M48 Tankları Beş Parmak Dağlarını AŞTIĞINDA 😮 İmkansız Denilen Rota GEÇİLDİ!
.
Beşparmak’ta Kalan Çelik: 1024 Metrede Bir Tankın Hikâyesi
Kuzey Kıbrıs’ta, Beşparmak Dağları’nın 1024 metrelik zirvelerinden birinde, yarım asrı aşkın süredir rüzgâra ve tuzlu Akdeniz esintisine meydan okuyan bir tank durur. Kayalıkların arasına yaslanmış, namlusu ufka dönük hâlde… İlk kez görenler gözlerine inanamaz. Çünkü bulunduğu yer, bir tankın çıkabileceği türden bir yer değildir. Yol yoktur. Uçurumlar vardır. Dar keçi patikaları, keskin virajlar, taş ve toz…
Ama o tank bir efsane değildir.
O tank, 1974 yazında yaşananların sessiz bir tanığıdır.
Bu hikâye, 48,5 tonluk bir çelik kütlenin imkânsız denilen bir rotayı nasıl aştığının; bir sürücünün, bir mürettebatın ve bir ordunun kararlılığının hikâyesidir.

Temmuz 1974: Fırtına Öncesi
1974 yazında Kıbrıs’ta gerilim yılların birikimiyle patlama noktasına ulaşmıştı. 15 Temmuz’da, Yunanistan’daki askeri cunta destekli darbe ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios devrildi. Yerine, Enosis’i yani adanın Yunanistan’a bağlanmasını açıkça savunan Nikos Sampson getirildi.
Adadaki Kıbrıs Türkleri için bu gelişme varoluşsal bir tehditti.
Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarına dayanarak diplomatik girişimlerde bulundu. Ancak sonuç alınamayınca 20 Temmuz 1974 sabahı, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarihi açıklamasını yaptı: Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a müdahale ediyordu.
Harekât başlamıştı.
Paraşütçüler havadan indi. Denizden çıkarma birlikleri kıyıya ulaştı. Ancak havadan inen birliklerle denizden çıkan birliklerin birleşmesi kolay olmadı. Özellikle Girne hattı ve dağlık bölge kritik öneme sahipti.
Adanın kuzeyinde, sahil şeridinin hemen arkasında yükselen Beşparmak Dağları, doğal bir kale gibiydi. Bu dağ silsilesinin en stratejik noktalarından biri ise St. Hilarion Kalesi çevresiydi. Buradan hem Girne sahili hem de iç kesimler kontrol edilebiliyordu.
Rum kuvvetleri bu bölgeyi beton koruganlar, makineli tüfek yuvaları ve tahkimatlarla güçlendirmişti. Batılı bazı askeri uzmanlar, bu mevzilerin aylarca dayanabileceğini rapor ediyordu.
Fakat sahadaki gerçekler çok farklı gelişecekti.
2 Ağustos 1974: Lapta Muharebeleri
Birinci harekât 22 Temmuz’da ateşkesle durmuştu. Ancak sahadaki gerilim bitmemişti. Rum birlikleri mevzilerini koruyor, Türk bölgelerine yönelik baskılar sürüyordu.
2 Ağustos 1974 günü, Lapta bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Düşmanın dağ üzerindeki tahkimatını yarmak ve komandolara destek sağlamak için riskli bir plan devreye sokuldu.
Plan basitti ama çılgıncaydı:
Bir tank, tank geçişine uygun olmayan bir güzergâhtan Beşparmak Dağları’nın zirvesine çıkarılacak, düşman mevzileri arkadan vurulacaktı.
Görev, Ankara 28. Tümen Tank Taburu’na bağlı bir bölüğe verildi. Kullanılan tank, Amerikan yapımı bir M48 Patton idi. 90 mm ana topa sahip, yaklaşık 48,5 ton ağırlığında bir zırhlı dev.
Tankın komutanı Üsteğmen Mahmut Şanlıktı. Sürücü koltuğunda ise Van’ın Erciş ilçesinden vatani görevini yapmak için gelmiş genç bir er vardı: Abdülkadir Kurt.
Mürettebat beş kişiydi.
Önde bir tank, arkada bir diğer tank destek için yola çıktı. Ancak dağ yolu daha baştan ihanet etti. İkinci tank ilerleyemedi. Geri kaldı.
Önde giden tank devam etti.
Yolun Olmadığı Yer
Gece çökmek üzereydi. Dağ yolu dar, keskin virajlı ve yer yer uçurum kenarından geçiyordu. Tankın paletleri taşlara sürtünüyor, gövde kayalıklara yaslanıyordu.
Abdülkadir Kurt yıllar sonra o anı şöyle anlatacaktı:
“Yol yoktu. Uçurumun kenarından gidiyorduk. Her an aşağı yuvarlanacağız diye düşünüyordum.”
Tank ilerledikçe düşman ateşi başladı. Makineli tüfekler ve hafif silahlar karanlığı yarıyordu. Tank içindeki mürettebat karşılık verdi.
Çelik gövde mermileri tutuyordu ama dar yol hata affetmezdi. Direksiyonda en ufak bir yanlış manevra, tankı yüzlerce metre aşağı gönderebilirdi.
Saat 21.15 sularında tank, St. Hilarion bölgesinden zirveye doğru son tırmanışa geçti.
Ve o anda…
Bir patlama.
Mayın
Tank bir mayına basmıştı.
Patlamanın şiddetiyle 48 tonluk araç yaklaşık bir buçuk metre havaya kalktı. Sağ palet parçalandı. Tank şiddetle sarsıldı.
Abdülkadir Kurt’un ayağının altındaki zırhlı kapak yerinden fırladı. Ayağı parçalandı. Ama o an bunu fark etmedi.
Sonradan anlatacaktı:
“Mayın sağ palete geldi. Sol palete gelseydi uçuruma yuvarlanırdık. Allah korudu.”
Gerçekten de tank, sol taraftaki uçuruma doğru değil, sağ taraftaki kayalığa doğru savrulmuştu. Bu küçük fark, beş askerin hayatını kurtarmıştı.
Tank hareketsiz kalmıştı.
Ama savaş bitmemişti.
Hasarlı Tankta 6 Saat
Tank çalışmıyordu. Elektrik sistemi arızalanmıştı. Palet kopmuştu.
Ancak top hâlâ ateş edebiliyordu.
Mürettebat tankı terk etmedi. İçeride kalıp savaşmaya devam etti. Manuel atış sistemine geçildi. Nişancı Onbaşı Gürler Erdağ hedefleri birer birer vuruyordu.
Karanlıkta patlayan her mermi, dağdaki dengeleri değiştiriyordu.
Abdülkadir Kurt’un ayağından kan akıyordu. Üç saat boyunca fark etmedi. Sonra ayakkabısının içinin kanla dolduğunu gördü.
“Doktora gidemedim,” diyecekti yıllar sonra. “Savaşmaya devam ettik.”
Cephane giderek azaldı. Mürettebatın geri çekilme şansı yoktu. Geldikleri yol tankla dönülemeyecek kadar sarptı.
“Ya öleceğiz ya da onlara fırsat vermeyeceğiz,” dediler kendi aralarında.
Altı saat boyunca hasarlı tankın içinden ateş açtılar.
Sonunda cephane tükendi.
“Bu Tankı Buraya Nasıl Çıkardın?”
Tank tamamen hareketsiz kalınca mürettebat tahliye edildi. Ancak tankı aşağı indirmek mümkün değildi.
Birlik komutanı, Abdülkadir Kurt’a döndü:
“Evladım, bu tankı buraya nasıl çıkardın?”
Kurt’un cevabı yıllarca anlatıldı:
“Komutanım, o anda gözlerimin önünde dümdüz bir yol gördüm. Ateş ede ede çıktım.”
Komutan bu kez emretti:
“İndir o zaman.”
Kurt başını salladı:
“O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım?”
Bu diyalog, tankın yanına yerleştirilen kitabede de yer aldı. O tank, indirilemedi.
Orada kaldı.
Teknik Üstünlük ve İmkânsız Arazi
1974 harekâtında Türk zırhlı birlikleri ağırlıklı olarak M47 ve M48 Patton tanklarını kullanıyordu. Karşı tarafta ise çoğunlukla II. Dünya Savaşı döneminden kalma T-34 tankları vardı.
Teknik olarak Türk tankları daha güçlüydü. Ancak Beşparmak’taki görev teknik üstünlükle açıklanamazdı.
Çünkü mesele tank muharebesi değil, tankın çıkamayacağı bir yere çıkarılmasıydı.
Yol yoktu.
Harita üzerinde bile tank için uygun görünmeyen bir rota, karanlıkta ve ateş altında aşılmıştı.
Bu manevra, askeri literatürde nadir görülen bir örnek olarak anılmaya başladı.
Harekâtın Bedeli
Kıbrıs Barış Harekâtı boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri 498 şehit verdi. Kıbrıs Türk tarafının kaybı 1672 olarak kayıtlara geçti. En trajik olaylardan biri, yanlış koordinasyon sonucu TCG Kocatepe muhribinin Türk uçakları tarafından batırılması ve 54 askerin hayatını kaybetmesiydi.
Zaferin bedeli ağırdı.
Ancak harekât sonunda adanın kuzeyinde Mağusa’dan Lefke’ye uzanan hat kontrol altına alındı. Ada topraklarının yaklaşık %37’si güvence altına alındı.
Beşparmak’taki tank ise bu büyük tablonun küçük ama güçlü bir sembolü oldu.
.
.
Yarım Asır Sonra
Yıllar geçti. Rüzgâr tankın boyasını aşındırdı. Metal yüzey paslandı. Zaman zaman zarar gördü.
Sonrasında restore edildi.
Bugün Lefkoşa’dan Girne yoluna devam edip St. Hilarion kavşağından saparak o noktaya ulaşmak mümkün. Asfalt yol var artık.
Ama 1974’te asfalt yoktu.
Sadece karanlık, taş ve ateş vardı.
Abdülkadir Kurt savaştan sonra Erciş’e döndü. Çiftçilik yaptı. Kıbrıs gazisi olarak anıldı. Yıllar sonra silah arkadaşı Gürler Erdağ ile yeniden zirvede buluştu.
Tankın yanında şu ifade yazılıdır:
“Bu tank, Türke has atılganlık ve cüretkârlığın anıtlaşmış bir örneğidir.”
Bugün o tank hâlâ orada.
1024 metrede.
Akdeniz’e bakıyor.
Yolun olmadığı yerde açılmış bir yolun, karanlıkta görülen düz bir patikanın ve beş askerin kararlılığının sessiz tanığı olarak…
Ve belki de en çok şunu hatırlatıyor:
Bazı yollar haritada görünmez.
Ama inançla, cesaretle ve görev bilinciyle aşılır.
News
“Zengin öğrenci okulu şoke etti — Navy SEAL babası gelince gerçek ortaya çıktı.”
“Zengin öğrenci okulu şoke etti — Navy SEAL babası gelince gerçek ortaya çıktı.” . Zengin Öğrenci Okulu Şoke Etti —…
1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti.
1991’de Van sınırda kayboldu – 33 yıl sonra üniformanın cebindeki not herkesi şoke etti. . . . Süphan Dağı’nın Sessizliği…
Hamile Kadın Magandaların Kurbanı Oldu Babası Tugay Komutanı Çıkınca Olanlar Oldu
Hamile Kadın Magandaların Kurbanı Oldu Babası Tugay Komutanı Çıkınca Olanlar Oldu . . Dağların Gölgesinde Kefaret İstanbul Esenler Otogarı’nın kalabalığı…
Gültepe’de Adalet: Kaymakam ve Komiserin İmtihanı
Gültepe’de Adalet: Kaymakam ve Komiserin İmtihanı Gültepe ilçesinin üzerine doğan sabah güneşi, o gün her zamankinden daha solgun görünüyordu. Sokak…
VIRAL‼️ Matandang Lola Binuhusan ng Tubig Kanal, Tignan ang Matinding Sinapit ng Pulis na Ito‼️
VIRAL‼️ Matandang Lola Binuhusan ng Tubig Kanal, Tignan ang Matinding Sinapit ng Pulis na Ito‼️ . . . VIRAL‼️ Matandang…
Mahirap na Pamilya Pinalayas sa Reunion Dahil sa Sirang Figurine ng Mayaman-Pero Ikinagulat ng Lahat
Mahirap na Pamilya Pinalayas sa Reunion Dahil sa Sirang Figurine ng Mayaman-Pero Ikinagulat ng Lahat . . . Mahirap na…
End of content
No more pages to load






