankılanıyordu.
Penceredeki gölge artık bir sır değildi.
Bir tanıklıktı.
İnsan ruhunun en zor şartlarda bile kırılmayacağının kanıtıydı.
Selin ışıkları kapattı.
Boğaz’dan hafif bir rüzgâr esiyordu.
Belki bir zamanlar Elnur’un yüzüne değen aynı rüzgâr.
Ve bu kez, bir kadın yukarıdan değil, aşağıdan gökyüzüne bakıyordu.
Özgürce.
News
“Mafya babası hizmetçiyi takip etti — gördüğü şey onu dondurdu.”
“Mafya babası hizmetçiyi takip etti — gördüğü şey onu dondurdu.” . . . Chicago’da yağmur şehri temizlemezdi. Sadece kiri daha…
Amerikalı Pilot “Türkler Teslim Olur” Dedi! 💀 Esir Kampında GÖZÜNÜ AÇINCA ŞAŞIRDI!
Amerikalı Pilot “Türkler Teslim Olur” Dedi! 💀 Esir Kampında GÖZÜNÜ AÇINCA ŞAŞIRDI! . 1953 yazında, Washington’da kapalı kapılar ardında hazırlanan…
KIZIMA DEDİ ALAMAYIZ… VE ARKALARINDAKİ MİLYONER KADIN İNANILMAZ BİR ŞEY YAPTI
KIZIMA DEDİ ALAMAYIZ… VE ARKALARINDAKİ MİLYONER KADIN İNANILMAZ BİR ŞEY YAPTI . KIZIMA “BUGÜN ALAMAYIZ” DEDİ… VE HAYATLARI DEĞİŞTİ Kerem…
Hamile karısını köpek kulübesinde uyumaya zorlar. Ta ki Mafya Patronu Onu…
Hamile karısını köpek kulübesinde uyumaya zorlar. Ta ki Mafya Patronu Onu… . Tamam.O zaman adalet yolunu seçen, güçlü ve sinematik…
Mafya Babasının İkizleri Felçli Doğmuştu Ve Konuşamıyordu — Hizmetçiyi Öyle Görünce Dondu Kaldı
Mafya Babasının İkizleri Felçli Doğmuştu Ve Konuşamıyordu — Hizmetçiyi Öyle Görünce Dondu Kaldı . Seattle’da yağmur asla gerçekten temizlemezdi. Sadece…
Baron, Karısına Evlilik Yıldönümü Hediyesi Olarak 12 Yaşında Köle Bir Kız Verdi
Baron, Karısına Evlilik Yıldönümü Hediyesi Olarak 12 Yaşında Köle Bir Kız Verdi . . . 14 Nisan 1847 sabahı Louisiana’nın…
End of content
No more pages to load






