Mafya Babası Habersiz Döndü — Hizmetçi “Sessiz Ol” Diye Fısıldadı: Sebep Gerçekten Şok Ediciydi
.
.
.
Mafya Babası Habersiz Döndü — Hizmetçi “Sessiz Ol” Diye Fısıldadı: Sebep Gerçekten Şok Ediciydi
1) “Nefes Alma… Sizi Duyarlarsa Ölürsünüz.”
Vincent Corsetti, kendi evinde ilk defa nefes almaktan korktu.
Ağır kadife perdelerin arkasında, hizmetçi koridorlarının gölgelerinde saklanırken; bir el bileğine yapışıp onu karanlığa çekti. O elin gücü beklenmedik değildi—inceydi, küçük ve sertti; ama kararlıydı. Asıl beklenmedik olan, o elin sahibiydi.
Lily.
Vincent’ın dört yıldır aynı malikanede yaşayıp da adını bile doğru dürüst hatırlamadığı hizmetçisi Lily, titrek parmağını dudaklarına bastırdı. Kehribar rengi gözleri korkuyla büyümüştü.
“Sessiz ol…” diye fısıldadı. “Nefes almayın. Sizi duyarlarsa ölürsünüz.”
Vincent, ucuz çamaşır sabununun ve korkunun terli kokusunu, ilk kez bu kadar net duydu. Perdelerin ötesinde ayak sesleri vardı. Bu sesler, malikanenin normal gece devriyelerine benzemezdi. Daha ağır, daha emin… Sanki ev artık sahibini tanımıyordu.
Vincent, perde aralığından salonu gördü.
İmparatorluğunun çöküşünü.
Camilla, nişanlısı… koltuğa rahatça yayılmıştı. Elindeki kadeh viskiyi sallıyor, gülüyordu. Yanında Vincent’ın küçük kardeşi Marco vardı. Marco’nun vücudu Camilla’ya gereğinden fazla yakındı; gözlerindeki rahatlık ise “kazanmış” bir insanın rahatlığıydı.
Vincent’ın beyninde bir şey çatladı.
Çünkü onların konuşması, bir anlaşmanın konuşması değildi. Bu, bir sonucun konuşmasıydı.
Marco, Vincent’ı öldürmenin beklediklerinden daha zor olduğunu, sanki hava durumundan bahseder gibi mırıldandı. Camilla da iç çekip, “dozu iki katına çıkardım” dedi. Sonra kadehindeki buzları şıngırdatarak gülümsedi.
Vincent’ın son aylarda yaşadığı her baş dönmesi, her mide bulantısı, her güçsüzlük anı bir anda korkunç bir açıklığa kavuştu.
Stres değildi.
Yaşlılık değildi.
Yorgunluk değildi.
Bu, her gece “aşkım” diyen kadının, bir öpücükle uzattığı viskiye karıştırdığı zehirdi.
Vincent’ın içini bir sıcaklık değil, buz gibi bir boşluk kapladı. Bir mafya babası olarak defalarca ihanete tanık olmuştu. Ama kendisine… kendi evinde… kendi yatağında… en yakın iki insan tarafından…
Ve Lily, Vincent’ın bunu sindirmesine izin vermedi.
Bileğinden çekip, hizmetçi koridorlarına sürükledi.

2) Görünmez Koridorlar
Vincent, malikanede “gizli” koridorlar olduğunu bilirdi. Ama bilmek başka, o koridorlarda gerçek ölüm korkusuyla yürümek başkaydı. Lily her köşeyi tanıyordu. Hangi basamak gıcırdar, hangi kapı sessiz açılır, hangi duvarın ardında boşluk vardır… hepsini biliyordu.
Vincent, bir an bile Lily’nin bu malikaneyi kendisinden daha iyi bildiğini fark etti.
Bu farkındalık, bir tokat gibiydi.
Çünkü Vincent Corsetti, kendini her şeyin merkezinde sanmıştı. Oysa o ev, aslında görünmez insanların elleriyle dönüyordu. Lily gibi insanların.
Bir köşeyi dönmüşlerdi ki, koridorda ağır ayak sesleri yankılandı. Lily anında Vincent’ı karanlık bir oyuk gibi duran nişe itti. Işık bir an geçti—bir el feneri ışığı.
Vincent nefesini tuttu.
Kendi korumalarından biri devriye geziyordu. Yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Patronunun birkaç adım ötede, perde arkasında saklandığını bilmiyor gibiydi.
“Bilmiyor mu… yoksa biliyor mu?” diye düşündü Vincent.
Ve o an, Vincent’ın güven duygusu tamamen çöktü. Çünkü Marco her şeyi satın alabilecek kadar açgözlüydü. Korumaları, şoförleri, kapıdaki adamları… Hepsi ya sadıktı ya satın alınmıştı. Vincent artık ayırt edemiyordu.
Koruma gidince Lily, Vincent’ı tekrar çekti. Daha hızlı, daha acil.
Sonunda yardımcı mutfağın arka kapısına ulaştılar. Yağmur dışarıda gökyüzünün ağlaması gibi yağıyordu. Vincent, garaja doğru baktı. Süper arabaları oradaydı—güç, hız ve kaçışın sembolü.
“Garaja götür,” dedi refleksle.
Emir vermeyi bırakmak zor bir alışkanlıktı.
Lily başını salladı.
“Arabalarında takip sistemi var,” dedi. “Marco da takip edebilir. Polis de. Kaçmak mı istiyorsun, yoksa onlara harita mı vermek istiyorsun?”
Vincent itiraz edecekti. “Ben Vincent Corsetti’yim. Otobüse binmem.” diyecekti.
Ama zehir, adrenalin çekilince kendini gösterdi. Bir baş dönmesi geldi, dizleri boşaldı. Lily zamanında tuttu.
O an Vincent şunu anladı: Güç dediği şey, bedeninin içinde değilse—hiçbir şeydi.
Yağmurda yürüdüler. İki gölge, Chicago’nun karanlık sokaklarında kayboldu. Lily durmadı. Vincent’ın ıslak gömleği cildine yapışıyor, kemiklerine soğuk işliyordu. Ama Lily’nin adımları kararlıydı.
Sonunda loş bir ışığın vurduğu ıssız bir gece otobüs durağına vardılar. Lily Vincent’ı eski bir bankın üzerine oturttu.
Vincent ilk kez Lily’ye gerçekten baktı.
Kadın düşündüğünden daha küçük, daha zayıftı. Saçları yüzüne yapışmıştı. Gözleri… o gözler… Kehribar rengi, ama yorgun bir av hayvanı gibi tetikte.
Dört yıl.
Vincent dört yıl boyunca aynı evde yaşayıp da bu kadının yüzüne “gerçekten” bakmamıştı.
Otobüs geldi. Neredeyse boştu. Lily onu arka koltuğa oturttu.
Vincent, “Nereye gidiyoruz?” diye sormak istedi. Ama zehirin sis gibi ağırlaştırdığı yorgunluk onu içine çekti.
Gözlerini yeniden açtığında, eski bir kilisenin önündeydiler.
3) Peder Thomas’ın Kapısı
Kilise, tuğla duvarları çatlamış, vitrayları solmuş bir binaydı. Çan kulesi yılların yüküyle eğilmiş gibiydi. Lily, kapıya belirli bir ritimle vurdu: üç kez, durakladı; iki kez daha.
Kapı açıldı.
Yaşlı bir adam çıktı. Saçları bembeyaz, gözleri yumuşak ama derin. Lily’nin sesi ilk kez titredi:
“Peder Thomas… yardıma ihtiyacım var.”
Rahip hiçbir soru sormadı.
Vincent’a baktı, Lily’ye baktı. Sonra kenara çekildi.
“Tanrı sığınak arayanların geçmişini sorgulamaz,” dedi.
Onları sunağın arkasındaki dar bir odaya götürdü. Eski bir yatak, tahta bir sandalye, duvarda bir haç…
Vincent yatağa yığıldı. Vücudunun içinden ateş yükseliyordu. Zehir, adrenalin çekilince gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı.
Karanlık onu yutmadan önce gördüğü son şey, Lily’nin ona baktığı o kehribar gözlerdi. O bakışta, Vincent’ın adını koyamadığı bir şey vardı: korku değil, nefret değil…
Sanki… karar.
4) Ateş Gecesi
İlk gece, Lily Vincent’ın öleceğini sandı.
Ateş fırtına gibi geldi. Vincent titredi, terledi, sayıkladı. Lily, soğuk suya batırdığı bezle alnını sildi. Peder Thomas bitkisel bir ilaç getirdi, su getirdi, eski bir kase lapayla Vincent’ı beslemeye çalıştı.
Ama Vincent hiçbir şey yutamıyordu.
Deliryumun içinde mırıldandığı kelimeler, Lily’nin kalbini sıkıştırdı.
“Anne…” dedi Vincent. “Anne… özür dilerim.”
Lily dondu kaldı. Çünkü Vincent’ın annesini herkes bilirdi: Marco doğarken ölmüştü. Vincent sekiz yaşında annesini kaybetmiş, sonra küçük kardeşini büyütmek zorunda kalmıştı.
Vincent bir kez daha sayıkladı:
“Babam… ailemizi koruyacağım… söz…”
Lily, Chicago’nun en korkulan adamında hiç görmediği bir şeyi gördü:
Yalnız bir çocuk.
Bir an için Vincent Corsetti, mafya babası değil; travmayla büyümüş, hayatı boyunca güçlü olmak zorunda kalmış bir insandı.
İkinci gece ateş zirve yaptı. Vincent kasıldı. Nefesi düzensizleşti. Lily panikleyip Peder Thomas’ı çağırdı. Rahip dualar mırıldandı. Lily su içirmeye çalıştı. Vincent gözlerinden yaşlar akarken fısıldadı:
“Marco… neden? Sana her şeyimi verdim…”
Lily’nin göğsü daraldı.
Corsetti ailesinden nefret etmişti. O lüks malikaneden nefret etmişti. Çünkü onun hayatında “güç” hep bir tehdit olmuştu. Ama şimdi Vincent’ı zayıf ve yıkılmış görünce, nefretin içine başka bir şey karıştı.
Tanıdık bir şey: terk edilmişlik.
Lily, Vincent’ın elini tuttu. Onun büyük, pürüzlü avuç içi artık güçten değil; zayıflıktan ağırdı.
Ve Lily, kendisine bile itiraf edemediği bir cümleyi fısıldadı:
“Ölme.”
Üçüncü sabah, ateş düştü.
Vincent’ın nefesi düzeldi. Lily’nin dizleri çözüldü. İlk kez ağladı—üzüntüden değil, rahatlamadan.
Çünkü o an anladı: Vincent’ın hayatta kalması, kendi hayatı için de garip bir şekilde önemliydi.
5) “Beni Neden Kurtardın?”
Vincent gözlerini açtığında tavan yabancıydı. Küf lekeleri, dar bir pencere, haç…
Sonra her şey geri geldi: Camilla, Marco, viski, zehir, perdeler…
Başını çevirdi.
Lily, tahta sandalyede uyuyakalmıştı. Saçları yüzüne düşmüş, elinin biri hâlâ Vincent’ın elini tutuyordu. Göz altları mor, dudakları kuru, yüzü yorgunluktan gerilmişti.
Vincent ilk kez Lily’yi bir “hizmetçi” gibi değil, bir “insan” gibi gördü.
Kısık bir sesle sordu:
“Neden?”
Lily irkildi, gözlerini açtı. Önce alarm, sonra rahatlama…
Vincent tekrar sordu:
“Beni neden kurtardın? Bana borcun yoktu.”
Lily elini yavaşça çekti.
“Çünkü,” dedi, “kimse—kim olursa olsun—güvendiği birinin elinde ölmeyi hak etmez.”
Cevap basit ve acımasızdı.
Vincent gözlerini kapattı. Camilla’nın her gece gülümseyerek uzattığı kadehi düşündü. Marco’nun “kardeşim” diye sarılmasını düşündü. Kendi körlüğünü düşündü.
Öfke damarlarında kaynadı.
“Onu öldüreceğim,” diye hırladı.
Lily, hiç korkmadan sözünü kesti:
“Şu anda kimseyi öldürecek kadar güçlü değilsin.”
Vincent dondu. Hayatında çok az insan onu böyle kesebilmişti. Lily devam etti:
“Yataktan kapıya yürüyemiyorsun. İntikam mı istiyorsun, intihar mı?”
Vincent’ın ağzından kelime çıkmadı.
Ve o an Vincent, Lily’nin sadece bir hizmetçi olmadığını fark etti. Onun bakışlarında, “daha kötü şeylerle” yüzleşmiş bir insanın sakinliği vardı.
“Kimsin sen?” diye sordu, bu kez emir gibi değil… merak gibi.
Lily uzun süre sustu. Sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
6) Lily’nin Gerçeği
“Detroit’te doğdum,” dedi Lily. “Babam tamirciydi. Annem çamaşırhanede çalışırdı. Fakirdik ama ben bilmezdim. Annem yemek yaparken şarkı söylerdi…”
Bir an durdu. Sanki geçmişe dokununca canı acımıştı.
“Babam kumar bağımlısıydı. Mafyaya borcu vardı. On iki yaşındayken… bir ‘kaza’ yaptılar. Araba… ağaca çarptı dediler. Babam içki içmezdi.”
Vincent, bu cümledeki anlamı anladı. Bazı “kazalar” kazaydı. Bazıları ise mesaj.
“Annem dayanamadı,” dedi Lily. “Altı ay sonra öldü. On iki yaşındaydım. Yalnız kaldım.”
“Sonra bir amcam çıktı,” diye devam etti. “Beni yanına aldı. ‘Bakacağım’ dedi. İnanmıştım. Kan bağı sevgi demek sanmıştım…”
Lily’nin sesi fısıltıya düştü.
“On altı yaşındayken… beni borcunu ödemek için sattı.”
Vincent’ın çenesi kasıldı.
Lily ayrıntıya girmedi. Sadece şunu söyledi:
“Ölümden daha kötü şeyler var. Ben yaşadım.”
Sonra Peder Thomas’tan bahsetti. Bir baskın sırasında onu görmüş, sığınak bulmuş, yeni belgeler ayarlamış, ona yeni bir isim vermişti.
“Lily Monroe benim gerçek adım değil,” dedi. “O isimdeki kız… o bodrumda öldü. Ben geriye kalanımmışım.”
Ve sonunda Corsetti ailesine “borç” gibi dönmüştü. Ya malikanede çalışacak, ya sokağa geri dönecekti. O, malikaneyi seçmişti. Çünkü orada kimse ona dokunmuyordu. Görünmez olmak, güvenliydi.
“Dört yıl boyunca senin evinde çalıştım,” dedi. “Görünmez olmayı öğrendim. Kimse adımı hatırlamadı. Sen bile.”
Vincent, boğazında bir düğüm hissetti. Çünkü doğruydu. Lily, onun evinde bir gölgeydi.
“Ta ki…” dedi Lily, “o gece seni öldürmekten bahsettiklerini duyana kadar.”
Vincent’ın gözleri karardı.
“Amcanın adı?” diye sordu.
Lily irkildi.
Vincent cümleyi kurşun gibi söyledi:
“Seni satan adamın adı ne?”
Lily, Vincent’ın gözlerindeki öfkeyi gördü. Bu öfke kendisi için değildi—Lily için, onun adına.
Ve Lily ilk kez titredi. Korkudan değil. Birinin, onun adına öfkelenmesinden.
7) Radyo: “1 Milyon Dolar Ödül”
Peder Thomas odaya eski bir radyo getirdiğinde, dışarıdaki dünyanın ne kadar hızlı değiştiği ortaya çıktı.
Spikerin sesi cızırtılıydı:
“Son dakika… Mafya patronu Vincent Corsetti’nin kaçırıldığı sanılıyor. Kardeşi Marco Corsetti, bilgi verenlere 1 milyon dolar ödül açıkladı…”
Vincent dik oturdu.
Marco’nun sesi radyodan geldi. Kusursuz bir performansla ağlıyordu:
“Kardeşim benim her şeyim… Onu bulun… Ne pahasına olursa olsun…”
Camilla’nın sesi de “çaresizlikle” yankılandı:
“Vincent, eğer duyuyorsan… seni seviyorum… lütfen dön…”
Lily’nin midesi bulandı. Çünkü gerçeği görmüştü: Camilla karanlıkta Marco’ya gülümserken, zehir dozunu konuşurken…
Ve şimdi dünya onların rolüne inanıyordu.
Spiker devam etti: FBI soruşturmaya katılmıştı. Chicago polisi Corsetti ailesiyle iş birliği yapıyordu. Yüzbaşı Daniel Reed konuşuyordu.
Vincent acı bir kahkaha attı.
“Reed,” dedi, ismi tükürür gibi. “Marco için beni avlıyor.”
Lily pencereye baktı. 1 milyon dolar… Bu mahallede herkesin hayatını değiştirecek paraydı. İnsanların vicdanını susturacak paraydı.
“Burada sonsuza kadar saklanamayız,” dedi Lily.
Vincent cevap vermedi. Ama gözlerindeki bakış değişmişti. Kör öfke değil… plan.
8) Tony Romano’nun Gelişi
Bir gece kapı çalındı.
Üç sert vuruş, duraklama, iki hafif vuruş…
Lily işareti tanıdı. Vincent’a baktı. Vincent başını salladı.
Kapı açıldı ve içeri Tony Romano girdi: Vincent’ın güvenlik şefi. Sert yüzlü, iri yapılı bir adam. Vincent’ı görünce çöktü. Ağladı.
“Patron… hayattasın…”
Vincent onu kaldırdı. Lily’nin hiç görmediği bir şey yaptı: Tony’yi kucakladı.
“Buradayım,” dedi.
Sonra Vincent Lily’yi işaret etti:
“Onun sayesinde.”
Tony, Lily’ye saygıyla başını eğdi.
Tony haberleri anlattı: Marco imparatorluğun kontrolünü ele almıştı. Daha da kötüsü…
Rus mafya lideri Nikolay Wulkov’la anlaşma yapıyordu.
Vincent’ın yüzü taş kesildi. Çünkü Wulkov, yıllar önce Vincent’ın babasının ölümünün gölgesinde duran isimdi.
“Ne zaman?” diye sordu Vincent.
Tony cevapladı:
“Yıllık hayır galasında. Grand Meridian Oteli’nde. Bir hafta sonra. Basının, politikacıların önünde.”
Vincent’ın gözlerinde soğuk bir ışık yandı.
“Halka açık,” dedi. “Kamera var. Tanık var. Orada beni ‘sessizce’ yok edemez.”
Tony başını salladı.
“Ama kanıt lazım,” dedi. “Ve içeriden göz kulağa ihtiyacımız var.”
İkisi de Lily’ye döndü.
Lily’nin kalbi sıkıştı.
O birini kurtarmıştı. Şimdi ise… düşmanın ortasına girecekti.
Vincent, Lily’nin karşısına geçti. Sesi emir değil, ilk kez neredeyse yalvarıştı:
“Hayatımı kurtardın. Şimdi senden bir kez daha rica ediyorum… her şeyi geri almama yardım et.”
Lily, Vincent’ın gözlerinde gördüğü şeyi düşündü: Uykusunda ağlayan adamı. Annesini çağıran çocuğu.
Başını salladı.
“Yapacağım,” dedi.
9) Gala Gecesi
Grand Meridian Oteli ışıl ışıldı. Kristal avizelerden ışıklar yağmur gibi dökülüyor, şampanya su gibi akıyordu. Bu, Corsetti ailesinin “hayır gecesiydi”—ironinin en acımasız hali.
Lily siyah garson üniformasıyla servis girişinden içeri süzüldü. Başını eğdi. Görünmezliği en büyük silahıydı.
Kalabalığın ortasında Marco’yu gördü. Yeni taç giymiş bir kral gibi gülümsüyordu. Yanında Camilla… kırmızı elbisesiyle parlıyordu. Parmaklarında Vincent’ın yüzüğü hâlâ duruyordu.
Lily’nin midesi bulandı.
Bir süre sonra Marco’nun özel toplantı odalarına gittiğini gördü. Yanında Nikolay Wulkov vardı. Lily onları takip etti. Kapı aralıktı. İçeride kalın bir dosya… imzalar…
Corsetti imparatorluğu gözlerinin önünde satılıyordu.
Lily geri çekildi. Tony’ye işaret vermeliydi.
Ama arkasını döndüğünde… bir göğse çarptı.
Marco.
Gözleri buz gibiydi.
“Lily Monroe,” dedi sakin bir sesle. “Kardeşim kaybolduğu gece ortadan kaybolan hizmetçi… ne ilginç.”
Lily’nin bileğini yakaladı. Sertçe çekti. Karanlık bir köşeye itip duvara sıkıştırdı.
“Kardeşim nerede?” diye tısladı. “Onu nerede saklıyorsun?”
Lily konuşmadı. Gözlerini kaçırmadı.
Marco’nun yüzü değişti. Ceketinin içinden bir silah çıkardı ve Lily’nin alnına doğrulttu.
“Üçe kadar sayacağım,” dedi. “Söylemezsen…”
Lily gözlerini kapattı. Korku yoktu. Yalnızca bir “son” hissi. Ama pişmanlık hissetmedi.
“Bir…”
“İki…”
Ve tam üçüncü kelime çıkacakken, koridoru yaran başka bir ses geldi—bıçak gibi keskin:
“Onu bırak.”
Lily gözlerini açtı.
Marco’nun yüzünde ilk kez gerçek korku vardı.
Koridorun sonunda Vincent Corsetti belirdi. Siyah takım elbisesi içinde dimdik. Gözleri çelik gibi.
Marco kekelendi:
“Sen… hayattasın… bu imkânsız…”
Vincent yürüdü. Sakin. Ölümcül.
Marco’nun tereddüdü bir an sürdü—Lily’ye mi, Vincent’a mı?
O an, oyunun bittiği andı.
Çevredekiler bağırdı. Müzik durdu. İnsanlar koridora aktı. Kameralar, flaşlar…
Tony Romano ve adamları ortaya çıktı. Toplantı odasından çıkan dosya alındı. Wulkov yakalandı. Her şey, ışıkların önünde, tanıkların içinde oldu.
Marco yerdeydi.
Camilla kalabalığı yararak koştu. Ağlıyor, “Yanlış anlama” diyordu. Sahnesi kusursuzdu—ama Vincent’ın sesi daha soğuktu:
“Viski dozunu iki katına çıkardığını duydum.”
Camilla dondu.
O an FBI içeri girdi. Bir ajan, kelepçeleri çıkardı. Camilla bağırdı, ismini, babasını, gücünü söyledi—ama bu kez kimse dinlemedi.
Vincent, kalabalığın önünde konuştu:
“Kaçırılmadım. Kendi kardeşim ve nişanlım tarafından zehirlendim.”
Salon buz kesti.
Sonra Vincent kalabalığı yarıp Lily’nin yanına gitti. Onun elini tuttu. Lily geri çekilmeye çalıştı—alışkanlık. Görünmezliğe dönmek.
Ama Vincent izin vermedi.
“Bu kadın,” dedi yüksek sesle. “Beni kurtardı. Parası yoktu. Gücü yoktu. Ama sadakati vardı.”
Lily’nin gözlerinden yaş aktı. İlk kez “görülüyordu.”
10) Özgürlük
O gece her şey bittiğinde, Vincent ve Lily balkonda şehre baktı. Chicago ışıl ışıldı. Yağmur kokusu geliyordu.
Vincent yumuşak bir sesle sordu:
“Yarından sonra ne istiyorsun?”
Lily bir süre sustu. Sonra elini göğsüne koydu.
“Özgür olmak istiyorum,” dedi. “Gerçekten özgür. Korkusuz uyanmak istiyorum.”
Vincent başını salladı.
“Söz veriyorum,” dedi. “Seni bağlayan her şeyi sileceğim.”
Lily ona baktı. Bu sözün “para sözü” olmadığını anladı. Bu, bir insanın başka bir insana ilk kez dürüstçe verdiği sözdü.
Vincent bir an sonra ekledi, bu kez daha kırılgan:
“Kalmanı istiyorum.”
Lily gülümsedi. Küçük, gerçek bir gülümseme.
Otelin önünde dizilmiş lüks arabaların yanından geçtiler. Vincent, bir taksi çevirdi. Eski, sıradan bir taksi.
Arka koltuğa oturduklarında Vincent fısıldadı:
“Bu… kendimi ilk kez güvende hissettiğim an.”
Lily cevap verdi:
“Bu da… ilk kez görünmez olmadığım an.”
Taksi onları geceye taşıdı.
Yıkılmış bir imparatorluğu arkalarında bırakıp, yazılmamış bir geleceğe doğru.
News
Sessiz Kâtibe – 3 Asker Onu Köşeye Sıkıştırdı – O Tek Hareket Her Şeyi Değiştirdi
Sessiz Kâtibe – 3 Asker Onu Köşeye Sıkıştırdı – O Tek Hareket Her Şeyi Değiştirdi . . . Sessiz Kâtibe…
Iron Hollow Ailesi Üçüzlerinin Korkunç İlişkileri—Ailelerindeki Tüm Kadınlarla Evlendiler
Iron Hollow Ailesi Üçüzlerinin Korkunç İlişkileri—Ailelerindeki Tüm Kadınlarla Evlendiler . . .Iron Hollow Ailesi Üçüzlerinin Korkunç İlişkileri — “Lanetli Vadi”…
Bir Papağan, 14 Yıllık Kayıp Vakayı Nasıl Ortaya Çıkardı?
Bir Papağan, 14 Yıllık Kayıp Vakayı Nasıl Ortaya Çıkardı? . . . Bir Papağan, 14 Yıllık Kayıp Vakayı Nasıl Ortaya…
Teröristler Onu Çoban Sandı — Aslında Bordo Bereli Timbaşıydı!
Teröristler Onu Çoban Sandı — Aslında Bordo Bereli Timbaşıydı! . . . Teröristler Onu Çoban Sandı — Aslında Bordo Bereli…
1948’de Adana’da Gösterilen O FİLM Neden Tüm Arşivlerden SİLİNDİ?
1948’de Adana’da Gösterilen O FİLM Neden Tüm Arşivlerden SİLİNDİ? . . . 1948’de Adana’da Gösterilen O FİLM Neden Tüm Arşivlerden…
Üniformalı Zorba – Garibanı Ezdi – O Kadının Gerçek Kimliği Ortaya Çıkınca Yalvarmaya Başladı
Üniformalı Zorba – Garibanı Ezdi – O Kadının Gerçek Kimliği Ortaya Çıkınca Yalvarmaya Başladı . . . Üniformalı Zorba Garibanı…
End of content
No more pages to load






