MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE YAŞAYAN BİR KADIN VE ÇOCUKLAR BULUR… VE YAPTIĞI ŞEY…

.
.
.

MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE YAŞAYAN BİR KADIN VE ÇOCUKLAR BULUR… VE YAPTIĞI ŞEY HAYATI DEĞİŞTİRİR

Emir Demir, paslanmış kapının önünde durduğunda, göğsüne bir ağırlık çöktü.
Bu kapı…
On beş yıldır açmadığı, hatta düşünmemeye yemin ettiği kapıydı.

Ege’nin iç kesimlerindeki bu küçük kasaba, onun için geçmişin tozlu bir sayfasıydı. Yoksulluk, soğuk geceler, yarım kalan hayaller ve annesinin sessiz fedakârlıkları… Hepsi bu evin duvarlarına sinmişti. Şimdi ise Emir, İstanbul ve İzmir arasında servetini katlayan, adını gazetelerde gördüğü milyoner bir iş adamıydı.

Bu eve yalnızca bir sebeple gelmişti:
Araziyi satmak.

Büyük bir gayrimenkul projesi, milyonlarca lira ve yepyeni bir gelecek…
Ama kapıyı açtığı an, hiçbir şey planladığı gibi olmadı.

MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE YAŞAYAN BİR KADIN VE ÇOCUKLAR BULUR… VE YAPTIĞI ŞEY…


Kapı Açıldığında

Kapı gıcırdayarak açıldı.
Karşısında genç bir kadın duruyordu.

Kadın refleksle arkasına bir çocuk sakladı, diğer koluyla kucağındaki küçük çocuğu daha sıkı kavradı. Gözlerindeki panik saklanamayacak kadar açıktı.

“Lütfen… Beyefendi, açıklayabilirim…” dedi titrek bir sesle.

Emir birkaç saniye konuşamadı.
Bu evin boş olması gerekiyordu.

Kadının üzerindeki pembe elbise solgundu ama temizdi. Kucağındaki çocuk üç yaşından büyük değildi. Büyük, meraklı gözlerle Emir’e bakıyordu. Yaklaşık altı yaşındaki kız ise annesinin eteğine tutunmuş, temkinli bir şekilde yabancıyı süzüyordu.

“Buraya nasıl girdiniz?” diye sordu Emir, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.

Kadın başını eğdi.
“Ben Elif… Elif Kaya. Gidecek yerimiz yoktu. Ev yıllardır terk edilmiş görünüyordu.”

Emir içeriye baktı.
Eskiden örümcek ağlarıyla kaplı salon şimdi yaşam izleri taşıyordu. İpe asılmış çamaşırlar, eski bir masanın üzerinde düzenlenmiş mutfak eşyaları, yere serilmiş yataklar… Mutfaktan sade bir yemek kokusu geliyordu.

“Ne kadar süredir buradasınız?”

“Üç ay…” diye fısıldadı Elif.


Geçmişin Yankısı

Emir’in göğsünde tanıdık bir sıkışma hissetti.
Bu evde bir zamanlar o da aç yatmıştı. Babası gittikten sonra annesiyle birlikte hayatta kalmaya çalışmış, soğuk kış gecelerinde aynı duvarlara bakarak uyumuştu.

“Dinleyin,” dedi Emir sonunda.
“Durumunuzu anlıyorum ama bu mülk satılacak. Burada kalamazsınız.”

Elif gözlerini kapattı.
Cesaret topluyordu.

“Siz… sahibisiniz, değil mi?” dedi.
“Komşular, buranın Ege’den bir aileye ait olduğunu, oğullarının zengin olduğunu ama geri dönmediğini söylüyorlardı.”

Emir’in kalbi burkuldu.
Doğruydu.
O evden kaçmıştı.

Elif bir adım attı.
“Sadece bir hafta… Lütfen. Bir hafta verin. O zamana kadar bir yer bulurum. Söz veriyorum.”

Çocuklar sessizce onu izliyordu.
Emir karar vermekte zorlandı.

Sonunda derin bir nefes aldı.
“Bir hafta. Ama sonra gitmeniz gerekiyor.”

Elif’in yüzündeki rahatlama kısa ama içtendi.
“Çok teşekkür ederim. Gerçekten…”

“Adım Emir Demir.”

“Teşekkür ederim Emir Bey.”

Emir arkasını dönüp gitti ama arabaya binerken, Elif’in çocukları dünyanın en değerli varlığıymış gibi tutan hali aklından çıkmadı.


Geri Dönüş

İki gün sonra Emir, kendini tekrar Urla yolunda buldu.
Bunu “kontrol etmek” diye adlandırdı ama içten içe bunun bir bahane olduğunu biliyordu.

Eve vardığında Elif’i bahçede çamaşır asarken gördü. Aynı elbise vardı üzerinde ama bu kez temiz ve ütülüydü. Çocuklar, teneke arabalar ve bez bir bebekle oynuyordu.

“Emir Bey?” diye seslendi Elif şaşkınlıkla.
“Bir sorun mu oldu?”

“Hayır… Sadece nasıl gittiğini görmek istedim.”

İçeri girdi.
Ev tanınmayacak haldeydi.

Eski mobilyalar onarılmış, pencerelere kumaş perdeler asılmış, küçük kız için kitaplarla dolu bir çalışma köşesi hazırlanmıştı.

“Bu kitapları nereden buldunuz?” diye sordu Emir.

“Tavan arasındaki sandıktaydılar.”

Emir kitaplardan birini eline aldı.
Küçük Prens.

İlk sayfada çocuk el yazısıyla bir isim vardı:
Emir Demir – 8 yaş

“Bu kitap… benimdi,” diye mırıldandı.

Elif telaşlandı.
“Özür dilerim, bilmiyordum…”

“Hayır,” dedi Emir.
“Kalsın. Zeynep okusun.”

Zeynep’in gözleri parladı.
“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”


Bir Yuva Gibi

Emir, çocuklarla yere oturup teneke arabalarla oynamaya başladığında, yıllardır hissetmediği bir sıcaklık göğsüne yayıldı.

Kerem, pantolonunu çekiştirdi.
“Yarın yine gelir misin Emir abi?”

Bu kelime… Abi
Yıllardır kimse ona böyle seslenmemişti.

“Belki,” dedi Emir.
“Gelmeni istiyorum,” dedi çocuk masumca.

O gece Emir, ilk kez ertesi gün için sabırsızlandı.

Gerçek Tehdit

Beşinci gün Elif panik içinde aradı.
“Ailem beni buldu. Evlenmemi istedikleri adam kasabada.”

Emir hiç düşünmedi.
“Kapıları kilitleyin. Geliyorum.”

O adamı buldu.
Yılmaz Polat… Parayla konuşan, korkuyla yöneten bir adam.

Emir masaya kartvizitini koydu.
“Elif benim korumam altında.”

Borcu ödedi.
Belgeleri imzalattı.

“Bir daha asla yaklaşmayacaksın.”

Yılmaz başını sallayıp gitti.

Elif rahatlamaktan ağladı.
“Bunu neden yaptınız?” diye sordu.

“Çünkü annem de aynısını yapardı.”


Karar

Emir satış sözleşmesini iptal etti.
Ortakları çıldırdı.

“Bu ev satılmayacak,” dedi net bir sesle.
“Burası bir yuva.”

Elif’e döndü.
“İsterseniz burada kalabilirsiniz. İstediğiniz kadar.”

O gece terasta uzun uzun konuştular.
Korkuları, geçmişleri, umutları…

Ve Emir o an anladı:
Aşık olmuştu.


Yeni Bir Hayat

Aylar geçti.
Ev yenilendi ama ruhu korunarak.

Kerem Emir’e baba demeye başladı.
Zeynep kitaplarıyla büyüdü.
Elif kendi dikiş atölyesini kurdu.

Bir akşam Emir aniden sordu:
“Benimle evlenir misin?”

Elif ağlayarak “Evet” dedi.

Düğün sade ama gerçekti.
Sonra Emir çocukları resmen evlat edindi.

Hakim sordu:
“Soyadını almak ister misiniz?”

Zeynep hiç tereddüt etmedi.
“Evet. Artık gerçek bir aileyiz.”


Yıllar Sonra

O eski, terk edilmiş ev artık bir umut merkeziydi.
Zor durumdaki aileler burada barınak değil, yeniden başlama şansı buluyordu.

Kerem mühendis oldu.
Zeynep öğretmen.

Elif kadınlara destek veren bir girişimciye dönüştü.
Emir ise şunu öğrendi:

Gerçek zenginlik banka hesabında değil,
akşam eve döndüğünde seni bekleyen insanlardadır.

Bir gece Elif sordu:
“Geriye dönüp bir şeyi değiştirebilseydin?”

Emir gülümsedi.
“Hiçbir şeyi. Çünkü her acı bizi buraya getirdi.”

Yıldızların altında, bir zamanlar satılmak üzere olan o evin terasında,
bir milyoner artık şundan emindi:

Dünyanın en zengin adamı, sevgiyle dolu bir eve sahip olandı.