“Kayınvalideme kocamın aldatması hakkında anlattım ve tek cevabı şuydu: ‘Ne olmuş? Ne yapacaksın?’”
.
.
.
KÖLELİKTEN GÖLGE İKTİDARA: HACI BEŞİR AĞA’NIN HİKÂYESİ
1730 yılının Eylül ayı…
İstanbul, yüzyıllardır alışık olduğu sessiz vakarını kaybetmişti. Et Meydanı’nda toplanan binlerce insan, taşlarla, sopalarla, baltalarla bağırıyor; “Şeriat isteriz!” diye haykırıyordu. Dükkanlar kapanmış, saray kapıları kilitlenmişti. Sokaklarda korku vardı. Sarayda ise daha büyük bir korku: iktidarın kaybedilmesi.
Sultan III. Ahmed, Üsküdar’daki sarayında pencereden Boğaz’a bakarken, saltanatının çöktüğünü hissediyordu. Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın adı kalabalığın ağzındaydı. Lale Devri’nin ihtişamı artık bir lanet gibi anılıyordu. Ama padişahın asıl korkusu başka bir isimdi: Patrona Halil.
Tam o saatlerde, Topkapı Sarayı’nın derin koridorlarında, kimsenin dikkat etmediği bir adam sessizce yürüyordu. Ne yeniçeriydi, ne vezir, ne de şehzade. Ama imparatorluğun kaderi onun kaleminden çıkacak birkaç satıra bağlıydı.
O adamın adı Hacı Beşir Ağa idi.
Afrika’dan Başlayan Kader
Beşir, 17. yüzyılın ortalarında Habeşistan topraklarında doğmuştu. Nerede, hangi köyde, kimlerin oğlu olarak dünyaya geldiği bilinmez. Çünkü Osmanlı kayıtlarında onun çocukluğu yoktur; sadece bir eşya gibi saraya giriş tarihi vardır.
Henüz çocuk yaşta köle tüccarları tarafından kaçırıldı. Hadım edildi. Bu işlem o kadar acımasızdı ki, aynı kaderi paylaşan çocukların yarısı hayatta kalamazdı. Beşir hayatta kaldı. Ama bedeniyle birlikte geçmişi de orada öldü.
İstanbul’a getirildiğinde adı bile değişmişti. Artık o, sarayın malıydı.
Kızlar Ağası Yapraklı Ali Ağa’nın yanına verildi. En alt kademeden başladı: acemi, nöbetçi, kapı görevlisi… Yıllar geçtikçe yükseldi. Ama onu diğer hadımlardan ayıran bir şey vardı:
O sadece itaat etmiyordu. O izliyordu. Öğreniyordu. Hafızasına kaydediyordu.

Sarayın İçindeki Gölge
1707 yılında Beşir Ağa, Sultan III. Ahmed’in hazinedarı oldu. Bu, bir hadım için olağanüstü bir yükselişti. Artık padişaha yakındı. Onun korkularını, zaaflarını, çevresindeki entrikaları biliyordu.
Ama sarayda yükselmek, aynı zamanda düşmek demekti.
1713’te rakiplerinin hamlesiyle Kıbrıs’a sürgün edildi. Normal şartlarda bu, bir hadım ağanın sonuydu. Ama Beşir Ağa için değil.
Sürgünde bile ağ kurdu. Mısır’a, oradan Hicaz’a gönderildi. Şeyhülharemlik yaptı. Hac vazifesini yerine getirdi. İstanbul’daki bağlantılarını asla koparmadı. Herkes onu unutmuş sanıyordu ama o, herkesi tek tek not ediyordu.
1717’de İstanbul’a geri çağrıldı.
Ve kızlar ağası oldu.
Artık Osmanlı İmparatorluğu’nun üçüncü en güçlü adamıydı.
İktidarın Görünmeyen Yüzü
Beşir Ağa, 330’dan fazla vakfın denetimini elinde tutuyordu. Bu, sadece para demek değildi. Bu, bilgi, istihbarat ve sadakat demekti. Anadolu’dan Balkanlar’a kadar her şehirden haber alıyordu.
Haremde ise mutlak otoriteydi. Suçlu gördüğü cariyeleri yargısız infaz ettirme yetkisine sahipti. Çuvallara konup Haliç’e atılan kadınların hangisi gerçekten suçluydu, hangisi onun çıkarlarına ters düştüğü için öldürüldü, kimse bilmiyordu.
Lale Devri’nde herkes eğlenirken, Beşir Ağa hesap yapıyordu.
Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı göreve getiren de oydu. Çünkü anlamıştı:
Padişahlar geçicidir. Ama gölge kalıcıdır.
Patrona Halil İsyanı
1730’da isyan patladı.
Et Meydanı doldu. Patrona Halil, İstanbul’u ele geçirdi. Sadrazam idam edildi. Sultan tahttan indirildi. Yeni padişah I. Mahmut çıktı ama gerçek iktidar Patrona’nın elindeydi.
Bir ay boyunca İstanbul’u bir isyancı yönetti.
Ve Beşir Ağa bekledi.
Sonra harekete geçti.
Saray içinde ve dışında iki ayrı örgüt kurdu. Kırım Hanı Kaplan Giray’ı yanına aldı. Patrona’nın bağlı olduğu yeniçeri ortasını içeriden çözdü. Bir provokasyonla halkı isyancıların karşısına dikti.
25 Kasım 1730 gecesi Patrona Halil yakalandı.
İdam edildi.
İsyan bastırıldı.
Ve Beşir Ağa hayatta kaldı.
Son Yıllar ve Çelişki
Sultan I. Mahmut ona güvendi. Beşir Ağa 16 yıl daha görev yaptı. Toplamda 29 yıl. Osmanlı tarihinde bir kızlar ağası için eşsiz bir süre.
Servet biriktirdi. Camiler, kütüphaneler, medreseler yaptırdı. 1007 ciltlik kitap koleksiyonu vardı. Kimileri onun vicdanını temizlemeye çalıştığını söyledi.
Ama soru hep aynı kaldı:
O bir canavar mıydı, yoksa hayatta kalmak zorunda kalan bir köle mi?
3 Haziran 1746’da öldü.
Özgür olmadan…
Ama bir imparatorluk yönetmiş olarak.
Sonuç
Hacı Beşir Ağa’nın hikâyesi, Osmanlı’nın gücünden çok kırılganlığını anlatır. Bir kölenin, gölgede kalarak bir devleti nasıl yönettiğini…
En güçlü adamın bazen en çaresiz kişi olabileceğini.
Ve gücün, bazen görünmeyen ellerde toplandığını.
Hikâye burada biter.
Ama Osmanlı’nın karanlık gölgeleri bitmez.
News
1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti.
1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti. . . . **1991’DE VAN SINIRINDA…
Ölüm döşeğinde kayınvalidem fısıldadı: “Oğlum sandığın kişi değil.” Onun…
Ölüm döşeğinde kayınvalidem fısıldadı: “Oğlum sandığın kişi değil.” Onun… . . . ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ FISILTI Kayınvalidem ölüyordu. Odaya girdiğimde perdeler…
Kocamın eski eşyalarını toplarken bir kitabın arasında bir kâğıt buldum. Okuduğumda…
Kocamın eski eşyalarını toplarken bir kitabın arasında bir kâğıt buldum. Okuduğumda… . . . KÖLE OLARAK DOĞDU, İMPARATORLUĞU YÖNETTİ: HACI…
29 Yıl Osmanlı’yı Gizlice Yöneten Köle: Hacı Beşir Ağa’nın Kanlı Suikastı (Patrona Halil İsyanı)
29 Yıl Osmanlı’yı Gizlice Yöneten Köle: Hacı Beşir Ağa’nın Kanlı Suikastı (Patrona Halil İsyanı) . . . GÖLGELERİN EFENDİSİ: HACI…
Hamile bir ÖLÜNÜN cenazesi sırasında, görevli KARNIN HAREKET ETTİĞİNİ hissediyor ve İNANILMAZ bir şe
Hamile bir ÖLÜNÜN cenazesi sırasında, görevli KARNIN HAREKET ETTİĞİNİ hissediyor ve İNANILMAZ bir şe . . . CESARET TEKNOLOJİDEN GÜÇLÜDÜR…
İsrail’li Komutan MORARDI! Türkler Bomba İmhasından Ne Anlar? dedi, Türk SUBAY ELLERİYLE Çözdü!
İsrail’li Komutan MORARDI! Türkler Bomba İmhasından Ne Anlar? dedi, Türk SUBAY ELLERİYLE Çözdü! . . . Eylül 2024’te, Kafkas Dağları’nın…
End of content
No more pages to load


