Köyde Geçen Bir Yaz Gecesi… Unutulmayacak Bir Anı | Derya Anlatıyor

.
.

Köyde Geçen Bir Yaz Gecesi… Unutulunmaz Bir Anı | Derya Anlatıyor

Ben Selda. Bu anlatacaklarımı kimselerle paylaşmadım. Sadece bir dostumla dertleşir gibi anlatıyorum. Şimdi o köyde geçirdiğim o yaz, içimde öyle izler bıraktı ki, ne zaman aklıma gelse, sanki hala o toprak yolda çıplak ayakla yürüyormuşum gibi hissediyorum.

Ahmet’i İlk Görüşüm

Ahmet’i ilk gördüğümde üzerindeki gömlek terden yapışmıştı. Elinde kürek bir yığın odunu sırtlamış, avludan geçiyordu. Omuz kasları güneşte parlıyordu. Göz göze geldiğimizde içimden bir şeyler çekildi sanki. Ne yaptıysa, o bakışla yaptı zaten. Gözleri konuştu, dudakları değil.

O köyde herkesin birbirine yakınlığı vardı ama bazı yakınlıklar fazlasıyla yakındı. O evde kaldığım süre boyunca Ahmet’in bakışları hep üzerimdeydi. Oysa onun yanında olan kadınla hiç öyle bir yakınlığımız yoktu. Ama adı geçsin istemem şimdi. Anlarsın ya, çok konuşulacak şeydi bu.

İlk Akşam Bahçede

Bir akşamüstüydü. Bahçede yalnızdım. Elimde eski bir kitap vardı. Güneşin son ışıkları saçlarımı yalarken, o geldi yanıma. Ne kitap, umurumdaydı ne de güneş. Sanki zaman durmuştu. Oysa hiçbir şey söylememişti henüz ama dizime konan gölgesi, söylemediği her şeyi anlatmıştı bile. İşte o anda, yergök birden sessizleşti. Bir çoban köpeğinin uzaktan havlaması dışında her şey sustu. Kalbim o sessizlikte birden hızlandı. Nefesimle yarışır gibiydi.

O Gece, O İkilik

İçimde bir titreyiş dolaştı. Kimin kalbinden çıktığını bilemedim. O gece bir yerlerde içimizden biri sessizce yürüdü sanki, nereye olduğunu bilmeden. Elim değmedi belki ama kalbimin kıyısından geçti sanki. Perdeler hafifçe kıpırdandı, sanki içerideki sıcaklığı taşımak ister gibi pencereye dokundu. Her şey bir anlığına silikleşti. Eşyalar, duvarlar, hatta adlarımız bile sadece kalbimin göğsümden çıkacakmış gibi attığı bir an vardı. O an ne yaşandıysa oradaydı işte. Ne fazlası, ne de azı. Sessizlik bile sanki mahcuptu.

Sonrasında birbirimize bakmadık bile. Göz kapaklarımızda hala o anın izi vardı. Konuşulacak hiçbir şey yoktu. Çünkü yaşadığımız şey, bir olay değil, bir anıydı. Üzerime örttüğüm yorgan gibi sakindim ama içim sıcaktı hala. O sabah, kahvaltıya indiğimde herkes kendi dünyasında gibiydi. O ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi eski tahtaya yaslanmış sigarasını tüttürüyordu.

Ve O Sessiz Gece

O evdeki ikinci gecemdi. Havanın nemi ağırdı. Yapraklar bile kıpırdamıyordu. İçimde bir huzursuzluk, dışarıda bir sessizlik vardı. Zaman sanki çamura saplanmıştı, ilerlemiyordu. Perdeler kıpırtısız, saat tıkırtısız ama kalbim adını koyamadığım bir ritimle çarpıyordu. Gece yarısına doğru, bir kapı gıcırdadı uzaktan. Tanıdık bir sessizlik yaklaştı. Ay ışığı camdan içeri vurduğunda odada sadece iki gölge kalmıştı. Konuşmadık. Zaten ne söylense eksik kalacaktı.

.

O Geceyi Unutamıyorum

O köyden ayrıldığım gün arkamdan kimse su dökmedi. Uğurlama olmadı, sarılma da. Ama içimde hala ıslak bir şey vardı. O evin taş duvarlarına sinen kokusunu, o gecelerin yorgun sessizliğini hiç unutmadım. Unutamam da. Çünkü bazı anılar, yaşandıkları yere değil, insanın içine gömülür.

Ahmet’e dair hiçbir fotoğrafım yok. Bir mektup da bırakmadı bana. Ama hala gece sessizleştiğinde gözümün önünde beliren bir çift göz var. Ne zaman kendi sesimle baş başa kalsam, o gecelerin yankısı gelir kulağıma. Ne tam sevdik ne de hiç sevmedik. Sadece olduk o kadar.

Yeni Başlangıçlar ve Duygusal Derinlik

Bazen omzunun ucuyla bana dönüp baktığında o gece yeniden başlıyordu. Bazen bir ekmek uzatırken ellerimiz birbirine değdiğinde gece tekrar uyanıyordu. Sessizlik yeniden ses buluyordu. O evdeki ikinci gecemdi. Havanın nemi ağırdı. Yapraklar bile kıpırdamıyordu. İçimde bir huzursuzluk, dışarıda bir sessizlik vardı.