KİBİRLİ İŞ KADINI HERKESİ AŞAĞILIYORDU… AMA YENİ GARSONKİZ ONU LAFINI KESİVERDİ

.
.
.

**KİBİRLİ İŞ KADINI HERKESİ AŞAĞILIYORDU…

AMA YENİ GARSON KIZ ONU TEK CÜMLEYLE SUSTURDU**

Bazı insanlar gücü parayla ölçer.
Bazılarıysa gücü suskunlukla taşır.
Bu hikâye, gücünü başkalarını ezmekten alan bir kadının; onurunu kaybetmemek için sessizce direnen bir genç kızla çarpışmasının hikâyesidir. Ve bu çarpışma, hiç kimsenin beklemediği bir yüzleşmeye, ardından da şaşırtıcı bir dönüşüme yol açar.


I — AŞAĞILAMANIN ALIŞKANLIK OLDUĞU YER

İzmir’in en seçkin restoranlarından biri… Kristal avizeler, keten örtüler, fısıltıyla konuşan müşteriler.
Ve masaların birinde, herkesin adını duyunca gerildiği bir kadın oturuyordu: Ayşe Kaya.

Yetmişine yaklaşmış, kocasından kalan inşaat imparatorluğunu büyütmüş, Ege kıyılarında sözü kanun sayılan bir iş kadınıydı. Kusursuz taranmış kır saçları, pahalı mücevherleri ve bir bakışıyla ortamı susturan soğuk bir otoritesi vardı. Onun için restoranlar, yemek yenilen yerler değil; gücün sergilendiği sahnelerdi.

O gün, henüz birkaç haftadır işe başlayan Elif Demir için sıradan bir vardiya gibi başlamıştı. Yirmi dört yaşındaydı. Üniversitede işletme okumuş, hayali kendi işini kurmaktı. Ama anne babasını kaybettikten sonra kalp rahatsızlığı olan büyükannesi Fatma’ya bakmak için okulunu yarıda bırakmıştı. Şimdi bu restoranda çalışıyor, kazandığı her kuruşu büyükannesinin ilaçlarına ayırıyordu.

Ayşe’nin masasına servis yaparken küçük bir kaza oldu. Sos damladı.
Elif hemen diz çöktü, temizlemeye başladı.

Ayşe, genç kızın eğilmiş hâlini soğuk bir gülümsemeyle izledi.

İşte böyle yapılmalı,” dedi herkesin duyacağı bir sesle.
Sizin gibiler, dünyadaki yerlerini öğrenmeli.

Restoran bir anlığına sessizleşti. Elif boğazındaki düğümü yuttu. Bu işe ihtiyacı vardı. Büyükannesi hastanedeydi.
“Oldu Ayşe Hanım,” diyebildi sadece.

Ayşe’nin bakışları daha da sertleşti.
“Masama dokunmadan önce o ellerini yıka. Burası sokak meyhanesi değil.”

Elif başını eğdi, arka tarafa geçti.


II — GÖRÜNMEZ YARALAR

Koridorda amiri Mehmet ile karşılaştı. Yıllardır burada çalışan, Ayşe’nin huyunu bilen bir adamdı.
“İyi misin?” diye sordu.

Elif aynaya baktı. Yorgun, ama hâlâ dimdik.
“İyiyim. Sıradan bir gün.”

Mehmet iç çekti.
“Bu kadın herkesi böyle ezer. Gücü var, nüfuzu var. Şikâyet edeni kovdurur. Kendini yitirmene izin verme.”

O akşam Elif, hastanede büyükannesinin yanındaydı. Fatma, zayıf ama gözleri hâlâ keskin bir kadındı.
“Bugün iş nasıldı?” diye sordu.

Elif gülümsedi.
“İyiydi anneanne.”

Fatma elini tuttu.
“Bana yalan söyleme. Ama şunu bil: Bazı insanlar başkalarını incitir, çünkü içlerinde çok acı vardır. Bu, yaptıklarını haklı çıkarmaz; ama senin suçun olmadığını hatırlatır.”

Elif o gece uzun süre düşündü.
Sessiz kalmak mı gerekiyordu?
Yoksa artık dur demenin zamanı mıydı?


III — KIBRİN KARŞISINDA DİK DURMAK

Ertesi gün Ayşe yine geldi. Bu kez yalnızdı.
“Elâ buradasın,” dedi küçümseyerek. “Mesajı anlamadın sanırım.”

“Bu işe ihtiyacım var,” dedi Elif sakin ama net bir sesle.
“Sizi iyi ağırlamak için buradayım.”

Ayşe, pencere kenarındaki “hakimiyet masasına” geçti. Şikâyetler başladı:
Bardak lekeli.
Peçete buruşuk.
Masa sallanıyor.

Elif her seferinde çözüm sundu. Kibar, sakin, ama eğilmeden.

Bu, Ayşe’yi şaşırtıyordu.

Yan masadaki yaşlı bir çift ayağa kalktı.
“Affedersiniz,” dedi adam. “Bu genç kıza karşı çok kaba davranıyorsunuz.”

Ayşe öfkeyle döndü.
“Bu sizi ilgilendirmez.”

“Tam da bizi ilgilendirir,” dedi kadının eşi. “Kalite, nezaketsizliği haklı çıkarmaz.”

Ayşe ilk kez kontrolü kaybediyordu.
“Garson!” diye bağırdı. “Madem seni savunuyorlar, onların masasının altını ellerinle temizle!”

Restoran dondu.

Elif bir adım attı.
Sonra durdu.

“Hayır,” dedi sakince.
“Beni aşağılamak için uydurulmuş gereksiz bir emri yerine getirmeyeceğim.”

Fısıltılar yayıldı.
Ayşe ayağa fırladı.
“Müdürünüzü çağırın! Bu küstah kovulsun!”

Mehmet geldi. Çatal bıçaklara baktı. Tertemizdi.
“Bir sorun göremiyorum.”

Ayşe öfkeyle bağırdı.
“Ben sorun görüyorum!”

İşte o an Elif, restoranın ortasında, herkesin duyacağı bir sesle konuştu:

Para, başkalarına kötü davranma hakkı vermez.

Sessizlik…
Sonra alkışlar.

Ayşe ilk kez, herkesin önünde yalnız kaldı.


IV — GEÇMİŞİN HAYALETİ

Ayşe restorandan öfkeyle çıktı.
Ama o gece Elif, hastanede büyükannesinden bir gerçeği öğrendi.

Fatma titreyerek eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta, yanında gülümseyen bir kız çocuğu vardı.

“Bu Ayşe,” dedi.
“Onu çocukken ben büyüttüm.”

Elif dondu.
“Nasıl yani?”

Fatma gözlerini kapadı.
Yetim bir kız…
Yanlış bir suçlama…
Zenginlerin fısıltıları…
Ve kopan bağ…

“Ayşe, zengin olunca geçmişinden utandı,” dedi Fatma.
“Beni yok saymayı seçti.”

Elif her şeyi anladı.
Ayşe’nin kibri, bir kaçıştı.
Utançtan, kırılganlıktan, borçlu hissetmekten kaçış.


V — PORTAKAL SUYU VE GERÇEK

Ertesi akşam Ayşe geri döndü. Yanında bir avukat, bir sosyete kadını ve bir muhabir vardı.
Amacı belliydi: Elif’i herkesin önünde bitirmek.

“Müdürünü çağır,” dedi Ayşe.
“Bu saygısız çalışan ya kovulur ya da ben bu mekânı bitiririm.”

Restoran nefesini tuttu.

Elif öne çıktı.

“Ayşe Hanım,” dedi yüksek sesle,
“Size bir şey söylemek istiyorum.”

Ayşe alaycı güldü.
“Nedir?”

Fatma Demir’i hatırlıyor musunuz?” dedi Elif.
“Sizi yetimken bulan, büyüten, seven kadını?”

Ayşe’nin yüzünden kan çekildi.

“Büyükannem şu an hastanede,” diye devam etti Elif.
“Ve siz, onu hayatınızdan atıp unuttuğunuz hâlde; onun torununu aşağılamaktan zevk alıyorsunuz.”

Ayşe çöktü.
Gözyaşları aktı.

Elif, masadaki sürahiyi aldı.
Ve herkesin önünde portakal suyunu Ayşe’nin başından aşağı döktü.

“Bu,” dedi titremeyen bir sesle,
“Büyükannemin döktüğü her gözyaşı için.”

Ayşe sadece fısıldadı:
“Bunu hak ediyorum.”


VI — HASTANEDE BARIŞ

Elif istifa etti.
Ama o gece, Ayşe yalvardı.

“Onu görmeme izin ver.”

Hastaneye gittiler.
Fatma, Ayşe’yi görünce fısıldadı:
“Ayşeciğim…”

Ayşe diz çöktü.
“Affet beni anne.”

Fatma gülümsedi.
“Ben seni çoktan affettim.”

O an, yılların kini çözüldü.

Ayşe, büyükannenin ameliyat masraflarını üstlendi.
Ama bu bir sadaka değildi.
Sorumluluktu.


VII — YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Ayşe değişti.
Servetinin büyük kısmını sosyal projelere ayırdı.
Okullar yenilendi.
Yaşlılar için merkezler açıldı.

Elif, vakfın yöneticisi oldu.
Fatma onursal başkan.

Bir zamanlar restoranın ortasında birbirine bakan üç kadın, şimdi aynı masada kahve içiyordu.

Ayşe bir gün şöyle dedi:
“Ben gücü yanlış yerde aramışım.”

Elif gülümsedi.
“Güç, insanı ezmemekte.”


SON SÖZ

Bu hikâye, kibirle başlayan bir sahnenin;
onur, yüzleşme ve bağışlamayla bitmesinin hikâyesidir.

Peki siz…
Elif’in yerinde olsaydınız, susar mıydınız?
Yoksa o tek cümleyi söylemeye cesaret eder miydiniz?

Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın.