Kibirli Albay – Sivil Kadını Aşağıladı – Tek Bir Kelimeyle Saltanatı Yıkıldı
.
.

.
KİBİRLİ ALBAYIN SONU: TEK BİR KELİMEYLE YIKILAN SALTANAT
I. DAĞLARIN KRALI
Hakkari Dağ Komando Tugayı’nın subay gazinosunda yankılanan öfke, pencerelerde biriken ayazı bile titretecek kadar keskindi.
“Bu ne cüret? Bu ne saygısızlık?”
Sözlerin sahibi Albay Kenan Sancaktar, ortada bir heykel gibi duruyordu. 1,90’ı aşan boyu, geniş omuzları ve çelik gibi bakışlarıyla, bu dağ kalesinin tartışmasız tek hakimi olduğunu her haliyle belli ediyordu. Masasında pahalı bir viski, elinde yanan puro, dışarıdaki soğuğa tezat bir sahte sıcaklık yaratıyordu.
Gözleri, pencerenin önünde duran ve elindeki karton bardaktan kahvesini yudumlayan kadına kilitlenmişti.
“Sana diyorum kadın! Sağır mısın? Bir albay karşında dururken sen kim oluyorsun da arkanı dönüp kahve içiyorsun?”
Kadın yavaşça döndü. Üzerinde askeri üniforma yerine sade, koyu renk bir kaşmir palto vardı. Saçları topuz yapılmış, makyajsız yüzü ona bir akademisyen ya da Ankara’dan gelen bir sivil denetçi havası veriyordu.
Ama gözleri… Gözlerinde bir akademisyende olamayacak kadar keskin, delici, insanın ruhunu delen bir bakış vardı.
Albay Kenan Sancaktar’ın otoritesine meydan okuyordu bu bakışlar.
Kadın tek kelime etmeden kahvesinden bir yudum daha aldı.
Bu sessizlik Kenan Sancaktar’ın damarlarındaki kanı kaynatan son damla oldu.
Bu tugay onun krallığıydı. Burada onun sözü kanundu. Kargalar bile onun arazisinden geçerken sesini keserdi.
Ve şimdi ismini bile bilmediği bir sivil kadın, onun egemenliğine alenen hakaret ediyordu.
“Demek dilsiz taklidi yapıyorsun ha!” diyerek kadına bir adım attı.
Ağır postallarının zeminde çıkardığı ses, odadaki diğer subayların nefesini tuttu. Herkes olacakları biliyordu. Sancaktar’ın gazabı korkunçtu.
II. AYAZIN GÖLGESİNDE
Dışarıda Hakkari’nin zirvesini döven acımasız kış, vadiyi beyaz bir kefen gibi örtüyordu. Burası Türkiye’nin en uç noktası, terörle mücadelenin kalbiydi.
Ama bu gerilimin altında çok daha sinsi bir tehlike kol geziyordu: Yozlaşmanın, kibrin ve insan onurunu hiçe sayan bir zorbalığın gölgesi.
Ankara’da ise çok başka bir fırtına kopmak üzereydi.
Tümgeneral Asena Yılmaz, namıdiğer Bozkurt, masasındaki isimsiz mektup yığınını inceliyordu.
TSK tarihinin en genç kadın generaliydi.
Onun için rütbeler, madalyalar, unvanlar birincil değildi.
Tek derdi, ay-yıldızlı üniformayı giyen her askerin, asgari insan onuruyla yaşamasıydı.
Son haftalarda masasına ulaşan mektupların hepsi aynı yerden, Albay Kenan Sancaktar’ın komutasındaki Hakkari Komando Tugayı’ndan geliyordu.
İddialar korkunçtu:
Mehmetçiğe dağıtılması gereken kışlık kamuflajlar, termal içlikler, ısıtıcılar kara borsada satılıyordu.
Erzaklar kalitesizdi.
Bazı üst rütbeliler lüks partiler düzenliyordu.
Ve bu yolsuzluk piramidinin tepesinde tek bir isim vardı: Albay Kenan Sancaktar.
Kağıt üzerinde cesur ve tecrübeli bir komutandı.
Ama tugayı kendi çiftliği gibi gören, astlarına zulmeden, özellikle kadınlara karşı derin önyargı ve nefret besleyen bir despottu.
III. AYAZ OPERASYONU BAŞLIYOR
Tümgeneral Asena Yılmaz, teftiş planını hazırladı.
Yanında kıdemli başçavuş Murat Demir vardı.
“O adam laftan anlamaz komutanım, kimliğiniz ortaya çıkarsa…”
“Biliyorum Murat Başçavuşum. Ama dosyalardaki rakamlar, genç askerlerin donan ellerinin acısını hissettirmiyor bana. O krallığı kendi gözlerimle göreceğim. Bu kez tek başıma gireceğim.”
Üzerindeki general üniformasını çıkardı. Yıldızlarını, madalyalarını masaya bıraktı. Sade bir sivil kıyafet giydi.
Artık sadece bir araştırmacıydı.
Ama değişmeyen tek şey gözlerindeki çelik gibi parıltıydı.
Zırhlı araçta Hakkari’ye yol alırken kalbi bir buz kütlesine dönmüştü.
Bu dağlarda bir yerlerde vatan evlatları bir zorbanın cebini doldurmak için soğuktan titriyordu.
Bu düşünce, içindeki adalet ateşini daha da harlıyordu.
IV. KIBIRLILIK VE KORKU
Tugayın ana nizamiyesine vardıklarında, Asena’nın sahte kimliğiyle giriş yapması kolay oldu.
Tugayın içine adım atar atmaz bir şeylerin ters gittiğini hissetti.
Eğitim alanındaki askerlerin yüzlerinde yaşam belirtisi yoktu.
Üzerlerindeki kışlık parkalar eski ve yıpranmıştı.
Soğuktan büzülmüş omuzları acınası bir görüntü sergiliyordu.
Buna karşılık karargah binası çevresinde dolaşan subayların üniformaları jilet gibiydi ve yüzlerinde anlaşılmaz bir kasıntı vardı.
Yolunu kaybetmiş gibi yaparak askerlerle sohbet etmeye çalıştı.
Ama herkes korku içindeydi, cevaplar kısa ve ürkekti.
Subay dinlenme salonuna geçti.
Pencereden, Albay Kenan Sancaktar’ın lojmanını net görebiliyordu.
Diğer binalar eski ve yalıtımsızken, sadece albayın lojmanında en yeni yalıtım, güneş panelleri vardı.
Mehmetçik soğuktan donarken, komutanlarının evi en modern enerji sistemleriyle donatılmıştı.
Elindeki karton bardağı sıktı.
Ayaz Operasyonu adını verdiği bu teftişte, karanlık köşelerde çürüyen bu düzeni yıkmaya kararlıydı.
V. KRALIN KARŞISINDA
Dinlenme salonunun kapısı sertçe açıldı.
İçeri Albay Kenan Sancaktar girdi.
Gözleri Asena’ya takıldı.
Üzerindeki sivil kıyafet, tavrı, istifini bozmadan pencereye bakışı…
Albayın egosuna doğrudan bir saldırıydı.
“Hey sen! Kimsin sen? Ne işin var burada?”
Asena yavaşça döndü, tek kelime etmeden gözlerinin içine baktı.
Sancaktar bunu bir küstahlık olarak yorumladı.
“Sağır mısın dedim? Hangi birliktensin? Adın ne senin?”
Yanındaki binbaşı telaşla kulağına eğildi:
“Komutanım, kendisi Milli Savunma Bakanlığı’ndan araştırmacı.”
Sancaktar alaycı bir şekilde güldü:
“Ne zamandan beri enstitülere pavyon karılarını alıyorlar ki? Fena değilmiş ama terbiye sıfır.”
O aşağılayıcı ifade havayı buz kesti.
Diğer subaylar başlarını öne eğdi.
Asena’nın yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu.
Sakin bir şekilde kahvesinden bir yudum daha aldı.
Sancaktar öfkeyle ayağa kalktı:
“Hey buraya gel!”
Asena yerinden kımıldamadı.
Albay, nefesindeki alkol ve puro kokusuyla yaklaştı:
“Senin gibi sürtükler yüzünden ordunun disiplini kalmadı. Belli ki kendine rütbeli bir enayi arıyorsun. Ama burası senin bildiğin yerlere benzemez!”
Parmağıyla Asena’nın omzunu dürttü.
Açık bir fiziksel temas ve tacizdi.
“Burada kral benim! Şimdi dizlerinin üzerine çök ve benden özür dile. Sonra git bana kahve yap. Çünkü burada yapabileceğin tek iş bu!”
VI. SESSİZLİĞİN SONU
Elindeki karton bardağı yere fırlattı.
Kahve zemine yayıldı.
Sancaktar kulağına eğildi:
“Kahvenin yanında kendini de hazırla. Bu gece sana özel ilgi göstereceğim.”
Cinsel taciz sınırını aşan açık bir suçtu.
O ana kadar Asena Yılmaz tek kelime etmemişti.
Ama şimdi, gözlerinde ne öfke ne de korku vardı.
Sanki bir bilim insanı iğrenç bir böceği inceler gibi bakıyordu.
Ve konuştu.
“O pis ağzını kapatsan iyi edersin, Albay.”
O anda kapı bir kez daha açıldı.
İçeri üç yıldızlı Kolordu Komutanı Korgeneral Hakkı Paşa girdi.
Odadaki herkes dona kaldı.
Korgeneral, Asena Yılmaz’ın önünde 90 derece eğildi:
“Tüm generalim, rapor ediyorum. Geciktiğim için özür dilerim. Bütün kusur benimdir.”
Bir gök gürültüsü gibi yankılandı o tek kelime: “Tüm generalim.”
Kenan Sancaktar’ın beyni dondu.
Bu kadın… Tüm general miydi?
Korgeneral titreyen elleriyle cebinden mendil çıkardı, yerdeki kahve lekesini bizzat silmeye başladı.
Sancaktar, kolordu komutanının omzunun üzerinden kadının gözlerine baktı.
Artık o bakışlar bir celladın bakışlarıydı.
“Asena Yılmaz’ın sesi buz gibiydi:
Az önce hakaret ettiğin kişi, Genelkurmay Teftiş Kurulu Başkanı Tümgeneral Asena Yılmaz.
Ve şu andan itibaren inşa ettiğin o kibir kalesini tek bir taş bile bırakmadan yerle bir edeceğim.”
Kenan Sancaktar dizlerinin üzerine çöktü.
Krallığının kralı, en aşağılık gördüğü kişinin önünde yıkılmıştı.
VII. HESAP ZAMANI
Asena Yılmaz, odadaki diğer subaylara döndü:
“Yanlışı görüp de susmak kötülüğe ortak olmaktır.
Sadece kendi canının derdine düşüp üstünün kanunsuz emirlerine itaat eden bir asker, asker değildir.
Halkın ekmeğini yiyen bir hainden farksızdır.”
Kolordu komutanı anında cevap verdi:
“Emredersiniz, tüm generalim.”
Albay Kenan Sancaktar’ın görevine son verildi.
Tüm kilit subaylar açığa alındı.
Tugayda gözetim başladı.
Asena Yılmaz, içtima alanında binlerce askerin önüne çıktı:
“Bugün burada size moral vermek için bulunmuyorum.
Sizden çalınanları geri almak ve yıkılanları yeniden inşa etmek için geldim.
Devlet size vatanı koruma gibi kutsal bir görev verdi.
Ama komutanınız bu kutsal görevi kendi cebini doldurmak için bir araca dönüştürdü.
O bir asker değil, asker üniforması giymiş bir hırsızdır.”
İnzibatlar, Albay Kenan Sancaktar’ı apoletleri sökülmüş, şapkası alınmış, elleri kelepçeli şekilde tüm tugayın önünde sürükledi.
Bir devrin sonuydu.
VIII. ADALETİN YÜKSELİŞİ
Aynı gün Genelkurmay Lojistik Daire Başkanlığı’ndan yardım kamyonları geldi.
Askerlere yeni kışlık kamuflajlar, botlar, içlikler, yakıt ve sıcak yemek dağıtıldı.
Bu bir lütuf değil, hakkın iadesiydi.
Asena Yılmaz, “Çürümüş kökleri kazımazsanız yabani otlar yeniden çıkar.
Bugünden itibaren bu birlikte kapsamlı bir teftiş başlatılacaktır.
Yolsuzluk zincirine bulaşmış herkesi askeri mahkemeye çıkaracağım.
Sizin yardımınıza ihtiyacım var.
Haksızlık karşısında susmayın!” dedi.
İhbar merkezi kuruldu.
Genç bir asker, Fırat Çelik, korkusunu yenip elindeki kanıtları verdi.
Bu, Kenan Sancaktar’ın ordu dışındaki karanlık ilişkilerini ve büyük bir rüşvet ağını ortaya çıkardı.
IX. KRALLARIN YIKILIŞI
Soruşturma derinleştikçe, Cengiz Acar adında bir işadamının ordu içindeki rüşvet ve ihale ağının başı olduğu ortaya çıktı.
Savcı Hakan Öztürk ve Asena Yılmaz, ordu ve yargının gücünü birleştirdi.
Siyasi baskılar, tehditler, karalama kampanyaları başladı.
Ama Asena yılmadı.
Bir sabah şafak vakti, Ankara’da PT Holding merkezine ve siyah defterde ismi geçen tüm kilit isimlere eşzamanlı operasyon yapıldı.
Çelik kapılar, plazma kesicilerle açıldı.
Belgeler, sunucular, kara defter ele geçirildi.
Defterdeki şifreler çözüldü.
Onlarca general, milletvekili, bakan yardımcısı, işadamı, gazeteci bu ağın parçasıydı.
Türkiye’yi gölgelerden yöneten krallar bir bir deşifre oldu.
Tutuklamalar, mecliste soruşturma komisyonları, halkın öfkesi ve yeniden doğan umut dalgası…
X. YENİ BİR BAHAR
Ayaz Operasyonu bir devri bitirdi.
Hakkari’de bir zamanlar Kenan Sancaktar’ın hüküm sürdüğü tugayda artık umut vardı.
Askerler yeni üniformalarıyla, yüzlerinde korku değil gururla içtima alanında diziliyordu.
Asena Yılmaz, birliğe tekrar gitti.
Bu kez gizli değil, omuzlarında parlayan iki yıldızla, şanlı üniformasıyla.
Kendisini selamlayan genç askerlerin gözlerinde minnet ve saygı vardı.
Üstçavuş Fırat Çelik’e kahve uzattı:
“Eğer o gün senin cesaretin olmasaydı, bu kadar ileri gidemezdik.
Gerçek kahramanlar sizlersiniz.”
Asena Yılmaz, korgeneral rütbesine terfi etti ve Genelkurmay Başkanlığı’na aday gösterildi.
Ama onun için en büyük ödül, Hakkari’nin ayazında yeniden filizlenen umut ve onurdu.
XI. GERÇEK GÜÇ
Bir ülkenin en büyük gücü tankları, tüfekleri değil; Asena Yılmaz gibi cesur yürekleri ve Fırat Çelik gibi onurlu evlatlarıdır.
Bir bardak kahveyle başlayan bu küçük fırtına, çürümüş bir saltanatı yıkıp, yeni bir baharın kapısını araladı.
Son.
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load


